Tercih dönemi geldi. Binlerce genç, elindeki puanla bilgisayar ekranının karşısına oturdu. Kimi çocukluğundan beri “Doktor olacağım” dedi. Kimi öğretmen olmanın hayalini kurdu. Mühendis olmak isteyenler, gazeteciliğin peşinden koşanlar, avukatlığı düşleyenler...
Yıllarca ders çalıştılar, sınavlara girdiler ve hayallerini birkaç satırlık tercih listesine sığdırmaya çalıştılar. Peki, biz onlara bugün ne söyleyeceğiz? “Bu bölümü yazarsan iş bulursun” diyebilir miyiz? Gerçekten söyleyebilir miyiz bunu?
Yıllardır gençlere aynı masal anlatılıyor: “Oku, diplomanı al, hayatını kurtar.” Oysa bu ülkede kurtarılamayan şey, tam da o diplomalar oldu.
Diploma Var, Güvence Yok
Bugün öğretmen olmak isteyen gençlere ne vaat ediliyor? Bilimsel ve laik eğitim yıllardır adım adım aşındırılırken, okullar tarikat ve cemaatlerle yapılan protokollerle şekillendiriliyor. Binlerce öğretmen atanmayı bekliyor; atanabilenler ise düşük ücret, güvencesizlik, mobbing ve şiddetle mücadele ediyor.
Mühendisler mezun oluyor ama iş bulamıyor. İş bulanlar ise emeklerinin karşılığını alamadan düşük ücretlerle çalışıyor ya da yurt dışına gitmenin yollarını arıyor.
Doktorlar ağır çalışma koşulları ve sağlıkta şiddetle mücadele ederken, gazeteciler gerçekleri yazdıkları için gözaltı, tutuklama ve sansür riskiyle karşı karşıya kalıyor.
Avukatlar siyasetin gölgesinde, akademisyenler soruşturmaların baskısı altında çalışıyor. Sanatçılar sansüre uğruyor, işçiler sendikalaştıkları için işten çıkarılıyor. Kadınlar ise hem çalışma yaşamında hem de günlük hayatta eşitsizlik ve şiddetle mücadele etmek zorunda bırakılıyor.
Mezuniyetin Adı: Sömürü
Ve geriye kalan milyonlar... Özel sektörde, “Biz burada aile gibiyiz” cümlesiyle başlayan sömürünün içinde sefalet ücretlerine mahkûm ediliyorlar. Mesailer uzuyor, haklar budanıyor, maaşlar gecikiyor. Patron, sendikaya üye olmayı aklından geçiren işçiyi işten atmakla tehdit ediyor.
Devlet kurumlarında çalışanlar ise bu kez liyakatsiz yöneticilerin mobbingiyle karşı karşıya bırakılıyor. Bugün Türkiye’de gençlerin en büyük kaygısı, hangi üniversiteyi kazanacakları değil; mezun olduktan sonra hayatta kalıp kalamayacaklarıdır.
Bu Şartlarda Kime Ne Tavsiye Edebiliriz?
Böyle bir ülkede hangi öğrenciye gönül rahatlığıyla “Bu bölümün geleceği parlak” diyebiliriz? Hangi üniversiteyi işaret edip “Hayatın kurtulur” diyebiliriz?
İlgi alanlarından, yeteneklerden ve kişisel gelişimden söz ediyoruz. Oysa Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin ilk basamağında; barınma ve beslenme derdiyle boğuşan milyonlarca gencin yaşadığı bir ülkede, kendini gerçekleştirmekten bahsetmek acı bir ironiye dönüşüyor.
Üniversite Sadece Diploma Alınan Bir Yer Değildir
İşte tam da burada söz size düşüyor. Yaşınızı küçük görmeyin. Gücünüzü asla küçümsemeyin.
Bugün adlarını tarih kitaplarında okuduğumuz Deniz Gezmişler, Mahir Çayanlar ve İbrahim Kaypakkayalar da bir zamanlar üniversite sıralarında oturan gençlerdi. Onlar öğrenciliği yalnızca diploma almak için değil, ülkeyi değiştirmek için yaşadılar.
Bugün hâlâ konuşuluyorlarsa, bunun sebebi genç yaşta ölmeleri değil; genç yaşta teslim olmamalarıdır. Onları unutulmaz yapan şey yalnızca cesaretleri değildi. İçinde yaşadıkları düzenin değişebileceğine inanmaları ve bunun için mücadele etmeleriydi.
Üniversiteyi yalnızca diploma alınacak bir yer olarak değil; düşünmenin, tartışmanın ve örgütlenmenin mekânı olarak gördüler.
Siz de o mirasın devamısınız.
Nereye giderseniz gidin, yalnızca derslerinize değil, hayatınıza da sahip çıkın. Bulunduğunuz fakültede bir topluluk varsa içinde olun. Bir sendika varsa kapısını çalın. Bir dayanışma ağı varsa büyütün. Hiçbiri yoksa kurun.
Çünkü örgütlenmek yalnızca siyaset yapmak değildir; birbirini yalnız bırakmamaktır.
Son Tercihiniz Geleceği Belirleyecek
Unutmayın... Bu ülkeyi değiştirecek olanlar, tercih robotlarının başında oturanlar değil; üniversite sıralarında yan yana gelmeyi başaranlar olacak.
Tercih listenize hangi üniversiteyi yazacağınızı ben söyleyemem.
Ama şunu söyleyebilirim: Gideceğiniz şehirden ve bölümden önce safınızı seçin. Çünkü diploma size yalnızca bir meslek kazandırabilir.
Ama örgütlü bir mücadele, size onurlu bir yaşamı ve değiştirebileceğiniz bir ülkeyi kazandıracaktır.