Son bir ay içerisinde terör olaylarının zirve yaptığı bir süreç geçirdik. Doğu’da pusuya düşürülen asker ve polis cenazeleri memleketlerine ulaştıkça haliyle bir tepki doğuyor.

Son bir ay içerisinde terör olaylarının zirve yaptığı bir süreç geçirdik. Doğu’da pusuya düşürülen asker ve polis cenazeleri memleketlerine ulaştıkça haliyle bir tepki doğuyor. Fakat bu tepki bir yıkıma kadar yükseliyorsa buda başka bir terör olayı demektir.
Kırşehir’de ve Anadolu’nun bazı vilayetlerinde gelişen olaylar kontrolden çıkarak bazı iş yerleri ve dükkânların yakılmasına kadar vardı. Protesto tamam, bir demokratik haksa yapılan ve yapılacak olan protestoları engellemekte o kadar haksızlıktır. Ama bu yakmaya, yıkmaya ve adam öldürmeye kadar tırmanıyorsa ki nitekim öyle de olmuştur, bu gibi olayları tasvip etmek mümkün değildir. Bu gibi olayları önlemek emniyet güçlerine ve kolluk kuvvetlerine verilen bir görevdir. Doğan güvensizlik ortamında herkes kendi güvenliğini sağlamaya kalkarsa işte o zaman bir isyan görünümünü alır.
Son olaylarda bir isyan provası görünümündeydi. Anadolu’da isyanlar ve isyan hazırlıkları Osmanlılardan da önce Emeviler, Abbasiler, Selçuklular zamanında da isyanlar ve başkaldırmalar olmuştur ve bunların birçoğu çok kanlı olarak bastırılmıştır. Petrolün yakıt olarak önem kazanmasından sonra, Ortadoğu ve Kuzey Anadolu’da çoğunluğu fazla olan Kürt vatandaşların arasına sızan yabancı devletlerin ajanları, zaman zaman milliyetçi duyguları kaşıyarak otuz yıldır Türkiye’nin tükenmez enerjisini tüketme noktasına getirmişlerdir.
Bilhassa İngilizlerin bu bölgeye fazla ilgi duyması ve bilhassa paravan terör örgütleri kurarak sanki Mondros’un rövanşını almaya çalışıyor görünümü veriyor. İngilizlerle beraber diğer Avrupa ülkelerinde, bilhassa Almanya ve Fransa Asala’dan sonra onun yerine kurulan PKK´ya can simidi gibi sarılarak ve her türlü desteği alenen vermekten çekinmemeye başlamışlardır.
Kuzey Irak’ın bir bölümü ve Anadolu’nun doğu bölgesinde yoğun olarak yasayan Kürt toplumu değişik aşiret gurupları halinde, binlerce yıldır bölgede bulunan diğer guruplarla beraber iç içe yaşarlar.
“Kürt” diye adlandırılan birçok değişik dillere sahip olan bu guruplar yakın zamana kadar ve halen dil konusunda anlaşamayan ve kendilerini Kürt olarak tanıtan aşiretler var. Osmanlı tebaasına giren diğer guruplarda olduğu gibi Kürt gurupları içerisinde de idarede görev alan devlet memurları ve paşalar hatta ordu komutanları olarak çalışan askerlerde olmuştur.
Cumhuriyetten önce 1806-1808 arasında Babanzade Abdurrahman Paşa isyanından sonra büyük ayaklanmalar olmuş ve hepsi de bastırılmış. En son olarak Molla Selim ve Şeyh Şehabettin isyanıdır 1913-14. Osmanlı’nın Doğu’da Ruslara karşı kaybettiği harpten sonra, Bedirhan Osman’la kardeşi Hüseyin Paşa, dedeleri zamanında kaybettikleri egemenlik alanlarını, zayıf düşen Osmanlı’nın zaafından yararlanarak bölgede isyan çıkarmışlar.
Esasında bu isyanın arkasında yine İngilizleri görürüz. Bu isyancı guruplara değişik vaatler verirken bol miktarda silah ve para takviyesi yapmışlardır.
1926´da Şemdinli ayaklanması da Şehabettin isyanının devamıdır. İngiltere elini doğudan çekmeyerek ajanlarıyla devamlı faaliyet göstererek zamanımıza kadar bütün Kürt ayaklanması ve doğu illerimizde çıkan ve de çıkacak olan olayların hep arkasında yer almıştır.
Şeyh Sait isyanı, Cumhuriyet hükümetinde milletvekili olan Yusuf Ziya Beyle Cibranlı Halit irtibata geçer ve isyan planlarını hazırlarlar. Bu planı Şeyh Said Efendiye anlatırlar oda komşu aşiretlerle konuşur ve mektup yazarak Y. Ziya Beyle, Halit Beyi bir mektupla davet eder. Gelişen olaylardan millî istihbaratın haberi olur ve bunları Erzurum’da yakalar kolluk kuvvetleri. Fakat Halit Bey aşiretine sığınır ve silahlı mücadeleye girişir.
Tarih yazmaya kalkmayalım nihayetinde Eğil’in Piran köyüne dinlenmek için gelen Şeyh Said’in yanındaki adamların bir kısmının tutuklama kararı olduğu için onları almaya gelen jandarmaların üzerine açılan ateşle isyan başlamış. Mücadele edemeyeceğini ve yakalanacağı anlayınca O. Nuri Paşaya haber göndererek teslim olmuş ve yargılandıktan sonra adamlarıyla idam edilmiştir.
Şimdiki isyan provası ve Cizre olayları aynı benzerlik göstermiyor mu?
Kurulan kabineden bakanlık görevi üstlenen HDP´li milletvekili yollara düşerek isyancılara yardıma gitmesi ve eski Diyarbakır Belediye Başkanının tehditkâr naraları, acaba amaç ve niyetin ne olduğunu göstermiyor mu?
Yine bu olayların arkasında provokatör olarak Avrupa ülkelerinin olduğu kesin. Son 12 yıl içerisinde kuvvetlenen PKK artık son kozunu paylaşma kararı alarak kanton bölgeler oluşturmak ve bir Kürt devleti kurma sevdasına kapılmanın faturasını sivil halka ödettirmektedir.
Bu olaylar nasıl biter?
Birincisi petrolün alternatifi ne zaman bulunursa. İkincisi işsizlik problemi ve gelir seviyesi ne zaman çözülürse ayrımcılık ortadan kalkarsa o zaman.
Benim korkum sokak çatışmalarına dönerse bu didişme ki gelişmeler ona işaret ediyor işte o zaman yabancıların arzuları gerçekleşir. Cizre olayları da bunun kanıtı.