Sezen Aksu’nun;
Olmaz olsun cüzdanımda milyonlar
Kalbimde sevgin oldukça
Zenginlik, mal, mülk, para neye yarar
Yanımda sen olmayınca

Olmaz olsun tek dikilmiş ağacım
Kalbimde sevgin oldukça
Neye yarar, olsa da altın tacım
Yanımda sen olmayınca

Bazen neşe, bazen keder
Hayat böyle geçip gider
Tatlı günler, acı günler
Bir yastıkta hep beraber

Altın, gümüş, pırlanta
Zümrüt, sedef, yakutla
Kim mutlu olmuş dünyada
Bir tek içten gülüş
Bir tatlı söz, bir öpüş
Sevdalı bir tek bakış yeter bana

Diye bir şarkısı vardı. Laf.
Yine bizim çocukluğumuzda “Parayla saadet olmaz” diye meşhur bir şarkı daha vardı. Burada bahsedilen para bizim Lira tabi. Yoksa Dolar için, Euro için kim böyle bir şey söyler. “İki gönül bir olunca, samanlık seyran olur” diye de bir züğürt tesellisi var. “Para nedir ki, el kiri” diye de bu teselliyi cömertlikle süsleriz.

İnsanın ekonomik bağımsızlığı yoksa, yani yaşamını insan gibi sürdürecek parası, malı-mülkü yoksa, mutlu olması da söz konusu değil. Tabi ki, para her şey değil, parayla her şey olmaz ama, o olmayınca da olmuyor. İnsan gibi beslenecek, insani koşullarda barınacak, çocuklarınızın isteklerini karşılayacak, çağdaş eğitim alacak, en temel ihtiyaçlarını kolaylıkla sağlayabilecek bir durumda değilseniz, hem hayat zehir olur size hem de kimse derya olsanız ciddiye almaz sizi.

Kimsenin malında-mülkünde de gözümüz yok. Vallahi yok. Hatta kel kızın ablasının saçıyla övündüğü gibi, zengin akrabalarımızla hemşerilerimizle, arkadaşlarımızla övündük her zaman.

Çoğu yaşanmış, bir kısmı kalmış ömrümüzde para peşine hiç düşmedik. “Senin gözün ayranda, benim gözüm Meryem’de” misali, memleketin, eşin, dostun derdiyle evildenip durduk, bunca zaman. Bazen, eller gibi bizim de evimiz barkımız olsun istediğimiz de oldu ya; o zaman da “Hac nasip olmayacak adamı, deve üstünde yılan sokar” örneği, olmadık aksilikler çıktı karşımıza.
Yoksa geri zekalı olduğumuzdan, yeteneksizliğimizden, beceriksizliğimizden, istikrarsızlığımızdan değil.

Gerçi kefenin cebi yok, herkes bir top kaput beziyle gidiyor da; fani dünyada bazen de lâzım oluyor mal-mülk. İlla malımız mülkümüz olsun deyip, yaşamımızı ona güre düzenleseydik, bizim de olur muydu? Zor… Serde biraz oflazlık da var; Kazdağları’nda eşkiyalar soymadı ya” Eşeğe rakı içirmişler de, çulunu bahşiş vermiş ya, o misal; oflazlık başa bela. Tabi dalga boyumuzu aştıktan sonra ha bir karış, ha beş karış deyip, dalmışız deryanın derinliklerine gözümüzü kırpmadan. Kimi zaman eşimiz dostumuz için, kimi zaman karakterimiz ve inandığımız değerlerimiz için dönüp bakmamışız gelecek paraya pula, kariyere.
Artık biz erişemediğimiz harmanı zekatımıza sayar olduk. Tutamadığımız kuşu azad ettik bildik de; Allah, kul hakkı yiyerek, devlet malından çalarak, haksız kazanç sağlayarak servet sahibi olan, sefa süren vampirlere “zehir zıkkım olsun, yediğiniz her haram, içinizde ateş olup dağlasın sizi” demekten başka da bir şey gelmiyor elimizden.

Dileğimiz, alnının teriyle çalışan, emeğiyle mücadele eden herkes hakkını alsın; insan gibi yaşayacak, muhanete muhtaç olmayacak kadar gelirimiz, malımız mülkümüz olsun yeter. Zenginiz işte.