Kırşehir’de çocukluğumdaki bayramların mutluluğunu ve heyecanını yaşadıktan sonra şimdiki bayramların hiçbir tadının olmadığını daha iyi anlıyorum. Ben artık bayramları sıradan, vasat, heyecan ve mutluluktan uzak görüyorum.
Kırşehir’de çocukluğumdaki bayramların mutluluğunu ve heyecanını yaşadıktan sonra şimdiki bayramların hiçbir tadının olmadığını daha iyi anlıyorum.Ben artık bayramları sıradan, vasat, heyecan ve mutluluktan uzak görüyorum.
Oysa ben bir bayram düşlüyordum ailece, çocukların kaynaştığı, mutluluk dolu geçen…
Bir bayram düşlüyordum, insanların birbirlerine sevecen, samimi, mütevazi davrandığı…
Şimdiki bayramlar öyle sıradanlaştı, öyle yozlaştı ki eş, dostlar, akrabalar gidenler birbirine zoraki gidip geliyor, öylesine bayramlaşıyor.
Kırşehir’de çoğu insan arefe gününde deyim yerinde ise kaçıyor. Kimisi tatile, kimi köyüne…
Apartmanda kimsecikler yok. Olan da ya dağda, ya da bağda, ya da düğünde…
Akrabalar mı?
Hiç sormayın.
Herkes birbirine küs ve kırgın.
Bir ceviz kabuğunu doldurmayan, eften püften şeylerle aralarına bir soğukluk girmiş, evlat ana babasının, kardeş, ağbisinin ya da bacısının, yeğen amca ve dayısının yanına gidip bayramlaşmaz olmaz.
Bu mu bayram?
Bu mu mutluluk ve heyecan?
Bayram hutbesinde yüce dinimizin gereği olarak Kırşehir Müftüsü Mehmet Şahin vaaz veriyor. “Küskünlükleri ortadan kaldırın, bayramlaşın.”
Buna uyan, bunun gereğini yerine getiren kaç kişi oldu?
Bırakın bayramda akraba ziyaretlerine gitmeyi, mezarlıkta yatan ana ve babasını mezarını ziyaret etmeyen vefasız evlatlarla doldu günümüz…
Oysa ben acıların unutturduğu tebessümün hakim olduğu, yaş dökmekten kurumuş gözlerin sadece mutlulukla baktığı; ağıtlardan başka şey duymayan kulakların sevinç nağmeleriyle çınladığı bir bayram düşlüyorum.
Bir bayram düşlüyordum, öylesine güzel, öylesine mutlu, öylesine özgür, öylesine şen yaşanacak!..
Bir bayram düşlüyordum; sevinç, neşe, sevgi ve umut dolu günleri yeniden yaşatacak.
Yani bayramlarda sevinçlerin, dudaklarda yarım kalan bir tebessüme dönüşmediği; mutluluğun buruk kalmadığı; sevginin nefrete dönüşmediği ve umutların yitirilmediği bir gün olmasını düşledim hep.
Bir bayram düşledim çocukların, çocukluğunu olanca güzelliğiyle yaşadığı…
Yetimliğin acısını yüreklerinin en ücra köşelerinde ince bir sızı gibi hep hisseden şehit çocuklarının başlarının şefkat dolu eller tarafından okşanıldığı, küçük yaşlarından itibaren keder çizgilerinin yansıdığı masum yüzlerin mutlulukla gülümsediği; anaların, “Anne, babam ne zaman gelecek?” sorularının ağırlığı altında ezilmediği bir bayram düşledim hep.
Yani öylesine bir bayram düşledim samimi ve içten…
Hasreti bitirecek, özlemleri unutturacak, ayrılıkları sona erdirecek, acılarını vuslatın sevinciyle yerle bir ederek gelsin, yaşansın istedim bayramlarda…
Ama olmuyor, bu kafayla olacağı da yok…
Çünkü insanlar insanlıktan çıkmış, bencilleşmiş, nemelazımcılık çarkına kapılmış gidiyor.
Eskisi gibi artık çocuklar mahallelerde şeker toplamıyor…
Eskisi çocuklar el öpüp büyüklerinden bayram harçlığı almıyor. Zaten veren de yok!
Dilimin ucunda kelimeler diziliyor, ama dökülmeye tahammülü yok.
Kimseye hesap veresim, kimseden hesap sorasım yok.
Annem yok, babam yok yanımda. Onlarsız bayramlar boş geliyor bana…
İnsanlar istediği kadar mutluyuz dese de sanmıyorum, soğuk ve mutlu değil ki!
Her şey göstermelik, sevgi de, saygı da…
Bayramın anlam ve önemi ne ki?
Bayramları buruk geçiriyorum nedense…
Canım çok acıyor bu nasıl bayram anne?
Bu nasıl bayram baba?
Artık bana başka bir şey hatırlatmıyor anne…
Öylesine, sıradan geçen ve 9 gün süren bayram tatili yatma ve istirahat etmeden başka bir şey ifade etmedi bana…
Ya size?
***
Bayramda şöyle gazete başlıklarına baktım hiç iç açıcı bir haber okuyamadım.
Çük şükür bizim Kırşehir bayramı huzur ve mutluluk içinde geçirdi. Ciddi, önemli bir olay bile olmadı. Sadece Çiçekdağı’nda bir düğünde kaza kurşunu ile bir kişi hayatını kaybetti.
Ama ulusal gazetelerin haber başlıklarına göz attım.
KATLİAM GİBİ KAZA-Uzunçiftlik’te aşırı süratli otomobil park halindeki TIR’a çarptı. 4 ölü bir yaralı.
KANDIRA’DA 4 KİŞİ BOĞULDU-Kandıra’nın Cebeci ve Dikili sahillerinde serinlemek için denize giren 4 kişi boğularak hayatını kaybetti.
SENTETİK UYUŞTURUCU YİNE CAN ALDI-Gölcük Değirmendere’de sentetik uyuşturucu madde kullanan Murat Yüksel işyerinde ölü olarak bulundu.
İNŞAAT DEMİRİ ŞOFÖRÜN KAFASINA SAPLANDI-Darıca’da hafif ticari araç inşaat boşluğuna uçtu. Kazada araçtan fırlayan sürücü Emrah Karakaya, başına inşaat demiri saplanması nedeniyle yaşamını yitirdi.
BEYZA TABANCAYLA İNTİHAR ETTİ-Başiskele’de, 22 yaşındaki Beyza Demir, babasına ait tabancayla intihar etti.
Bunlar, sadece bayramın son günü meydana gelen olaylar…
Dünkü birinci sayfada, felaket içermeyen tek bir haber vardı.
OSMANGAZİ’DEN 5 GÜNDE 400 BİN ARAÇ GEÇTİ. Yani günde ortalama 80 bin araç.
İyi mi, kötü mü?
Bence kötü.
İnsanlarımızın, “beleş”e ne kadar ilgi gösterdiğini ortaya koyan bir rakam!
Bakalım bu sayı, paralı geçiş başladığında kaça inecek?
Günlük geçiş 40 binin altında olursa, aradaki fark devlet hazinesinden karşılanacak.
Yani vatandaş geçmese de, geçmediği köprünün geçiş parasını dolaylı olarak ödeyecek.
Tüm Türkiye’den benzer felaket haberleri…
HELİKOPTER KAZASI, 7 ÖLÜ…
7 GÜNDE 93 KİŞİ YOLLARDA ÖLDÜ…
DOĞU KARADENİZ’DE SEL FELAKETİ…
4 ŞEHİRDE 9 KİŞİ BOĞULARAK CAN VERDİ…
Şu kadar kişi trafik kazalarında öldü…
Şu kadar kişi denizde, derede, kanalda, gölde boğuldu…
Terör olaylarında ölenler…
İntihar edenler…
Bu yaşadıklarımız normal olamaz.
Neden bu böyle?
Neden bayram günlerini zehir etme becerimiz çok yüksek?
Nedeni basit.
İç huzurumuz yok!
Toplumsal huzurumuz yok!
Siyasal huzurumuz yok!
Ekonomik huzurumuz yok!
Bir bayram daha geçti.
İşte öylesine bir bayram!
***
Biraz da gülelim!
Üst düzey yöneticilik
Adamın biri sabah saat 10'a doğru bir elinde, içinde inek pisliği olan bir tenekeyle kafeye gelmiş, "Bana bir çay.." diye seslenmiş.
"Şimdi geliyor, efendim.." demiş garson ve çayı getirmiş...
Çayı bir yudumda içmiş adam, almış eline pislik dolu tenekeyi, başlamış kafenin her tarafına serpmeye.
Ve çekmiş gitmiş...
Ertesi sabah yaklaşık yine aynı saatlerde tekrar elinde pislik dolu tenekeyle gelip yine "Bana bir çay..!" demesiyle, "Hop...! Bir dakika, bakalım..." demiş, onu görür görmez tanıyan garson. "Dünden beri senin pisliğini temizlemeye çalışıyoruz... Neden öyle yaptın ki?"
"Merak edilecek bir şey yok.." demiş adam, "Üst düzey yöneticilik için hazırlanıyorum... Sistem aynı. Gel, çayını iç, etrafa bok at, millet senin yaptığını temizlemeye çalışırken bütün gün ortadan kaybol ...!"
Sevdiğim bir söz!
“Söylediğin her yalandan sonra "keşke hep çocuk kalsaydım" deme. Çünkü söylediğin her yalanda yeterince küçüldün zaten gözümde…”