Mutat olarak her ay iş insanı Hasan Eraslan tarafından tertiplenen 20-30 arkadaşımızın katıldığı sohbet toplantımızın bu ay ki konuğu, İnşaat Mühendisi Özer Ravanoğlu idi. Özer bey 1938 doğumlu 25 yılını Türk Cumhuriyetlerinde Diyanet Vakfı ve TİKA tarafından görevlendirilen bir Türk Milliyetçisi. Ravanoğlu, Ata Yurtlarımızda bir çok kalıcı eser yapımına öncülük etmiştir. Anıları ile hepimizi duygulandıran Özer Bey’in sohbeti sonunda, kendisinden bedelini ödeyerek satın aldığım kitabından yazılarıma alıntı yapabilirmiyim dedim. O da gerekli oluru verdi. Yazımızın konusunu oluşturan “Tanrı Dağları’nın Gözyaşları” adlı kitap Ötüken Yayınevi tarafından basılmış. Yazarımızın bu anı kitabını ve diğer kitaplarını okumak isteyen okuyucularım, Ötüken yayın evinden talep edebilir. Kitaplarını alıp okuyacak arkadaşlarımın çok memnun kalacaklarında eminim.

Yazımıza, kitabı hakkında Özer Bey’in içten gelen duygularını kaleme aldığı yazısı ile başlamak istiyorum.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Türkiye Diyanet Vakfı tarafından cami inşa etmek üzere görevlendirildiğim Ata yurdumuzda (Türkistan Türk Cumhuriyetlerinde) çeyrek asra yakın yıllarım geçti. Cenabı Hakk’ın lüfu Keremiyle yolumuz önce Azerbaycan’a sonra Ata Yurdumuz Uluğ Türkistan’a düştü. Birçok eşimizin dostumuzun teşvikleri ile gördüklerimizi, duyduklarımızı yazmaya başladım. Bu coğrafyaya geldikten sonra en büyük heyacan kaynağımız her zaman Tanrı Dağları oldu. Çeyrek asra yakın süredir bu coğrafyada yaşamama rağmen, bazan eteklerinde, bazan yamaçlarında, bazan da zirveleride bulunduğum Tanrı Dağları bana hep heyecan verdi. Bu dağların ayrı bir özelliği, ayrı bir güzelliği var. Fakat Tanrı Dağları’nın şimdi başı hep dumanlı. Tanrı Dağları üstündeki karların dışında, iki asır hüzünlerle, elemlerle yüklü. Yaylaların beslediği, vadilerde sakladığı Türk milleti eski haşmetini, eski kudretini kaybettiği için Tanrı Dağları’nın da gözlerinin yaşlı olduğunu hissettim. Son iki asırda çok ezildik. Güçsüz düştük. Tanrı Dağları’nın gürbüz evladı her yerde ezildi. Her yerde zulüm gördü. Doğu Türkistan’da, Orta Asya bozkırlarında, Kırım’da, Kazan’da Kuzey Afrika’da, Yemen çöllerinde milyonlarca insanımız kırıldı. Geçmiş yıllarda zaferlere zaferler eklerken, artık elemlere elemler yüklemeye başladık. Artık iki asırdır milletimizin gözü yaşlıydı. Tanrı dağları’nın eteklerinde, yamaçlarında yaşayan Türklükle birlikte Tanrı Dağları da ağlıyordu. İki asırdır gördüğümüz zulümler, kıtaller bizi bitiremedi, yok edemedi, ama milyonlarca insanımıza insanca yaşama hakkını bile vermeyen emperyalist güçlerin husumetleri hiç bitmedi, bizi yeryüzünde yok etmeye bir kez ahdetmişlerdi. Cenab-ı Hak’tan niyazımız olur ki, iki yüz yıldır dökülen kanlarımız, gözyaşlarımaız inşallah kefaretimiz olur ve makus talihimiz sona erer.

Haftaya bu kitaptan birkaç alıntı yapacağım. Okuyucularımdan Özer beyin yırmi beş yıl yaşadığı Türkistan coğrafyasında, bizzat tanık olduğu duygusal anılarını okumalarını, bu kitabını ve diğer kitaplarını Ötüken yayınevinden istemelerini önemle rica ediyorum.

Önemli Not: Bazı okuyucularım, bu yazılarımdan dolayı ücret aldığımı sanıyorlar. Yıllardır yerel gazetelerde yazdığım yazılarımdan dolayı hiçbir ücret talebim olmamıştır. Amatörce C. Allah ömür verdiği müddetçe yazmaya devam edeceğim