Her şehrin anlatacak bir hikâyesi vardır. Kırşehir’in hikâyesi ise yüzyıllardır süregelen kültürü, geleneği misafirperverliği, sahip olduğu kültürel varlıklarla oldukça zengindir. Anadolu’nun kalbinde yaşayan ve geçmişinde köklü bir medeniyet barındıran bu şehir keşfedilmeyi beklemektedir. Her gün geçtiğimiz sokakların taşıdığı hikayeler keşfedilmeyi bekleyen bir kültür hazinesi.

Birçok medeniyeti topraklarında barındırmış Kırşehir ahiliği topraklarında filizlendirmiş ve Anadolu’da esnaf kültürünün ilk temelini atmıştır. Yapıldığı dönemde gökbilim çalışmalarına ev sahipliği yapan Cacabey Medresesi bu topraklarında filizlenen önemli bir bilim merkezidir. Anadolu Selçuklu Devleti döneminde yaşanan bu gelişmeler Kırşehir’i hem tarih hem kültür hem turizm açısından önemli bir merkez haline getirmektedir. Kırşehir Türk devletlerinden taşıdığı izler kadar yabancı devletlerden de izler taşımaktadır. Doğu Roma’dan Üçayak kilisesi, Mucur Yeraltı şehri, Kaya kilisesi, Keşiş Sarayı gibi birçok esere ev sahipliği yapmaktadır. Müzik kültürüne de birçok isim bağışlamıştır Kırşehir. Muharrem Ertaş ve Neşet Ertaş, Çekiç Ali, Hacı Taşan, Ekrem Çelebi Bozlak ve Abdal kültürünü en iyi şekilde temsil edip hem tarihin hem de kültürün günümüze kadar taşıyan kültürel hafızalardır.

Bir şehir değerlerine sahip çıkıldığı ölçüde gelişir ve anlam kazanır. Kırşehir’in anlatılacak çok hikayesi var. Kırşehir’in tarihi varlıklarını, kültürel değerlerini, doğal güzelliklerine turizm penceresinden bir daha bakıp bu zenginliği sadece bir miras değil, şehrimizin geleceğini inşa edecek bir sorumluluk olarak görmeliyiz. Geçmişin emanetini geleceğin sermayesine dönüştürmeliyiz. Değerlerini turizm penceresinden dünyaya açamayan bir şehir, ne kadar zengin olursa olsun keşfedilmemiş bir hazine olarak kalmaya devam edecektir. Kırşehir’in turizm rotasını adım adım çizeceğimiz bu yolculuğun devamında; şehrimizin bir başka eşsiz değerine mercek tutacak, bozkırın kültürel mirasını hep birlikte keşfedeceğiz.