---Gidemediğin yer senin değildir.

Sivas Valilerinden Halil Rıfat Paşa

 

Edindiğim bilgilere göre; İstanbul deyince akla ilk gelen yapılardan biridir Kız Kulesi... Hakkında türlü türlü efsane bulunan, izlemeye doyulmayan olağanüstü bir güzelliktir. Birçok şaire ilham olmuş, birçok hikâyede adı geçmiş ve sayısız insan için dert ortağı olmuştur Kız Kulesi. Dünya genelinde de en çok fotoğrafı çekilen yapılardan biri olduğu bilinmektedir.

Şairlere verdiği ilham kadar sahip olduğu efsaneler ile de insanları şaşırtan Kız Kulesi, İstanbul Boğazı’nın hemen giriş kısmında bulunmaktadır. Sarayburnu ile Salacak’ın ortasında kalan bölgede boğaz sularının arasında konumlandırılmıştır. Anadolu Yakası'na yaklaşık iki yüz metre uzaklıktaki bir adacığın üzerindedir. Kız Kulesi Hem İstanbul’un hem de boğazın bir simgesi haline gelmiştir.

Bunların gerçekliği tarihçiler arasında sık sık tartışılmaktadır. Uzun yıllar boyu devam eden bu tartışmalarda hangi efsanenin doğru hangisinin yanlış olduğu çoğu kez ispatlanamamıştır. Bu yüzden bu bilgi ve efsanelerden en çok bilinen ve yaygın olanları seçerek, hiçbir yorum katmadan sizlere olduğu gibi aktarmaya karar verdik. Kararı siz sevgili okuyucularımıza bırakıyoruz.

Kız Kulesi Nerededir?

 

Kız Kulesi İstanbul'un ve dahası ülkemizin en önemli simgelerinden biridir. Öyle ki dünyada fotoğrafı en çok çekilen yapılardan biri olduğu bilinmektedir. İstanbul Boğazı'nda yer alan Kız Kulesi, Üsküdar'da Salacak açıklarında yer almaktadır. İstanbul'un sembolü haline gelen kule, Karadeniz'in Marmara Denizi ile birleştiği yerde, küçük bir ada üzerinde yer almaktadır. Üsküdar'da Roma İmparatorluğu'ndan kalma tek eser olarak bilinmektedir.

Dünyada fotoğrafı en çok çekilen eserlerden biri olan Kız Kulesi'ni  şu sözlerle tasvir etmiştir; “Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak, dört köşe, sanatkârane yapılmış bir yüksek kuledir. Yüksekliği tam 80 (seksen) arşındır. Sathı mesehası iki yüz adımdır. İki taraftan yerde kapısı vardır.” Tarih boyunca farklı amaçlarla kullanılmış olan Kız Kulesi hakkında türlü türlü hikâyeler bulunmaktadır. Birazdan bu efsaneleri sizlere kısa kısa anlatmaya çalışacağız.

Kız Kulesi'nin Mimarisi

 

Kimi iddialara göre Kız Kulesi’nin tarihi milattan önceki 24 yılına, kimilerine göre ise milattan önce 4. yüzyıla dayanmaktadır. Kız Kulesi o günden bu yana pek çok devletin egemenliği altına girmiştir. Nesiller boyu yıkılan devletler ve yeni kurulan devletlerarasında bir bağ oluşturmuştur. İki binden fazla olan yaşından dolayı farklı tarihlerde farklı devletler tarafından restorasyona ve değişikliğe uğramıştır. Bu yüzden de Osmanlı, Bizans gibi devletlerin mimarisinin esintileri vardır.

Üzerinde yapılan çoğu çalışmalar, Kız Kulesi’nin tarihi özelliğini bozmamış tam aksine ona zenginlik kazandırmıştır. Mesela bugün hala varlığını sürdüren kulenin alt katının önemli kısımları ve temelleri Osmanlı Padişahlarından  (II. Mehmet) tarafından yaptırılmıştır. Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı Devleti'nin yedinci padişahı, aynı zamanda İstanbul'u fetheden unutulmaz hükümdardır.

Kız Kulesi, Bizans’ın ilk dönemlerinde içine mezarların konulduğu bir yapı olarak kullanılmıştır. Daha sonra ek bir bina yapılarak Gümrük İstasyonu haline dönüştürülmüştür. Boğazdan geçen gemilerden geçiş vergisi alınmaya başlanmıştır. Osmanlı döneminde ise sürgün yeri, karantina merkezi, gösteri alanı, savunma kalesi gibi pek çok amaçla kullanılmıştır. Günümüzde yapılan tarih dizilerine baktığımızda, özellikle cezalandırılmak istenen devlet adamlarının Kız Kulesi'ne yollanarak sürgün hayatı yaşadığını görmekteyiz.

Fakat tarihin hiçbir döneminde, asli görevi olan deniz feneri rolünü kaybetmemiştir. Kurulduğu ilk günden bu yana hep gemilere yol göstermiş ve geceleri onlara ışık saçarak yollarını kaybetmemelerini sağlamıştır. Şimdi de İstanbul denince akla ilk gelen isim olan bu yapı, özellikle yurt dışından gelen kişilerin muhakkak görmek ve fotoğraflamak istediği eserlerden biri haline gelmiştir.

Kız Kulesi'nin Tarihçesi

 

Rivayete göre Kız Kulesi milattan önce 5. yüzyılda, Yunanlılar tarafından yapılmıştır. Geçen yüzyıllar içerisinde, birçok devlet tarafından restore edilerek, günümüze kadar ayakta kalmayı başarmış önemli bir eserdir. Kız Kulesi'nin tarihini anlatırken efsanelerden yararlanacağız. Kule hakkında birbirinden farklı ve ilgi çekici öyle çok efsane var ki, biz bunlardan en yaygın olanlarını derleyerek sizlerle paylaşmayı uygun gördük.

Atı Alan Üsküdar’ı Geçti

 

Atı alan Üsküdar’ı geçti deyiminin Kız Kulesi’nde yaşanan bir efsanenin ardından ortaya çıktığını biliyor muydunuz? Efsaneye göre; Doğu Kahramanı olan Battalgazi, ordusunu da yanına alarak Kız Kulesi’ne bir baskın düzenler. Bu saldırının amacı Kral Tekfur’un orada sakladığı hazinelerini ve güzelliği dillere destan olan kızını ele geçirmektir.

Başarılı bir baskın yapıp Kız Kulesi’ndeki kızı ve hazineleri ele geçiren Battalgazi ile ordusu gemilerle kıyıya ulaşırlar ve orada kendilerini bekleyen atlarına binerek Üsküdar’a doğru yol almaya başlarlar. Kısa bir süre içinde Üsküdar’ı da geçerek gözden kaybolurlar. Kral Tekfur’un nöbetçi askerlerinin ve daha sonra onlara yardıma gelen orduların artık yapabilecekleri hiç bir şey kalmamıştır. İşte o zaman “Atı alan Üsküdar’ı geçti” deyimini kullanmışlar ve bu deyim, o günlerden bugünlere kadar kullanılmaya devam etmiştir.

Sürgün Yeri – Kız Kulesi

 

Kız Kulesi bir dönem, tahttan indirilip sürgüne yollanan kralların ve padişahların da meskeni olmuştur. Hem Osmanlı döneminde hem daha öncesinde bu durum sürmüştür. Hatta sürgüne gönderilen pek çok kişi orada idam edilmiştir. Mesela Osmanlı Padişahlarından I. Mahmut, harem ağalarından Beşir Ağa’yı saygısız ve sınırı aşan tavırlarından dolayı Kız Kulesi’ne göndertmiş, orada kafasının kesilmesini emretmiştir.

Daha sonra kesilmiş kafayı Topkapı Sarayı’na getirtmiş ve ibret-i alem olsun diye halka açık bir yerde teşhir ettirmiştir. Tarih kitaplarına baktığımızda, ya da yakın zamanda televizyon kanallarında izlediğimiz Muhteşem Yüzyıl, Kösem Sultan gibi dizilerde de Kız Kulesi'nin bir sürgün yeri olarak kullanıldığını görmekteyiz.

Karantina Merkezi – Kız Kulesi

 

Kız Kulesi, gerek milattan önceye dayanan tarihi gerekse o günden bu yana pek çok devletin hâkimiyeti altında bulunmasından dolayı, yıllar boyu çok farklı amaçlarla kullanılmıştır. Mesela 17. yüzyılın ilk yarısında, İstanbul’da yaklaşık yirmi beş – otuz bin insanın ölümüne yol açan veba salgını meydana gelmişti. Bu felaketten kurtulmak isteyen Osmanlı, Fransa’dan özel bir doktor getirtmiş ve o doktorun talimatıyla Kız Kulesi’ni karantina bölgesine dönüştürmüştü. Hastaların tedavi edilmesiyle salgın büyük oranda önlenmişti.

 

Hanım Sultan Efsanesi

 

Kız Kulesi'nin en bilinen ve yaygın olan efsanesi ise sepet-yılan efsanesidir. Bunun hem Romalılar için hem de Osmanlı için anlatılan iki türü vardır. Bizim kültürümüzde kabul edilen ve çoğu kişinin bildiği efsaneye göre; bir gün Selçuklu sultanlarından biri rüyasında kızının, bir yılan tarafından zehirlenerek öldürüleceğini görür. Bunun üzerine korkuya kapılan sultan, kızı Kuleye kendisi de dâhil hiç kimse gitmemektedir. Aradan yıllar geçer, Hanım Sultan hastalanır. Kuleye en iyi hekimler yollanır. Halk güzeller güzeli sultanı iyileştirmek için çeşitli yiyecekler ve şifalı otlar yollar. Bunların içerisinde bir de üzüm sepeti vardır. Üzüm sepetinin içerisine gizlenmiş olan yılan gider ve sultanın kızını ısırarak ölümüne sebep olur. Yani Selçuklu sultanının yıllar önce gördüğü rüyası gerçek olmuştur.

Kız Kulesi hakkında size farklı kaynaklardan elde ettiğimiz bilgileri sunmaya çalıştık. Birçok farklı rivayet bulunan bu yapı günümüzde hala varlığını korumaktadır ve İstanbul'un simgesi haline gelmiştir. Dünyada fotoğrafı en çok çekilen yapılardan biri olması da bizim topraklarımızdaki varlığından dolayı mutluluk verici bir durumdur.

*

Gerek gemilerle ve gerekse otobüslerle o yöreden gelip geçerken hep bakardım. Dün bir fırsatını bulup restorasyonu bir hafta kadar önce tamamlanan kız Kulesini görmek eriğiyle o bölgeye gittim.

Turkuaz-1 ve Turkuaz-2 adlarında iki deniz taşıtının çalışmakta olduğunu öğrendim. Bir şekilde Turkuaz-1’e bindim. Kaptan bölümünü gösterdiler. Oradaki 4 kişi ile selamlaşarak gösterdikleri yere oturdum. Bu sırada Kenan Ersoy adlı cana yakın birisi ile tanıştık ve sohbetimiz sürdü. Kısa süre sonra Kız Kulesi’nde olduk. Yeni onarımdan çıkmış ve pırıl pırıl görünümlü buldum. Çevresinde gezindim. Üst bölüme tırmandım. Çevreye göz gezdirdim. İnerek araçta yerimi aldım ve kıyıda döndüm..

Böylece bir özlemi gidermenin mutluluğunu yaşadım! Sunay Akın şiirine dönüş ile yazımızı noktalamayı yeğledim.

Kız Kulesi

               Mehmet Bayhan'a

Karanlıktan korkan çocukların

müzik kutusudur Kız Kulesi

kapağı açıldığında

dansa başlayan balerinin

hınzır martıların şakalarıyla

ıslanır elbisesi

Vapur dumanından

bir bulutun içinde

kanlı dağlara

yakamoz gönderir Kız Kulesi

üzülmelerini istemez

kürt çocuklarının

yıldızsız gecelerde

Köşesindeki mavi bir iskemlede

duvarına yasladığı bisikletlerin

kiralanmasını bekler

şaşkın bir ihtiyar

ve çoraplarına gizlediği

yasak şiirleri

ele vermemek için

Kız Kulesi'nin eteklerini uçurtmaz rüzgar

Boğaz'dan geçen gemilere

engel olmasın diye

İstanbul'un saçlarını toplayan

beyaz bir tokadır Kız Kulesi

açmak isteyen şarapçılar

Salacak'tan uzanayım derken

düşerler denize

Başında Beyoğlu sarhoşluğuyla

izin dönüşü

ocağa girer bir maden işçisi

ki fener yerine

aydınlatır yolunu

elinde tuttuğu Kız Kulesi

Sunay AKIN

*