KIRŞEHİR’DE şöyle bakıyorum insanlara hepsi AVM (Alışveriş Merkezleri)’den alışveriş yapıyor. Geziyor, dolaşıyor, alıyor, satıyor.
KIRŞEHİR’DE şöyle bakıyorum insanlara hepsi AVM (Alışveriş Merkezleri)’den alışveriş yapıyor. Geziyor, dolaşıyor, alıyor, satıyor. Kasanın yanına varıyor yaü peşin, ya da kredi kartıyla ödeyip çıkıyor. Yani al gülüm, ver gülüm hesabı…Veresiye yok. Alan memnun, veren memnun…
Kırşehir’de bakkallar bitti, onlar sadece sigara ve sakız satıyor o kadar…
Bu işte bakkalların elbette vebali var. Onlar kendilerini yenilemediler, gelişen çağa ayak uydurmadılar. Sonunda AVM’ler karşısında yenilgiyi kabul ettiler.
Kırşehir insanlar neden AVM’lere gidiyor, neden buralardan alış veriş yapıyor? Bu uzun bir konu. Ama gördüğüm kadarıyla insanlar alış veriş hastası olmuş durumdalar.
Kırşehir’de bir yandan insanlar geçim sıkıntısı altında oldukları için kıvrandıklarını, parasızlıktan, fakirlikten dem vuruyorlar, diğer yandan alışverişten hiç de geri durmuyorlar.
Herkesin cebinde bir kredi kartı, sanki ödemeyeceklermiş gibi alış veriş yapıyorlar. Ne diyelim, Allah ödeme kolaylığı versin!
Tüketim çılgınlığı, yarı gelişmiş veya gelişmeye hamle etmiş toplumların kanlarına kadar işleyen bir virüs. Bu virüs global sermaye dediğimiz sömürücü güçlerin, renkli ve özendirici reklam propagandalarıyla yaşamımıza adapte edilen bir çılgınlık düzeyi.
Tüketime köle yapılan toplumlar sadece tüketime endekslidir, sadece yaşayabilmesi kadar üretir. Çalışmayı aşağılayan nerdeyse T.M markası taşıyan malları veya giyim eşyalarını kullanan kimselere küçümseyici ve hakirce bakan bazı entellerin, yabancı bir mağazanın tanıtım açılısında nerdeyse bedava dağıttığı kalitesi tartışılır malları, sosyete geçinen şahısların kucaklarını doldururken yağma görüntülerine benzer davranışlarla tereklerin çılgınca boşaltılması, beni hayli etkiledi ve düşündürdü. Görüntüler gerçekten dehşet verici bir manzara sergiliyordu, ne kadar komik ve acı bir görüntü.
Türkiye’nin A.V.M çılgınlığının hangi noktalara geldiğinin ve iç piyasanın nasıl yabancı sermayenin kucağına atıldığının ve istila edilişinin bir örneği. Avrupa’nın gelişmişlik şemsiyesi gölgesinde, uzak doğuda ucuza fason olarak yaptırdığı kalitesiz ve marka taşıyan malları, özendirici ve cici reklamlarla insanların beyinlerine kadar sokan ve hipnoz ettiği toplumu nasıl soyduğu ülkelerin bir örneği Türkiye.
Bu güya büyük marketler ve AVM’ler piyasada çok etken bir rol oynuyor ki iki tarafı da mağdur edici bir rol. Üretici ve tüketici arasında oynadığı etken, üreticiyi sıkıştırarak ucuza kapattığı malı tüketiciye pahalı satması. Eğitimde de aynı manzara, iyi ve kaliteli eğitim alsın diye yüksek paralar vererek gönderdiğimiz çocukların aldığı eğitimde tartışılır. Hatta sıradan bir okulun eğitim düzeyinde olduğu bile tartışılabilecek özel okullarla başlayan yozlaşma ve hayatımızın her safhasına, mutfağımızdan yatak odasına kadar girmeyi başaran yozlaştırıcı başarılarından dolayı, yabancı firmaları kutlamamak elden değil.
A.V.M çılgınlığı ve sevdasıyla memleketin her köşesine yayılan bu merkezler, halkımız arasında bir mesire yeri veya bir eğlence yeri havası vererek insanları, göz kamaştırıcı vitrinlerin önüne nasıl çektiğini, park yeri bulmak için saatlerce arabada beklemeyi göze alan babanın çilesine eklenişinden belli değil mi.
Evde yaramazlık yapan afacanı avutmak için, “seni AVM´ye götürmem ha!”, beslenme alışkanlığının ön sırasına oturan ve ne olduğu belli olmayan “hamburger almam ha!”, suratı asık ev hanımının gönlünü hoş etmek ve bir günde olsa mutfakta uzaklaştırmak için yapılan bir AVM resti, ay sonunda bütçenin açığı ve kredi kartlarının cevap vermediği bir dönemi başlatırken, aile yapısının dağılmasına sebep olabilecek ekonomik sıkıntısının da başlangıcıdır.
Mahalle bakkalının kaydırağı var mı, mahalle bakkalının karınca atı var mı, mahalle bakkalının neye benzediği belli olmayan çatırtılı müziği var mı, bakkalda çeşitli obez edecek gösterişli yiyecek var mı tereklerinde?
Eh çarpık yapılaşmayla oynayacak yer bulamayan çocuklarda işte oraya değil de AVM’ye gitmek ister. Oralara gitmek için ayrı bir araca gerek var, ya bir araba alacaksın ya da arabası olan bir arkadaşın sırtına yamanacaksın, oda ayrı bir problem doğurur aşağılanma veya küçümsenilme. “Onun var da bizim yok”, “Sende herif misin mıymıntılık kanına işlemiş!” gibi laflarla herifi gaza getirirken, geçimsizliğin ana enstrümanı olan karşılıklı atışmalar ve sonunda boşanmalara kadar giden yolun keskin virajı.
Araştırılacak olursa bu büyük alışveriş merkezlerinin birçoğu, ya yabancı bir kuruluşla ortak ya da bankalara ortak olan yabancı bir kuruluşun. Öyle olmasa bile yine çoğunluğu, zaten % 60´dan fazla olan bankaların yabancı menşeili olması dolayısıyla bu firmaların ödediği faizler direk yabancı bankaların kasasına gidiyor. Bu da devlet ekonomisinin yarıdan fazlasını yabancı güçler idare ediyor demektir.
Peki, AVM düşmanı mıdır bu geveze diyenler olabilir, Sümme haşa bilakis olmasını isteyenlerdenim, ağırlıklı yerli malı satışı yapılırsa ama fason olarak yapılan ve de gerçeğinden daha kaliteli mallara yabancı marka takarak elin reklamını yapanlara benim sözüm. Madem yapıyorsun, göster itinanı vur markanı, aç göğsünü alnın açık bunu da ben yaptım de halkta yönelsin sana. Ucuza satılmanın ne alemi var be bedavacım!..