Farkındalığını yaşamadığımız bir söz ya da davranış yakamıza yapışmadan, kapımızı çalmadan geçip gitmez hayatımızdan. Dünya dönüyor ya yalnızca geceyi, ardından da gündüzü getirmek için dönmüyor. Bizim yaşam yolculuğumuz da bu döngünün içindedir. Bu yolculukta biriktirdiklerimiz; iyiliklerimiz ve kötülüklerimizdir. Bıçaktan keskin sözlerimiz dozerden yıkıcı davranışlarımız olur hayatta. Bazen birkaç sözcükle kırıyoruz insanları ya da uygun olmayan davranışlarla yıkıyoruz. Ne kadar dikkat etsek de bu davranışlarımızın önüne geçemeyiz fakat azaltabilir ya da bizi kontrol etmelerinin önüne geçebiliriz.
Hayat dediğimiz cam fanusa yumruk atarsak batar elimize kırıklar. Bu da hayatı acımasız değil bizi gücünü kontrol edemeyen yapar. Hatta attığımız yumruk sadece bize zarar vermez sıçrayan cam kırıkları can bağlarımıza da zarar verir. Sonra şaşkın şaşkın bakakalırız.Yaptıklarına başkası yapmış gibi bankan canlıdır insan. Yeni adım atmaya başlayan bebeklerimizi ilk koruduğumuz yerler masa köşeleri olan sivri yerlerdir. Yaşamda da ne kadar keskin köşemiz varsa o kadar tehlikedeyizdir. Çok köşeli olmak zordur incitir yalnız bizi değil korumak zorunda olduğumuz çocuklarımızı da. Çocukları masa köşesi kadar kendi köşelerimizden de korumalıyız. Canları canımız olduğundan elbet.
Vicdan mahkemesinde yargılanıp hatamızı anladığımızda bir düzen oluşmaya başlar elbet. Farkındalığın olmadığında yaptığın her davranış tokat olup yüzüne de çarpsa öylece baka kalınır. Anlamak için bazı yaptıklarımız bizi değil en sevdiğimiz evlatlarımızı bulur. O kadar kendimizden çizgimizden şüphemiz yoktur ki ben ne yaptım kader sana moduna hemen gireriz. Hep imtihandayızdır hiç cezamız yoktur. Bir yaprak dahi koparmamıştır çoğumuz. Fakat konuşurken dahi ele veriyoruz kendimizi. Çocuklarımız konusunda ne kadar özenli oluyoruz.Fakat kendi çocuklarımız. Mesela evladım konusunda değil de evlatlarımız konusunda hassaslaşsak elbet bir noktalarda güzelleşme olur.
Kirpi misali herkesin çocuğu kendine pamuk bundan şüphe yok fakat her bir çocuğun da bir başkasının pamuğu olduğunu unutmamak gerek. Her söze benim çocuğum diye başlarsak, her taş benim çocuğumu bulur; her diken benim çocuğumun ayağına batar. Her ne kadar titizlikle büyütsek de kendi çocuklarımızı toplumdaki diğer çocuklara o hassasiyet gösterilmezse çürümüş bir toplumda sağlam olunma şansı yok maalesef. Bu ayrıntıyı kabullenmiş gibi yapıyor fakat gerekli çabayı göstermiyoruz. Bunun en çarpıcı örneği okuma düzeyini tamamlamış bilinci yüksek çocuklarımızı birkaç üst sokakdaki okuluna kendimiz bırakıyor ve alıyor olmamızdır. Toplumu bir kötülük çemberi olarak algılıyor ve çocuğumuzun ebeveynsiz güvenle eve ulaşmasına imkan veremiyoruz. Bu gün bu korunaklı halimizi gururla sergilesek de bir toplum için yüz kızartıcı bir durumdur. Biz gerçekten iyiysek toplumda iyidir bunu fark etmemek mümkün değil. Üstlendiğimiz bu misyon daha kötü günlerin habercisidir. Bir gün okulda son zil çaldığında en üst bir pencereden okulun bahçesinde bekleyen veli yoğunluğunu görmek bazı yüzleşmeleri sağlayabilir. Farkında olalım ki kötü günler bir günde gelmediği gibi bir günde de çekip gitmeyecek. Görünür olması gitmesinin yakın olduğunun da habercisi olabilir. Kötülükler kişisel görünse de etkileri toplumsaldır. Hiç birimizin evladı korunaklı değil tümünü korumaya odaklanmadıktan sonra.
Bir minik kar topu gibi gelebilir kişinin kendi yaptığı kötülük, o bir çığ olur ve yapanı mutlaka bulur ya da kıymetlisini. Ġyilikte kötülükte çeyiz gibi sandıkta birikir. Kullansan da kullanmasan da o sandık bir gün açılır. Tüm işlemeler çocuğuna kalır.<