Birinci Dünya Savaşı'nın en karanlık günlerini, sancılarını, acıları, yokluğunu, kırımını, elem ve ıstırabını yaşayan halk, Türk halkıdır. Kuzeydoğu Anadolu, Doğu Anadolu halkı, Rus ve Ermeni Ordusu'nun birlikte yürüttüğü işgal olaylarında yerinden yurdundan göç etmek zorunda kalmıştır. Canlarını kurtarmak amacıyla İç Anadolu'ya göç etmişlerdir. Yozgat-Kırşehir-Niğde-Amasya-Tokat-Adana-Nevşehir-Konya-Çorum-muhacir akımına uğramıştır.
Boşalan yerleri, yerleşim birimlerini; köyleri, kasabaları, mezraları ateşe veren Ermeni komitacıları, yerli halkı katletmeye başlamıştır. 1915-1916-1917 yıllarında katliam aralıksız olarak sürmüştür. 1917 İhtilali başlayınca Rus Ordusu çekilmek zorunda kalmış ve desteksiz kalan Ermeniler Erzurum, Ağrı, Iğdır, Kars, Ardahan, Artvin, Rize, Trabzon, Gümüşhane, Kelkit, Bayburt... Ermenilerden geri alınmıştır.
Birinci Dünya Harbi'nin karanlık günlerinde "muhacir" olarak yollara düşen bölge halkının birçoğu hastalıktan, açlıktan yollarda ölmüştür. Kimi analar bakamayacakları, kendilerine yük olan, yürüyemeyen küçük çocukları da zaman zaman Çoruh nehrine atmıştır. Sırtlarında zati eşyalarıyla aylarca yayan yapıldak yürüyen halk, açlıkla, yoklukla cebelleşmiştir.
Kırıma uğrayan halk Müslüman Türk halkıdır.
Batı lobilerinde uydurulan "Ermeni Soy Kırımı" tamamen ya-landır. Suriye ve Lübnan'a sürülen Ermeniler varlıklı yerlere gitmişlerdir. Kırıma, soyguna, katliama uğramamışlardır. Savaş koşularında her iki taraftan elbette ölenler olacaktır. Asıl perişan olan, ezilen, yok olan halk Türk halkı olmuştur. 1915'te Allahuekber Dağları'nda doksan bin Türk-Müslüman askerin donmasına neden olan da Ermeni ve Rus işgali değil midir? Bu doksan bin kişi insan değil midir? Türk değil midir? Eğer Rus ordusu Ermeni işbirlikçilerle ittifak edip Türk topraklarını işgale başlamasaydı, yakıp yıkmasaydı, yaşlı genç demeden toplu katliamlarla bölge halkını yok etmeseydi bu doksan bin asker de ölmeyecekti. Bölge halkı da katledilmeyecek, göçe zorlanmış olmayacaktı.
Yukarıda saydığım illerde, bu illere bağlı ilçe ve köylerde yaşayan halk, güvenlikli bölgelere göç etmiştir. 1915'ten, 1921-1922'lere dek buralarda göçebe hayatı yaşamışlardır. Hanlarda, Kervansaraylarda, çadırlarda, terkedilmiş Ermeni evlerinde kalmışlardır. Bu muhacerat sırasında halkın çoğu telef olmuştur:
1/ Ermeni ve Ruslar tarafından toplu katliamlarla,
2/ Yer değiştirmenin ağır koşulları nedeniyle,
3/ Salgın hastalıklardan, ilaçsız, bakımsızlıktan.
Cephede savaşarak ölen-şehit olan-yüzbinlerce asker dışında sivil halktan ölenleri de hesaba katınca Türklerin kaybı bölgeye dayalı olmak üzere 500 bini bulmaktadır. Bölge işgalden kurtarıldıktan sonra yerlerine-yurtlarına dönen yaklaşık 40 kadar kaza ve vilayet halkı, evlerini barklarını bulamamışlardır.
Çünkü Rus Ordusu, Ermeni Ordusu, yerli işbirlikçiler, Hınçak çeteleri, Ermeni işbirlikçileri taş taş üstünde bırakmamışlardı.
Çoğunluğu ahşaptan olan bölge evleri, binalar, okul ve camileri tümüyle yakılıp yıkılmıştı.
"Ermeni soykırımı" tamamen uydurmadır. Kırıma uğrayan Türklerdir.
Ermeniler, Osmanlı'nın zengin topraklarına sürülerek daha rahat yaşama olanağına kavuşmuşlardır. Eziyet, çile, kırım ve kıtlık Türkleri vurmuştur. Son yıllarda Erzurum ve çevresinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan toplu kırım Türk-Müslüman mezarları bunun kanıtıdır. Doksan, yüz yirmi, yüz kırk... kişilik toplu kırım mezarları ortaya çıkarılmıştır. Bunlarla ay yıldızlı işlemeler, hilal vari oyalar, Kur'an parçaları, nuskalar... ın bulunması Türk-Müslüman toplu mezarları olduğunu saptamaktadır. 1877-1878 /Doksan üç Savaşı / Osmanlı-Rus Savaşı'nda işgale uğrayan bölge topraklarını terk eden halk, bu kez de 1915'in kırımı ve göçüyle yıkılmıştır.
93 Harbi'nin karanlık günlerini yaşamış olan Âşık Ervâhi'nin dizelerinde bu acılar dile gelir:
……….
Ağlıyor analar ne gelir elden
Ah çeker muhacir derûn-i dilden
Hak bizi kurtarsın bu kal mekaldan
Bin yıllık mülkümüz düşmana düştü
Irgalandı cümle ülke, uyandı
Ağla şuben kanlı yasa boyandı
Ah-u figan çıktı, arşa dayandı
Nice canlar yandı, hicrana düştü
Muhacir hakkında ferman yazıldı
İşiten adamın bağrı ezildi
Âhir zaman oldu devran bozuldu
Muhacirlik cümle cihana düştü
Yüklendi göçleri, gitti, çekildi
Fukaralar düz ovaya döküldü
Terk etti sılasın, boynu büküldü
Bilinmez bu yollar ne yana düştü
Dilerim Tanrı'dan kem ola bahtı
Devrile başına Urus'un tahtı
Zulmedip ülkede ne varsa yıktı
Şen yer kalmadı hep virana düştü
Eksik olmaz, çıkar bir sahip-kıran
Livanada kurar bir yüce divan (*)
Hiç kimse bulunmaz önünde duran
Bize imdat gene suphana düştü
Seyreyle Ervâhi, cümle cihanı
Çıkarma yürekten âh-ü figanı
Yakın bilmez iken âhir zamanı
Şimdi çağı âhir zamana düştü
(Cahit Öztelli, Uyan Padişahım, 1976, s. 379-381)
Şimdi de 1915 yılının ıstırap günlerine dönelim şiir diliyle:
Sene 1915'in devrinde
Vasfedeyim size ben neler gördüm
Aniden bu millet oldu perişan
Sanırsın mahşerdir fenalar gördüm.
Ferman olup harp alayı açıldı
Bütün askerlere libas biçildi
Sılasından vatanından geçildi
Baykuş öter viran haneler gördüm
Nevcivan olanlar yekün kartlanmış
Yüklenip gam yükün gider atlanmış
Nicelerin kapıları kitlenmiş
Ağlayıp sızlaşan analar gördüm
Der Firakaki geldi âhir zamanlar
Çıkta âlametler geçti gümanlar
Yârinden ayrılan taze civanlar
Ah-u feryat eden sonalar gördüm
Erkinisli Azmi'nin
Şimdi de gene 1915 muhacirlik ve kırım yıllarını işleyen şiirine dönelim:
Dinleyin dünyanın vasfi halini
Otuz birde düştük nice figana (xx)
Halk olan meydana döktü malını
Muhtaç oldu birden bir lokma nâna
Ersis'te muhacir oldu adımız
Açlıktan bozuldu ağız tadımız
Kim bilir nolacak serencâmımız
Çıkmaz lânet ettik çıkmaz bu cana
Ersisten göç ettik doğru İspir'e
Bize yoldaş idi bit ile pire
……………….
Haber geldi elden gitmiş Erzurum
Gör ki felek bize kıldı ne zulum
Açılmadan soldu lâle, sümbülüm
Çare yok, başladık yola revana
Yolda kurtuluş yok tipiden, kardan
Nice nevcivanlar ayrıldı yârdan
Çokları el çekti, göçtü dünyadan
Nefessiz can attık bir değirmene
Elverdi bizlere Suşehri, Tokat
Şenlendik çok iken derdimiz kat kat
Karın tok, sırt sıcak, can oldu rahat
Dediler eriştik burada ihsana
Zile'de bal gibi pekmezin tadı
Düştü gönüllere memleket yâdı
Geldik bir şehire Sungurlu adı
Elverdi yol, dedi kız, oğul, ana
Sungurlu'da oldu yıl otuz altı
Koptu ortalıkta başka gürültü
Ermeni düşmanlar, Yunan milleti
Boştur deyip uğradılar meydana
Daraldı muhacir ne yana dönsün
Yalvarır: Düşmanın ocağı sönsün
Kimi helallaşır ki âhir günsün
Kimi el pençeli durmuş divana
Urus gitmiş, duydu güldü muhacir
Bu mahşerde bir yol buldu muhacir
Döndü yola revan oldu muhacir
Zorundan karıştı tozlar dumana
Unuttuk bağ ile bostanımızı
Kahpe düşman sardı dört yanımızı
Sonunda çıkardık ziyanımızı
Sürdük Ermeni'yi Kars'tan Revan'a (xxx)
Bu şiir bir tarih panaromasıdır. 1915-1920 arasındaki zulmün ifadesidir. Edebiyat ve tarih bilimi birleşmiş ve toplumsal bir gerçeği vurgulamıştır. Bölge halkının kırımı, eziyeti bundan daha iyi anlatılamaz.
Ermeni soykırımı yoktur tam tersine Türk-Müslüman soykırımı vardır. Anadolu insanının perişanlığı, muhacereti vardır. Göçü vardır. Bunların yarattığı acılar vardır. Yazar Orhan Pamuk'un "bir milyon Ermeni'yi, 30 bin Kürt'ü öldürdük" sözü tam anlamayla tarihi bir iftiradır. Kendi milletine hakarettir. "Hakaret muhayyerdir reddolunur." Böyle sansasyonel sözlerle Batı lobilerinde taraftar toplamayı bırakıp tarihi gerçekleri iyice araştırıp ona göre davranması gerekir. Roman yazmak palavra atmak değildir.
Bu palavradan sonra Orhan Pamuk'un bende olan kitaplarını bağ evinde sobada yakıp zemheri ayında ısındık!
Bölge halkı o kadar büyük kayıplar vermiştir ki, bir Rus şairi katliamların yöneticisi Rus generalini vasfederken "eğil Kafkaslar eğil, bu gelen Rus general Art-renik Zarovar'dır" demiştir. Diğer bir General Ermeni General Mazmanof Oltu, Şenkaya, Göle civarında sayısız insanı katlettirmiş sonra Türk kuvvetleri bölgeyi kurtarınca Merdinik'te (Göle) intihar etmek zorunda kalmıştır.
Hınçak ve Taşnak örgütlerine bağlı Ermeni çetecileri pek çok Müslüman-Türk yerleşim birimini ateşe vermiş, mallarını yağmalamış insanlarını göçe zorlamış ya da katletmiştir. Bu konularda başta Kars, Ardahan, Artvin, Rize, Bayburt, Gümüşhane, Erzurum... salnamelerini okumak incelemek yeteri kadar bilgi verecek-tir. Bütün bunlara karşın, Doğu fatihi General Kâzım Karabekir, Türk Ermeni ayrımı yapmadan öksüz kalmış Türk ve Ermeni çocuklarını toplayıp eğitilmelerini ve ileride meslek sahibi olmalarını sağlamıştır. Türkler, her yerde Ermenilere sıcak kucaklarını, evlerini, yurtlarını, köylerini açmışlardır. Batı lobilerinde, tarihin olumlu-barışçı, dayanışmacı yönünü bir yana bırakıp kanlı yönünü gündeme getirmekle tarihe karşı kötülük yapmaktadırlar. Ermeni diasporası her şeyden önce 1970'lerden sonra katlettikleri Türk diplomat ve ailelerinin, çocuklarının hesabını versinler. Ermeni diasporası, bugün, 1915'te yerli Ermenileri örgütleyip, Türk-Müslüman halkı kırdıran Hınçak ve Taşnak komitacılarının yerini almıştır.
(x) Livana: Artvin-Batum Sancağının ortak adı (Artvin)
(xx) 1915
(xxx) 1920
"Ermeni Soykırımı" Tamamen Yalandır
Adil Vahaboğlu
Yorumlar