24 Nisan 2026 Prof. Dr. Erol Güngör’ün vefatının 43. Yıl dönümü. Rahmetli ile ilgili İlmi-Akademik değerlendirmelere geçmeden önce, klişeleşmiş hayat hikayesinden başlayalım.

Prof. Dr. Erol GÜNGÖR’ÜN kendi kaleminden hayat hikayesi 1938 yılında Kırşehir’de doğdum. Ailem orada Hacıhafızlar olarak bilinir İlk ve Orta tahsilimi Kırşehir’de yaptıktan sonra İstanbul Hukuk Fakültesine girdim. Bir yıl sonra merhum Prof. Dr. Mümtaz Turhan’ın teklif ve tavsiyesi ile Hukuk Fakültesi ikinci sınıfından ayrılarak Edebiyat Fakültesinin Felsefe Bölümüne girdim. Ve oradan 1961 yılında mezun oldum. Aynı yıl Prof. Mümtaz Turhan’ın yanında Sosyal Psikoloji asistanı oldum. 1965 yılında doktoramı yaptım. Bir müddet ABD’de Kolorada ABD’de Kolorada ABD’de Kolorada araştırma yaptıktan sonra 1971 yılında İstanbul Edebiyat Fakültesi Sosyal psikoloji Kürsüsünde Doçent ve 1978 yılında da profesör oldum.

Erol Güngör’ün soy ağacını yıllar önce çıkarttık buna göre ilk dedemiz Osman, 1800 yılları başında Musul-Kerkük yöresinden gelmiş. (Bunu Erol Güngör’ün ağabeyi rahmetli Tüm General Hidayet ağabeyinden dinledim) ve ilimizin kayabaşı mahallesine yerleşmiş. Osman dedemiz Kırşehir’e geldiğinde karısı var mıydı, yoksa burada var mıydı, yoksa bu konuda bilgimiz yok. Osman dedemiz geldiği yerleri çok iyi bildiğinden bu yerlere birçok kez develerle gidip ticaret yapıyor ve belli bir zaman sonra da zenginleşiyor. Osman dedemiz zamanında Kırşehir’de Ağlar’ın sözü geçtiğinden Osman dedemizin ticaretten kazandığı bu zenginliği onları korkutuyor ve dedemizi hiçbir sebep yokken Niğde’ye sürgün ediyorlar. Osman dedemiz bir daha Kırşehir’e dönemiyor ve orada vefat ediyor. Maalesef mezarı dahi şimdi bilinmiyor. Günümüzde kayabaşında bulunan Ağlar konağı dedemizi Niğde’ye süren Ağlar’dan kalma bir yapıdır. İşte Erol Güngör, 1800 yılları başında Suriye, Irak tarafından gelen ilk dedemiz olan Osman’ın oğlu, Hidayet’in soyundan gelen Ahi Evran Camisi imamı hafız Osman’ın torunudur.

Erol Güngör ile ilgili rahmetli Servet Kabaklı (Ahmet Kabaklı’nın yeğeni) Türk Edebiyatı Dergisinde kaleme aldığı yazısında bir hatırasından bahseder. Amcam Ahmet Kabaklı ile Tercüman Gazetesi’nde odasında otururken Erol Güngör’’ün Konya Selçuk Üniversitesi Rektörlüğüne atandığını haberini aldık. O kadar çok memnun olduk ki anlatamam. Amcam gözyaşlarına hâkim olamadı ve hemen eşi Prof. Dr. Şeyma Güngör’ü aradı ve tebrik etti.

Erol Güngör’ün fikri yapısı

Prof. DR. Erol Güngör, dürüst, çalışkan, girişken, mütevazi, sessiz sakin ve içine kapanık bir yaradılışı vardır. Çok az konuşur, çok dinler, çok çalışırdı. Devamlı mütebessimdir ve nadiren kızardı. Bir işi yapıp bitirmeden kimseye bahsetmezdi. Çok okur, dokümanlarını hazırlar, kalemi eline aldıktan sonra da bırakmadan yazardı. En sevmediği şey şamataydı. Şahsiyeti ve dünya görüşüyle örnek bir Türk Milliyetçisidir. Eserlerinde Türk İslam kültürünü, genç nesillere aktarmada büyük bir vazifeyi başarmış ve Müslüman Türk kimliğini korumuştur. Milliyetçilik, Müslümanlık, Osmanlılık, ilim ve ahlaki şahsiyet onda özleşmiştir. Tanzimattan bugüne kadar birçok aydınımızda gördüğümüz kendi değerleri karşısındaki olumsuz ve hakir görünmek onda yoktu. Rahmetliye göre kendi kıymetlerimize bakış açısı yönünden, Avrupalı aydın ile bizim aydınımız arasında bir fark yoktur. Onlara göre bizim kültürümüzün Avrupalı tarafından hor görülmesi bir kişinin veya düşmanlığın eseri değil, medeni âlemin bize bakışının eseridir.

Erol Güngör’e göre, bir şey ne kadar eskiye dayanıyorsa o kadar haklı ve güçlü manasına gelir ve çok eski olmak o derece denenmiş olmaktır der. Erol Güngör, Osmanlı olmakla her zaman övünmüş, tarihinden iftihar etmiştir bütün çalışmalarını Türk kültürü, Türk tarihi, kültür değişmeleri, batı kültürünün temel değerlerinin tarihi gelişimi, Türk kültürünün yabancı kültür karşısındaki vaziyeti, aydınlarımızın sorunlara bakışı, buradaki yanılgıları; kısaca bu konulardaki tartışmalara bir sosyal bilimci olarak çözümler getirmeye çalışmıştır.

Erol Güngör’ün vefatının 41. yıl dönümü nedeniyle Kırşehir Belediye Başkanlığı tarafından düzenlenen Sempozyumda Erol Güngör ile ilgili bildiri sunan Prof. Dr. Refik Balay’ın değerlendirmelerini sizlerin bilgisine sunuyorum.

Erol Güngör’ün Medeniyetimizin Yeniden İhyasına İlişkin görüşleri

Erol Güngör’e göre yerli ve milli olan bizler kültürümüzü yeniden kurmak mecburiyetindeyiz. Bu yolda kaybedilecek bir saniyemiz bile yoktur. Kültürümüzde açılan yaralar bu memlekette milli birliği bozacak derecede ağır olmuştur. Gittikçe de ağırlaşmaktadır. Bu tahribatın neticesinde Türkiye’de birbirine yabancı, birbirine rakip, birbirine düşman zümreler doğmuştur. Bu zümreler birbirinin saadeti, öbürünün felaketi; birinin kahramanı, ötekinin haini; birinin mültecisi, öbürünün şarlatanı halinde idrak edilmektedir. Bu zümrelerin sadece inanç ve idealleri değil, dilleri de birbirinden ayrıdır. Yerli ve milli güçler işte bu vahim ayrılıkları ortadan kaldırmak ve herkesi bir milli kültür ve ortak medeniyet şemsiyesi etrafında birleştirmek gibi mukaddes bir vazife almıştır.

Güngör’ün kültür emperyalizmi bağlamında medeniyetimizin yeniden ihyasına ilişkin görüşleri; Doğu ve Batı denklemini çok iyi analiz ettiği “İslam’ın Bugünkü Meseleleri” adlı eserinde özetlemiştir.

Erol Güngör’e göre, kadim medeniyetimizin öncelikli problemi iktisadi ve siyasi karakterli değildir. Güngör, kültür dünyamızı tahlil ederken problemlerimizin siyasi ve iktisadi olmaktan çok kültür meselesi olduğunu, medeniyetimizin uyanışının tam bir kültür hareketi haline dönüştüğü zaman köklü ve kalıcı neticeler doğurabileceğini ileri sürmektedir. Ona göre Müslümanlar ancak yeni bir medeniyet inşa ederek varlıklarını sürdürebilirler. Bu yüzden başta Türkiye olmak üzere İslam dünyası yeniden ayağa kalkacaksa bunun kaynağı öncelikle gelişmelerde değil, tefekkürde aranmalıdır. Kültür ve Medeniyetimizin yeniden ihyası için asıl yük fikir adamlarının omuzlarındadır. Aydınlarımız, din adamlarımız, alimlerimiz, sanatkarlarımız bu sorumluluğun şuuruna ermek durumundadır. Medeniyetleri politikacılar yaratmaz. Medeniyet alimlerle, sanatkarların işidir. Medeniyetimizin ihyası elbette ilim, fikir ve sanat eseri yaratanların omuzlarında yükselecektir. Eğer ilim, kültür ve sanat adamlarının gayreti ile bir silkinme ve kalkınma olursa, siyasi hedefler kendiliğinden gerçekleşir. Erol Güngör’e göre bugünün Müslüman aydını batının kıymetini takdir etmekle birlikte onun her şey demek olmadığını bilmektedir. Batı karşısında daha soğukkanlı, objektif tavır takınabiliyor. Bu Müslüman aydın tipi batının farkına varmış, kendi değer sistemini iyi tahlil etmiş ve kendi kültür sisteminden kopmadan batının iyisine sahip olma mücadelesini veren Müslüman aydın tipidir ki belki de en doğru eğilim budur. Burada akli ilimlerle nakli ilimleri birlikte götüren, çağın gelişmelerinin farkında olan, toplum ihtiyaçlarını Kuran ve sahih sünnet ışığında yeniden çözümleyebilen, geçmişle bağını koparmadan, geleceği kurmak isteyen bir aydın tipi önem arz etmektedir. Güngör’e göre Türk aydını olmamın bir yolu da İslam’ı iyi bilmekten geçer. Zira, bir aydın düşünün ki kendi dinine, kendi diline, kendi örfüne, kendi edebiyatına, kendi musikisine yabancı kalmış, bu arada başka milletlerin dini dili kültürü, edebiyatı ve müziğinden zevk almaya başlamışsa ne kadar kendi olabilir Özetle Erol Güngör’ün tespitine göre aydınlarımızın üç önemli özelliği olması gerekir. Bunlar Türkçe bilmek, Müslüman