Türkiye kan gölüne döndü, yurdun her köşesine şehitler gidiyor. Kırşehir’de iki hafta önce şehit olan polis memuru Feyyaz Yumuşak’ı toprağa vermiş ve göz yaşlarımız henüz kurumamışken, Pazartesi günü de uzman onbaşı Mehmet Kara’yı şehit vererek acımız fazlasıyla arttı.

Türkiye kan gölüne döndü, yurdun her köşesine şehitler gidiyor.
Kırşehir’de iki hafta önce şehit olan polis memuru Feyyaz Yumuşak’ı toprağa vermiş ve göz yaşlarımız henüz kurumamışken, Pazartesi günü de uzman onbaşı Mehmet Kara’yı şehit vererek acımız fazlasıyla arttı.
İster istemez kökü bir türlü kazınamayan bu terör yüzünden Türkiye ve ilimiz Kırşehir’de kaç şehit verilecek onu merak ediyoruz.
Peki ne olacak bu işin sonu, nereye kadar gidecek?
Bir gün üç, bir gün beş, bir gün sekiz, bir gün on, bir gün daha fazla şehitler. Feyyaz 20 yaşında, Mehmet 21 yaşında, Ahmet 23 yaşında, Mustafa 25 yaşında…
Birisi 90 doğumlu, birisi 92 doğumlu, birisi 93 doğumlu, birisi 95 doğumlu…
Verdiğimiz şehitlerin sayısı her gün artmaktadır.
Vatan evlatlarının kaçı daha şehit olsun da annesi babası vatan sağ olsun desin?
Hepsi de fakir, fukara annenin, babanın çocukları…
Geçse karşına iki lâf etse umursamaz adam yerine koymazsınız. “Reşit oldun mu?” diye dalga geçersin.
Ne reşiti çocuk ömrünün baharında şehit oluyor şehit.
Yokluklar içerisinde büyük zorluklarla büyüttüğü evladını kınalayarak, davulla, zurnayla, mevlitle, yemekle asker ocağına gönderen anne ve baba biliyor ki bu onlar için onurdur, şereftir. Biliyor ki anne ve baba asker ocağına evlat göndermenin şerefi her anne ve babaya nasip olmaz.
Hele, hele şehit annesi ve babası olmak kolay, kolay kimseye nasip olmaz.
Biliyor ki Anadolu’nun şerefli insanı Anadolu’da askerliğini yapmayanı erkekten saymazlar ve kız vermezler.
Bu Anadolu öylesine anneler babalar yetiştirmiş ki şehit olan evladının arkasından “vatan sağ olsun, bir evladım daha olsa onu da vatana feda ederim” diyebilen fakir, onurlu, namuslu babalarla doludur.
Bu Anadolu içinden kıvrım, kıvrım ırmaklar akan, ağıtları ciğerleri alev, alev yakan analarla doludur.
Ah şimdi her köşesinden ağlayan analar dolu olan Anadolu’nun her yerine üçer, beşer şehitler geliyor, analar ciğerleri yakıyor, babalar vatan sağ olsun diyor.
Ama neden hep fakirin, çocuğu ölüyor?
Neden hep fakir acı çekiyor, çile çekiyor?
Doğup büyüdükleri evleri televizyondan gördüğümüzde içler acısı…
Kapının arası açık soğuk giriyor. Pencere çerçevelerinin arasından toz giriyor.
Havuz yok, hizmetçi yok, bahçıvan yok, güvenlik yok, kamera yok…
Boyalı, cilalı, süslü, püslü konken peşinde gezen, son model araba kullanan kaprisli anne yok.
Kram tuvalet takım elbiseyi giyinip, bir elinde lüksten de öte cep telefonu, bir elinde içi para dolu ceyimiz, bont, çanta, kumar peşinde koşan şoförü, trilyonluk makam arabası olan kendini beğenmiş baba yok.
Gündüz gece demeden babam sağ olsun diyerek barlarda, pavyonlarda, kadın, kız peşinde, alkol peşinde koşup alem yapan oğul yok.
Paraları da yok ki on sekiz bin Türk Lirası ödeyerek teskere alsın.
Çünkü annesi babası besledi, büyüttü, kınaladı asker eyledi.
“Bu vatana hizmet et vatana zeval gelmesin, vatan namustur” dedi.
Acaba; siz villadan çıkan şehit cenazesi gördünüz mü?
Boya kovasına dönmüş, kendini beğenmiş, kaprisli, süslü, sarkmış, buruşmuş, konken peşinde gezen annenin ağladığını, ciğerleri alev, alev yakan ağıtlar yaktığını gördünüz mü?
“Param sağ olsun” diyerek on sekiz bin Türk Lirası ödeyerek oğlunu askere göndermeyen kumar peşinde koşan, şişkin, zengin babanın “vatan sağ olsun” dediğini gördünüz mü?
Ben görmedim. Siz nasıl göreceksiniz? Çünkü adam “param sağ olsun” diyor.
Ne zaman elini taşın altına koyacak kodaman çocukları?
Ne zaman oğlunun saçını kınalayarak; davulla, zurna ile oğlunu askere gönderecek?
Ne zaman çocukları şehit olunca vatan sağ olsun diyecek bir eli yağda, bir eli balda yaşayan, devletin lojmanında oturan, aracını kullanan üst düzey bürokrat tayvaları.
Ne zaman pavyonları, barları terk edip, gabarda askerlik yapacak bu zengin, kodaman tayfalarının zübbe çocukları.
Ağzımızı açtığımızda millet olarak asker doğduğumuzu söyleyerek övündüğümüz ülkemizde ne zaman askerlik para karşılığında satılmaktan vazgeçilecek?
Ne zaman bu vatana askerlik yapılmaz anlayışından vazgeçilerek parasına, siyasi çevresine güvenerek oğluna çürük raporu almaktan vazgeçecek muhteremler olacak?
“Bu vatana askerlik yapılmaz!” diyerek on sekiz bin lira ödeyerek, çürük raporu alarak askere göndermediğinin oğlunuz vatandan kıymetli mi?
Sizler bu topraklarda, kışlada nöbet tutan, askerlik yapan Anadolu çocuklarının sayesinde güven içerisinde at oynatmıyor musunuz? Köşeyi dönmüyor musunuz? Fakirin çocuğu şehit olurken sizler alem peşinde koşmuyor musunuz?
Hani nerede anayasa, kanunlar ve devlet önünde herkesin eşitlik ilkesi?
Daima fakirin çocuğu mu ölecek?
Daima fakirin çocuğu vatanı koruyacak, şehit olacak, zenginin çocuğu barlarda, pavyonlarda gününü gün edecek!
Bu mu adalet, bu mu insanlık?
Bu nasıl adalet, nasıl vicdan, nasıl insanlık ben anlamadım. Anlayan varsa bana anlatsın!
Eğer adalet, insanlık ve vicdan buysa içine tüküreyim böyle adaletin, insanlığın, vicdanın…