Hani bir söz vardır “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar!” diye… İnsanız işte, Allah bize göz vermiş görsün, kulak vermiş duysun, dil vermiş konuşsun diye… Biz o nedenle gördüğümüzü, duyduğumuzu, işittiğimizi gazetede haber ya da yorum olarak siz değerli “Kırşehir Çiğdem” okurları için yazıyoruz. Doğru söylemek bir meziyettir.

Hani bir söz vardır “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar!” diye…
İnsanız işte, Allah bize göz vermiş görsün, kulak vermiş duysun, dil vermiş konuşsun diye…
Biz o nedenle gördüğümüzü, duyduğumuzu, işittiğimizi gazetede haber ya da yorum olarak siz değerli “Kırşehir Çiğdem” okurları için yazıyoruz.
Doğru söylemek bir meziyettir. Bu dünyada ne pahasına olursa olsun doğru söylemek kimi zamana zordur kişiyi bir takım sorunların içine sürükleyebilir. Ama yine de doğru söylemekten vazgeçilmemelidir.
Bazen de öyle durumlar olur ki kişi karşı tarafın yanlış yaptığını yüzüne söylemekten asla çekinmez.
Bir yetkilinin, ya da bir kişinin haberini yaparsınız, söylediklerini harfiyen yazarsınız, vay efendim ben öyle demedim, böyle demedim, onu kastetmedim, bunu kastettim dediğini duyarsınız!
Çark edenler o kadar çoktur ki.
Herkes bizi zabıt kâtibi gibi görürler, her şeyi yazdırmak isterler. Adının verilmemek kaydıyla şöyle yazın, böyle yorumlayın diyenler o kadar çok ki…
Geçenlerde bir hemşehrimle yolda karşılaştım. Hemen bana “Kardeşim şu manzarayı niye yazmıyorsunuz?” diyerek çıkıştı.
Neymiş efendim esnaf arkadaş yolların bozukluğu nedeniyle iş yapamıyor, para kazanamıyormuş.
Ben de çok yazıp çizdiğimi ifade ettim. Baktım ki hemşehrim bana kızıyor, tabi ben de tepkisiz kalmadım, gereken cevabı verdim.
“Madem Belediye’ye bu kadar kızıyorsunuz iş yapamadığınız için. O zaman şurda üç-beş esnaf gidin Belediye Başkanına derdinizi anlatın, sorununuzun çözümlenmesini isteyin. Ya da üç-beş esnaf çağırın bütün gazetecileri burada bir basın açıklaması yapın. Biz de yazalım!” dedim.
Bunun üzerine hemşehrim “Ya bizi boş verin, siz yazın. Yarın Başkan bize kızıp küser!” demez mi?
Yani herkes bizi bu kentin fedaisi olarak görür, her şeyi yazdırıp, çizdirmek ister.
Bize gelince cesurluk taslayan, “şöyle yazın, böyle yazın, altına imzamı atarım!” diyenleri çok gördüm, yaşadım.
Aslan gibi kükreyip, sonra da kıvırtanlara da hak vermiyor değilim hani…
Sağ gösterip, sol vuracaklar ki, cesurluklarına gölge düşmesin!
İşte böyle durumlarda “doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” sözü söylenir.
Evet, doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış gerçekten de doğruymuş der.
İnsanlar toplum içinde yaşamaya başladığından beri, çıkarı gereği, her düşündüğünü, her duyduğunu olduğu gibi anlatmaktan kaçınmış, hep bir şeyler gizleyerek başkalarıyla ilişki kurmuştur. Gizlediklerini başkalarından çıkarını sağlamak için söylemez. Çıkarı için, doğru olmadığına inandığı şeyleri bile söyler.
Oysa insana yakışan, kendisini olduğu gibi ortaya koymaktır. Doğru bildiklerini hiç kimseden korkmadan, “başkaları ne der?” diye bir endişeye kapılmadan ortaya koyanlar, iyi insan oldukları halde, geneldeki çıkarcı insanlar tarafından hoş karşılanmaz, kimse böylelerinin yakınlarında olmasını istemez, öyle olunca da doğrular, belirli bir yerde barınamazlar.
Toplumumuz da eğer belirli bir yerde üst düzey kişi iseniz, zengin ve paranız varsa, sizin doğal olarak sözünüzün dikkate alınma ve değer verilmesiyle aynı orantı da oluyor. Eğer toplumun gözünde paranız yoksa ve çalışmıyorsanız sözünüz dikkate alınmıyor. Kim ne derse desin, en düşük maaşla çalışan bir devlet memurunun havasına bile erişemezsiniz.
Yani günümüzde para+itibar= başarıyı eşitlediğinden doğal olarak sakalınız da olsa sözünüz dinlenilmiyor. Bu hayatımızın her alanında karşına çıkıyor ne yazık ki…
Genelde sözlerinizi kesinlikle dinlemezler. Çünkü eğer siz toplumun belirlediği para ve itibar odaklı olarak başarılı değilseniz sakalınız bile olsa dinlemezler sözünüzü…
Hani bir atasözümüz daha var “Sakalım yok ki, sözüm dinlensin!”
Yıllardır Kırşehir’le ilgili yazıyor, çiziyor, söylüyor, konuşuyoruz. Ama ne yazık ki bu ili yönetenlere bir türlü doğruları ve gerçekleri anlatamadık nedense!..
Artık çok yazıp konuştuğumuzdan mıdır, yoksa boş konuştuğumuzdan mıdır; yoksa sesimizi duyuramayıp, duymaya çalışmaktan yorulduklarından mıdır; yoksa sakalım olmadığından mıdır; yoksa Allah bilir nedendir bilemiyorum.
Arada bir de olsa faydalı şeyler söylediğimde oluyor, ama iş işten geçtikten sonra "ben dediydim"in bir kıymeti kalmıyor ne yazık ki!..
Ben yine kıymetli aklımla bu işi sakalımın olmamasına verdim.
Günümüzde sakal moda oldu ya, herkes sakal bırakıyor ya! Ben de sakal bıraksam diyorum belki yazdıklarımız, söylediklerimiz itibar görür, biz de el üstünde tutuluruz diye.
Ama yok, arkadaş ben moda olsun diye sakal bırakmayı kendime yakıştıramıyorum. Zaten bana sakal da yakışmaz ki. Yarısı beyaz, yarısı turuncu, yarısını gri.
Kırşehir’de gerçekleri söyleyenlere, bizim gibi gerçekleri yazanlara ne yazık ki işine gelmeyenler şaşı bakıyor.
Ee doğru da yapıyorlar, ne de olsa devir yalaka ve yalama devri!
Mesleğim gereği Kırşehir’deki bazı tören, toplantı ve etkinliklere katılıyorum. Sözde benim mesleğimin içinde olan, ama asıl işi ona buna yağ çekmek, yalakalık olduğunu iyi bilen, bu nedenle iş ve ihale alan birilerinin sürekli yetkililere yağ çekmesini gördükçe, ben insanlığımdan utanıyorum, ama onlar utanmamakta, arsızlıklarına, yüzsüzlüklerine devam ediyorlar.
Önemli olan her devrin adamı olmak değil, her devirde adam olmaktır!
Bazıları var ki sırf konuşmak için konuşurlar. Valiye, bakana, milletvekillerine, belediye başkanına kafalarınca bir soru sorarlar, altında kalırlar Kırşehir’i ve mesleğimizi ayaklar altına alarak küçük düşürürler.
Yüzsüz ve utanmazdır bu kişiler. Kapıdan kovsanız pencereden girerler, menfaati için gelene kırk takla atarlar, gidene kırk takla atarlar. Olmadı el-ayak öperler!
Ne yaparsın devir yağcılık, yalakalık devri olmuş.
Doğruları söyleyeni, doğruları konuşana yer yok!
Yukarıda da dedim ya “doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” diye.
Ama biz gerçekleri, sadece gerçekleri yazmaya devam edeceğiz.
Hani yine bir söz vardır “Nice insanlar gördük üzerinde elbise yok, nice elbiseler gördük içlerinde insan yok…”
İşte günümüzde insanlar da böyle oldu. Kılıktan kılığa giriyor. Yağcılık yapmaya, yıkama yağlamaya devam ediyor.
Elbette yağcılıkla semirenler şunu iyi bilmeli ki; keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner. Yağlar erimeye başlar, yağcılıktan elde edilen mevkiler ve mal, mülk kayar gider, yok olur!..
Neyse Kırşehir’deki yalakaları fazla kızdırmayayım. Onlar zaten beni gerçekleri yazıp haykırdığım için hoşlanmazlar.
Zaman zaman kendileri gibi benim de onun bunun elini, eteğini öpmemi, ona buna kuyruk sallamamı beklerler, ama bizim o tarafta bezimizin olmadığını unuturlar!
Şimdi bu satırları yazarken, günümüzden yaklaşık yetmiş yıl kadar önce kaleme alınan merhum Orhan Veli Kanık üstadın “Ciğercinin Kedisi” isimli şiirini hatırladım.
Şöyle;
Uyuşamayız seninle yollarımız ayrı
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi
Senin yiyeceğin kalaylı kapta
Benimki aslan ağzında
Sen aşk rüyaları görürsün, ben kemik
Ama seninki de kolay değil, kardeşim
Kolay değil hani
Böyle kuyruk sallamak Tanrı’nın günü!

Zaman su misali akıp geçse de devir değişse de dalkavuklar, yalakalar, yalancılar ve riyakârlar asla değişmezler. Kendilerini ciğercinin kedisi olmaya adayanları her devirde her yerde görürsünüz, hatta sizin mahallede ve sizin sokakta da!
Bugün veya yetmiş yıl önce böyle de daha önceki devirlerde yok muydu acaba onlar?
Olmaz mı, dedik ya her devrin asla vazgeçilmez fırsata ganimet gözüyle bakanlarıdır onlar!
Neyse yazımı şair Mikdat Bal’ın “Yalaka devri!” şiiriyle noktalayayım.
Belki bu şiir birilerini kızdırabilir, ama ben yine yazmayı uygun gördüm. Çünkü ne demişler elçiye zeval olmazmış!

Yalakalık sektörü, bir hayat tarzı olmuş
Dalkavuğun en elzem vacibi, farzı olmuş
Makam, para, ün şöhret namusu ırzı olmuş
Başka kutsalı yoktur, her şeyini satan var

Yeter ki para görsün oturur her kucağa
Önüne ne korsan yer bakmaz soğuk sıcağa
Yalaka devri deriz onun için bu çağa
Çünkü yalaka çoktur, her çamura yatan var

Umarım az hasarla atlatırız bu devri
Asalak virüslerin sahiden dönmüş nevri
Hortumu kesilince şiddetli olur çevri
Karşılaştığı şoktur, lalettayin çatan var!

Kendine hücre bulup sinsi, sinsi gelişir
Aklını şerre yorar her hileyi alışır
Aynı yöne bakarak avlamaya çalışır
Üstü yay altı oktur, boş hedefe atan var

Rüşvete himmet deyip meşru eder bu kulüp
Gerek duyduğu zaman düşmanıyla bir olup
Haram helal demeden, haramsa fetva bulup
Ne kanmış ne de toktur, kesintisiz yutan var

Der Mikdadi çıkarmış yalakalığa neden
Ülkesine halkına nefret eden kin güden,
Çıkarları uğruna her hainliği eden
Sökülecek bir köktür, en derine batan var

***

SEVDİĞİM BİR SÖZ

“Etme sırtını duvardan başkasına emanet, en kralının bile içinde vardır bir nebze ihanet.”