Hayattan öğrendiklerimiz her zaman güzellikler ya da mutluluklar üzerine olmuyor maalesef.

Birbirimizden güzellikleri öğrenmek zorken acıları, hüzünleri öğrenmek ne kadar kolay oluyor. Artık

farkına varılmalı: Yanımızda nur topu gibi bir mutluluk değil, ateş topu gibi bir korku biriktiriyoruz.

Böylece olmamış kederin acısını çekiyoruz.

Yok işte arkadaş; olmamış, korktuğun başına gelmemiş işte! Ama yok, olmamışı yaşıyoruz olmuş gibi.

Çünkü korkuyu besleyip büyüttük, o da görevini yapıyor. Bir kere de olmamış mutluluğu, neşeyi yaşa;

ama yok, onun hayalini bile kuramazsın. Gözün "Bak, burada," diyor; kulağın duyuyor, ellerin

dokunuyor. Ama ne kalbinin ağrısı geçiyor ne de beyninin iyi kurgulanmış senaryosu bitiyor.

Hadi olsaydı... O kaza, o yangın, o deprem ... Olmamış işte, bırak acısını! Olacaksa da belki de senin

senaryondaki gibi mi olacaktı, acemi senarist?

Gerçek şu ki bizi yöneten acılar ve korkulardır. Biz, korkmuş insanı dahi tokatlayarak kendine

getirmeye çalışanlarız. Teselli beceriksiziyiz; acıyı acıyla yatıştırırız. Benliğimiz o kadar yoksul ki

kalbimizden gelen tek bir cümle bile kuramıyoruz , acıyı bir nebze hafifletecek. Susmak da çok kolay

yapabildiğimiz bir meziyet değil tabii. İyi ki Tanrı var; kitapları, peygamberleri teselli kopyası aldığımız

... Mucizevi yaratık olan insan, acıya bir damla su olamıyor. İnsanın, kendini teselli edecek tek bir

sözcüğü dahi olmadan "insan" olması ne kadar korkunç!

"Paylaştıkça azalan acı" diye mucizevi bir söz var. Acı, bölünüp verilemeyecek bir şeyse eğer;

paylaşmak, anlatmak ya da anlamaksa, yolu güzel dilden geçiyor öyleyse. Teselliyi samimi, gerçek ve

inandırıcı yapmak gerekli. Burada amaç Yaradan'dan ve kutsallardan teselli aramamak değil;

yaratılanlarla şekillenip kimlik bulamayan hazin insanı görmektir. "İnsanım" demek, kendinde güç

görmek Yaradan'dandır.

Teselli önce ayna karşısında yapılmalı; insan önce kendi ikna olmalı söylediklerine. Bir nebze dahi

kendini ikna edemediğin bir sözü teselliymiş gibi söylemek, karşı tarafta bıçak etkisi yaratır. Başkasının

aptallığını merak ediyorsak önce kendi aptallık seviyemize bakmak ya da "Nasıl dolandırılırız?"ı

görmek için önce kendimize bakmamız lazım.

Biz insansak insanı anlamak zorundayız. Bu, tümevarımla olabilecek bir gerçektir. Sonuç olarak,

baştaki o ateş topu korkunun nedeni; bu insan olmanın, insanlığını bilememektir. "Olmamışın acısı" da

budur: En kısa yolu ama en kötü yolu seçmek ... Olmamış acımızı, olmamış korkularımızla, var

olmayan zincirlerle kendimizi sıkı sıkı zincirlemek...