Değerli okuyucularımız herkese dua ve selamla yazıma başlıyorum.

Günümüzde insan ilişkilerinde samimiyetin yerini giderek çıkar, menfaat ve yüzeysel yakınlıkların aldığını üzülerek görüyoruz. Böylesi bir zeminde huzurlu ve müreffeh bir toplum inşa etmek ise neredeyse imkânsız hâle geliyor. Çünkü toplumun temelini oluşturan insan, ilişkilerini sahte temeller üzerine kurduğunda bu çürük yapı zamanla hem bireyi hem de toplumu derinden sarsıyor.

Bugün birçok dostluk, sağlam bir karakter ve samimi bir niyet üzerine değil; geçici beklentiler üzerine kuruluyor. Oysa sahte niyetlerle kurulan ilişkiler, gösterişli ama temelsiz binalar gibidir. İlk sarsıntıda yıkılmaya mahkûmdur. Gerçek dostluk ise ihlas, sadakat ve karşılıksız sevgiyle inşa edilir. Menfaatler tükenene kadar değil; kalpler yorulana kadar devam eden bir bağlılıktır.

İslam, dostluk ve kardeşlik konusunda bizlere en sağlam ölçüleri sunar. Hz. Muhammed (s.a.v.) bu gerçeği şu sözleriyle ifade eder:

“Kişi, dostunun dini üzerinedir. Öyleyse her biriniz kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin.”

Bu ölçü, dostluğun insan karakteri üzerindeki etkisini açıkça ortaya koyar. Çünkü insan, en çok vakit geçirdiği kişilere benzer. Bu nedenle dost seçimi, aslında bir hayat tercihidir.

Bir başka hadiste ise dostluğun ilahi boyutu şöyle anlatılır:

“Benim rızam için birbirini sevenler için, peygamberlerin ve şehitlerin imreneceği nurdan kürsüler vardır.”

Burada asıl vurgulanan, dostluğun menfaatten arındırılmış olmasıdır. Allah rızası için kurulan ilişkiler; hem dünyada huzurun hem de ahirette ebedî saadetin kapısını aralar.

Gerçek dostluk, sadece iyi gün dostluğu değildir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

“Mümin, müminin aynasıdır.”

buyurarak, dostluğun aynı zamanda bir rehberlik olduğunu ifade eder. Hakiki dost, hatayı örtmekle kalmaz; gerektiğinde nezaketle düzeltir. Çünkü dostluk, doğruyu birlikte arama yolculuğudur.

Bugün ise ilişkilerin çoğunda temel soru değişmiş durumda:

“Ne alırım?” yerine “Ne veririm?” sorusu sorulmadıkça gerçek dostluk kurulamaz. Oysa dostluk; fedakârlık, sabır ve karşılıksız iyilik ister. Bazen susmayı, bazen affetmeyi, bazen de hiçbir karşılık beklemeden vermeyi gerektirir.

Unutmamak gerekir ki samimiyet, sözde değil; davranışta ortaya çıkar. Gerçek dost; sizin yokluğunuzda sizi savunan, kusurunuzu örten ve sizin için dua edendir. Büyüklerin dediği gibi:

“Dost, acı söyleyendir; düşman ise tatlı sözlerle aldatandır.”

Netice olarak şunu açıkça ifade edebiliriz:

Gerçek dostluk, menfaat bitince değil; muhabbet bitince sona erer. Hatta çoğu zaman hiç bitmez. Yürekten bağlı olanlar, zor zamanlarda belli olur.

Böyle dostluklar azdır; ama kıymetleri ölçülemez. Çünkü onlar sadece bireyin değil, toplumun da huzurunu inşa eder. Samimiyetin hâkim olduğu bir toplumda güven artar, kardeşlik güçlenir ve insanlar birbirine sığınacak bir liman bulur.

Dileğimiz odur ki; sahte ilişkilerin çoğaldığı bu çağda, hakiki dostlukları yeniden ihya edebilelim.

Rabbimiz bizleri, kalbi temiz, niyeti halis, dostluğu samimi kullarından eylesin.

Selam ve dua ile…

Vesselam