Kırşehir’de yaşanan olayların üzerinde kırk beş gün geçmesine rağmen hala kesin bir faili bulunamadı, bulundu da bizler mi duymadık? Bir kitap satılan dükkânın yakılışını bizzat canlı olarak herkes gibi bende izledim, aksiyon filimler gibi bir sahneydi. Binada oturanların feryatları ve o dehşet verici görüntüler insanın ömür boyu unutamayacağı sahnelerdi.
Kırşehir’de yaşanan olayların üzerinde kırk beş gün geçmesine rağmen hala kesin bir faili bulunamadı, bulundu da bizler mi duymadık?Bir kitap satılan dükkânın yakılışını bizzat canlı olarak herkes gibi bende izledim, aksiyon filimler gibi bir sahneydi. Binada oturanların feryatları ve o dehşet verici görüntüler insanın ömür boyu unutamayacağı sahnelerdi. Belli bir organizasyon olduğu ve topluluğu provoke eden insanlar, tanımadığım muhtemelen dışarıdan gelen kimselerdi ve bunların bir kısmını yakalandıktan sonra tesadüfen Kırşehir Adliyesi’nde gördüm.
Fakir ve davranışları sağlıklı insan davranışı olmadığı gibi aynı zamanda Kırşehirli de değillermiş. Bir tanesinin annesiyle konuştum nereli olduklarını bana söyledi, fakat burada yazmayacağım. Bu tip olayların bir daha yaşanmaması temennimiz.
Kırşehir halkı düşünüldüğü gibi cani ve gaddar değildir. Eğer binanın girişi önden olmuş olsaydı normal olarak merdiven aralığı da orda olurdu ve yangın merdiven aralığında binayı tamamen kaplar büyük bir katliam yaşanırdı, buda bir nevi intihar saldırısı gibi bir şey olurdu, Kırşehir’e ve ailece tanıdığım dükkan sahiplerine geçmiş olsun. Benim bakkalım, kasabım Kürt vatandaşlar, çocukluktan beri arkadaş olduğum ve bu arkadaşlığımızın hala devam ettiği dostlarım var. Bu zamana kadar hele hele on beş yirmi sene öncesine kadar hiç bir ayrımcılık olmadığı gibi ayrımcılığa dair aramızda bir konuşma bile geçmedi. Ava gittik avlandık, top oynadık, mahalle kavgalarını beraber yaptık beraber okuduk beraber askerlik yaptık, biz nasıl bir birimizde ayrılacağız mümkün mü?
Lütfen dikkat Kırşehir bu tür olayları kaldıramaz, başkasının yaşamını kısıtlamak veya yok etmek, medeni yaşam değildir. İnsanlık dışı bir vahşeti Kırşehir’in sırtına yüklemeye çalışanlar, kendi anlayış ve ideolojilerini kendilerine saklasınlar.
Hareket özgürlüğü ve iradesi başkası tarafından kontrol edilen kimselerdir, canlı bomba ve intihar timi için seçilen şahıslar. Bunlar ya yaşadığı ortamda hazır vaziyette kullanıcının eline düşer, yada kullanıcılar tarafından seçilerek kendi yöntemleriyle olaya hazırlanırlar.
Canlı bomba olarak seçilen kimseler, hipnoz edilerek meşhur olacaksın gibi vaatlerle hedefe odaklandırılır, bazıları da ilahi duygularla Tanrı katına ulaşacaklarını zannettirilerek, hayali huzur ve görülmeyen renkli hayat vaadiyle olgunlaştırılırlar.
Aklıyla arası uzaklaştırılarak, başkası tarafından kullanıma hazır vaziyete getirilen mecnunlara üzülmemek elden değil. Aile ortamında horlanan veya çevrenin etkisiyle hayata küsen veya daha renkli bir hayat vaadiyle kandırılan insanlar, telef ettiği veya edeceği insanları Tanrıya adadığı düşüncesiyle mutluluğa erişeceğini hayal ederler, çünkü o şekilde programlanmış olurlar. Her gelişmeyi olayları eleştirmek en kolaycı iştir, fakat neden intihara teşebbüs eden kimselerin nedenini araştırmak kimsenin aklına gelmez.
Ekonomik ve sosyal uçurumlarla toplumun ayrıştırıldığı, siyasi çıkarlarla destekleniyor olması. Politikacıların arka bahçe olarak adlandırdığı eğitim kurumları, İlahi duygular ve dini ayrıcalıklarca kendilerine taraftar toplama taktikleri belli bir zaman sonra çatışmalara döner ki insan katliamının süresi başlamış olur, neticesinin belli olmadığı bu süreç, birde yabancı güçler tarafından kendi çıkarları doğrultusunda kullanılmaya başladığı zaman her türlü insan imhası başlamasıyla kin ve husumetin temeli atılmıştır. Aynen yaşadığımız günlerde olduğu gibi.
Yeryüzünde kendi sınıfında ve cinsinde olan ve bir birini öldüren, insandan başka bir yaratık yoktur. Hele hele topluca katliam hiç yoktur. Dünyanın elli milyar yaşında olduğu söyleniyor araştırmacılar tarafından. Bunun yarısı hilaflı diyelim ve yirmi beş milyar olarak düşünelim ve her beş milyar yılda bir buzul çağının yaşandığını düşünelim. Her buzul devresinden sonra yaşanan evrimler için geçen zaman milyarlarca yıldan bahsediliyorsa acaba doğa kendi kendisini mi öldürüyor, yoksa üzerinde misafir ettiği varlıklar tarafından mı yok ediliyor.
Yaşananlara bakılırsa dünya üzerinde misafir olarak kalan canlılar tarafından katlediliyor. Bu insan öldürmek katliam olarak değerlendirilmemeli, doğada bulunan her nesnenin ayrı bir özelliği ve görevi var. Tanrı en ağır görevi, düşünen ve üreten insana vermiş, buda katillik ve her şeyi yok etmek. Emeli ve amacı belli olmayan, merhamet duygusu hiç olmayan, insan ve doğa sevgisini yitirmiş varlıkların bedenine patlayıcı sararak kalabalıkların içine dalıp bombayı patlatanlara insan demek, insana hakarettir. Böyle bir insan olamaz, insan böyle olmamalı. Maalesef sosyoekonomik koşullara birde milli duyguların tuzu ekilirse, insan iradesinin ve merhametin nasıl yok olduğunun örneği bu oluşumuna sebep olur.