Yıl 14 Mayıs 1989… “Anneler Günü”… Bugün benim hayatımın en kötü günü… Çünkü bugün canımdan çok sevdiğim, biricik varlığım annemi kaybettiğim gün… Yokluk ve sıkıntılarla geçen 57 yaşında kaybettiğim annem… Çocuk yaşta evlenip altı çocuk dünyaya getiren canım annem hiç yaşamadı ki… Yaşamadı diyorum, çünkü yokluk ve sıkıntılarla geçen kısa bir ömür… Genç diyorum, çünkü bugün 53 yaşında olan ben şimdi annemin ne kadar genç bir yaşta vefat ettiğini daha iyi anlıyorum. Bugün Aşıkpaşa Mezarlığı’nda babamın büyüttüğü ağaçların gölgesinde yatarken, bizler yalan dünyanın telaşında koşturuyoruz.
Yıl 14 Mayıs 1989…“Anneler Günü”…
Bugün benim hayatımın en kötü günü…
Çünkü bugün canımdan çok sevdiğim, biricik varlığım annemi kaybettiğim gün…
Yokluk ve sıkıntılarla geçen 57 yaşında kaybettiğim annem…
Çocuk yaşta evlenip altı çocuk dünyaya getiren canım annem hiç yaşamadı ki…
Yaşamadı diyorum, çünkü yokluk ve sıkıntılarla geçen kısa bir ömür…
Genç diyorum, çünkü bugün 53 yaşında olan ben şimdi annemin ne kadar genç bir yaşta vefat ettiğini daha iyi anlıyorum.
Bugün Aşıkpaşa Mezarlığı’nda babamın büyüttüğü ağaçların gölgesinde yatarken, bizler yalan dünyanın telaşında koşturuyoruz.
Tabi tadı, tuzu yok dünyanın…
Geçen hafta evimde eşim bahar temizliği yaparken, yıllardır gözüm gibi sakladığım annemin cüzdanını bana gösterdi. İçinde kâğıt 3 milyon 500 bin liralık banknotlara baktım. Yuvarlayıp koyduğu cüzdanında harcayamadan gitmişti annem bu fani dünyadan…
Anneme bu parayı ben Terme Kaplıcası’na gitmesi için vermiştim.
Vay garip anam çok sevdiği kaplıcaya da gidememişti. Ben de yıllardır cüzdanının içinde önce bugün tedavülden kalkmış parayı bir hatıra olarak 28 yıldır saklıyorum.
Evet, ben annemi yine bir Pazar sabahı ve yine bir “Anneler Günü”nde geçirdiği beyin kanamasında kaybetmiştim.
“Anneler Günü” diyorlar. Bir kez daha sensiz ve sessiz olduğumu hatırlıyorum anne…
Gözlerime yağmur bulutları döşeniyor. Kimsenin annesini görmek istemiyorum, duymak istemiyorum bu kelimeyi.
Ne çok kıskanıyorum bazen annesine sarılan çocukları bir bilsen anne…
Ne çok ağlıyorum seni hatırladığımda be anne…
Bu acı geçmiyor, bu acı kalıcı, bu acı tüketiyor, hele hiç hayatın tüm güzelliklerini yaşamadan aramızdan ayrılıp gitmen anne…
Yıllar geçse de gülen yüzün geliyor aklıma, yüreğim burkuluyor, gözlerim doluyor anne…
Üşüyorum şu Mayıs sabahında.
Evimin duvarında asılı olan babamla birlikte fotoğraflarına bakıyor, yüreğime karalar bağlıyorum.
Elbette tesellim yok bugün, kendimi sağa sola savuruyorum.
Aradan geçen 28 yılda senin yokluğunu dolduramadığımı bir kez daha anlıyorum. Çünkü öylesine yanmış ki yüreğim, tedavisi yok iyileşmiyor….
Acının kanatan eli değdi yüreğime. Hırpalandım. Senin gidişine yandım, bir de sensizliğime.
Sen gideli dile kolay 28 yıl olmuş anneciğim…
Gidişin dönmeyişin. Anasızlık en büyük yoksullukmuş meğer.
Bizleri olduğu gibi babamı da yetim bırakıp gittiğin günler bizleri ne kadar derinden sarstı biliyor musun anne…
9 yıl önce Kırşehir’de kaybettiğim babamla birlikte ne acılar çektiğimizi biliyor musun anne…
Babamın zaman zaman sensizliği kabul edemeyip ağladığını, gözyaşlarını bizden sakladığını biliyor musun anne…
Şimdi anlıyorum ki sen evimizin direği, gülen yüzlerimizin mutluluğu imişsin be anne…
Her akşam batan günün ardından sendin gelen, içimizi aydınlatan…
Şimdi seninle masal kitaplarında anlatılan bir hayal ülkesinde yaşıyorum. Sen hiç gitmemişsin, ben bu hasreti çekmemişim. Kalbimin esrarına yeniğim. Unutmuşum bildiklerimi, yaşadıklarımı.
Dudakları yarılmış, çatlamış toprağın, suyu sevdiği gibi seviyordum be seni anne...
Az mı kucağında yatıp, yanaklarına öpücük kondurmuştum be anne…
Öpücük atmaktan bıktırmış “yeter oğlum!” dediğin daha dün gibi kulaklarımda…
Ani gidişin ve dönmeyişin…
Esen bütün rüzgârlar seni söylüyor. Seni anlatıyor bütün masallar.
Benim ellerim hiç ısınmadı senden sonra. Tutamadım bir daha ellerinden...
O ev bizim evimiz miydi?
Sensiz ve sessiz olan o evi bir daha sevemedim. Gidemedim. Gitmiyorum o eve. Çünkü o evin her köşesinde seninle geçen anılarımız var be anne…
Kerpiç evimizin duvarını kazıtıp beton attırdığın günler geliyor aklıma…
Ne sıkıntılı günler yaşamıştın be anne…
Her yıl inşaat çıkartıp, babamla sık sık tartıştığın ama vazgeçmediğin o mücadeleni nasıl unuturum be anne…
Sen gideli gülmedi yüzüm bir daha.
İçimde hala ah eden bir yangın yeri var. Hiçbir şeyin söndürmediği, söndüremeyeceği bir yangının içindeyim.
Anladım ki anne gidince çocuk, çocuk gidince anne bir hiçmiş.
Annesiz bir ev viraneymiş, bomboşmuş…
Sen gideli anneciğim ben bir viraneyim, evimiz bir virane. Bağımız, bahçemiz virane...
Bir kilometreden ellerinde taşıyıp kova kova getirip sulayıp büyüttüğün ağaçlar kurudu şimdi… Ne bakan, ne de sulayan var artık…
Susuz kuyular başında ağlayan benim, gözünde hâlâ “son kesen” olan yanık bağırlı benim. Sana susadım, sana acıktım be annem…
Sen gideli bir yanım hep eksik, anne sevgisi yok, anne şefkatinden yoksun, yetim bir evlât çaresizce bekliyor.
Bu yalan dünyada seni beklerken öğrendiğim bir şey var. Gelmiyorsun, gelmeyeceksin.
Ama içimden bekliyorum hâlâ bir umut...
Seni seviyorum, seni bir su gibi seviyorum be anne…
Dönmezsin canım anneciğim, ah dönmezsin. Artık babamla birliktesiniz. Bizi konuşuyor, kulaklarımızı çınlatıyorsunuz tabii…
Ah anneciğim ah!
Çok erken bıraktın beni öksüz…
Böyle yapayalnız, böyle çaresiz...
Ah anneciğim ah!
Sen bir defa öldün ben bin defa!
Annesine sarılanlara her gördüğümde içim yanıyor!
Nerdesin anneciğim nerdesin?
***
Biraz da gülelim!
Tekrar yaparsın
Bir gün kız anne babasının yanına gelir ve "Ben çok büyük bir hata yaptım. Evlilik dışı hamile kaldım. Beni hamile bırakan adam, akşam üzeri sizinle tanışmaya gelecek haberiniz olsun!" der.
Duydukları karşısında şok olan baba; "Gelsin bakalım, ben o ırz düşmanına haddini bildirmesini bilirim!" diye ortalığı ayağa kaldırır.
Akşama doğru kızı hamile bırakan adam, kırmızı bir Ferrari ile kapıya yanaşır. Adamın kılık kıyafeti gayet şık, hali vakti yerinde olduğu bellidir. Kızın babası biraz afallar. Adam aileye kendini tanıttıktan sonra:
- Efendim biliyoruz hata yaptık. Sizlerle de böyle tanışmak istemezdim. Kızınızı çok seviyorum, doğacak bebeğe da kendi soyadımı vermek istiyorum.
Ama bu sözler bile kızın babasını sakinleştirmeye yetmemiştir. Adama dalmamak için kendini zor tutar. Adam söze devam eder:
- Eğer bebeğimiz kız olursa; size bir araba, valide hanıma villa artı 2 milyon dolar!
Kızın babasının şaşkın bakışları arasında adam devam eder:
- Eğer bebeğimiz erkek olursa; size iki araba, valide hanıma 2 villa artı 5 milyon dolar!
Adam "Ama..." deyince kızın babasının gözleri kocaman açılır; "... Eğer kızınız düşük yaparsa..."
Tam bu sırada kızın babası keser adamın sözünü:
- Daha gençsin evladım, tekrar yaparsın!...
Sevdiğim bir söz
“Anne hakkı ödenmez, sevmeye ömür yetmez, bütün dünya benim olsa, bir tane annem etmez.”