Muhalefette siyaset yapan Ahmet Davutoğlu geçenlerde partisinin Küçükçekmece ilçe kongresinde şunları söyledi: "...Türkiye'nin temiz siyasete ihtiyacı var. Şu anda iki kesim var ülkede, ikiye ayrıldı Türkiye; gözü doymayanlarla karnı doymayanlar. Bir kesim ne alırsa alsın gözü doymuyor; bütün vergi sistemleri onlara, kiki bütün teşvikler onlara, ihaleler onlara güçlü olanların verdikleri hükümlerle insanları cezalandırmaya başlarsanız oradan hiçbir şey çıkmaz Siyasi ahlâk yasasının eksikliği yüzünden. Siyasetçilerin girdikleri servet tuzağına bulaştığı yolsuzlukları gördükçe emin olun yüreğim sızlıyor. Bu böyle olmaz. İnsan doğamız, mayamız bu kadar bozulmuş olamaz."

Gerçekten de ülkemizde bozulmayan değer kalmadı. En başta bozulan değer siyaset kurumu! 25 yılda siyaset; partizanlığın, siyasallaşan kamu yönetiminin, liyakat ve kifayetten uzaklaşmanın, alabildiğine çıkar çılgın adı ve şöhreti oldu. Siyasallaşan dini duyguların istismarı ve dinselleşen siyasetin vasıtasıyla yapmadıkları kötülük kalmadı. En büyük kötülük de milletin bir bölümünü yıllardır bu yollarla uyutmasını becerdiler. İndira Gandhi bir sözünde "Bir millet uyuyorsa uyandırmak kolaydır ama uyumuyor da uyuyor gibi yapıyorsa ne yaparsanız nafile uyandıramazsınız!"

Türkiye’miz maalesef iflasta; tüm kamu kurumları çürümüş, tüm kamu görevlileri politize edilmiş. Toplum yozlaşmış, millet kutuplaşmış, ülke mülteci kampına dönmüş, alım gücü düşmüş, gençliğin umudu kalmamış, dini, inancı kullanan; liyakatsizler, kifayetsizler dolar milyarderi ol-muşlar. Yönetim, tek adamın elinde toplanmış: Yargı-Yasama-İdare erkleri Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin elinde.

Ülke mülteci kampına dönmüş, dedik. Seçim de bana, benim partime oy versinler diye adamların istediği rejim Suriye'ye geldiği halde ülkelerine gönderilmiyorlar. Daha doğrusu gönderilmiyorlar. Zaten geçen seçimi, banların ve dış ülkedekilerinin verdikleri oylarla kazanmıştı. Kazandıracak farkı bunlar sağlamıştı. Suriye, Irak-Afganistan'dan kaçıp gelenlerde "milli egemenlik", "bağımsızlık", "millet", "hürriyet" kültürü, bilinci yoktur. Milli ülküleri, milli inançları yoktur. Destanları da yoktur. Bu durumda Ümmet’ten çıkıp, millet bilincine ulaşamazlar. Ümmet, ilkel toplum düzenidir. Bunlarda milli şuur devrimi gelişmemiştir.

Millet kıvılcımı, millet ateşi bambaşka bir denklemdir. Bunun için de ümmet-aşiret narkozundan çıkamamışlardır!

-Toroslar’da Ensar Vakfı yönetimi 43 kursiyere kötülük yaptı. İstismarda bulundu, -6.5 yaşındaki kız çocuklarına tecavüz edildi, evlendirildi.

-Her Allah'ın günü bir başka tecavüz olayı ile uyanıyoruz.

-eğitimin kalitesi bozulmuş,

-İsrail-ABD İran'a saldırdı. Bir tane cemaat, tarikat Israil ve ABD'yi kınamadı. Arap ülkelerinin tümü de öyle. Çünkü bunlar, emperyalizmin batağına saplanmışlardır. Mareşal Fevzi Çatmak ne diyordu?

"..Tarikat ve cemaatler Haçlıların Anadolu'da kurdukları ileri karakollardır!"

Atatürk, bizi, ümmetten-tarikattan kurtarıp millet şuuruna kavuşturdu. "Ne mutlu Türk'üm diyene", "Türk! Övün, çalış, güven" sözlerinin amacı budur. Andımızın amacı budur. Şimdi bunlar, milli bilinci yıkmaya çalışıyorlar. Milli bayramları bu yüzden kaldırdılar. Milli bilinci kültürü gelişmesin, diye! Askeri liseleri bundan kaldırdılar. İftiracı tanıkların anlatımlarıyla on sekiz belediye başkanını tutukladılar. Bir yıldır sorgu-sualsiz yatanlar. Hem de Silivri zindanında!

Acılar o kadar çok ki, hangisine yanayım? Şaşırıp kalıyor insan! Yalan acısı, ayrılık acısı, en kötüsü iftira acısı; adam yetersiz iftiracı, adam yenilmiş iftiracı, adam başarısız iftiracı, adam talancı iftiracı, hak-hukuk-adalet katilleri iftiracı, adam hazineyi soymuş iftiracı, yolsuzluklara dalmış iftiracı, adam kaçakçı... iftiracı…

Ya gizli tanık ya de itirafçı!

Ya rabbi! Bu ülke aydını, namuslu insanları nasıl kurtulacak bu iftira sağanağından? Kadın etkin pişmanlıktan yararlanıyor! iftiracı! Değiş-tokuş, parti değiştirmekle suçtan kurtulanlar iftiracı!

Türkiye'de sık sık söylenirdi: Türk-Kürt-Azeri-Boşnak-Çerkez-Laz-Gürcü…kardeşliği. Buna şimdilerde de "Arap kardeşliğini eklediler. Türklerin tarihte Arap kardeşliği yoktur. Ama diğerleriyle yüksek tarih kültürü ve şuurunda gerçekten de kardeşiz! Biz, Araplarla kardeş olmadık! Araplar, İngilizlerle birlik olup 1.Dünya Harbi'nde 150 bin askerimizi şehit ettiler. Yemen türküsü de bundan yazıldı!

Çünkü Arapların Alp Er Tunga destanı, Ergenekon, Göktürk-Hun, Kurtuluş Harbi-Balkan Harbi, Kafkas Harbi… gibi milli savaşları ve buna bağlı destanları yoktur. Millet şuuruna erememiş toplumların destanları olmaz!

Böyle olduğu için

Suriye'nin, Irak'ın, Afganistan'ın sapasağlam gençleri, insanları ülkelerini işgal edenlerden kaçıp Türkiye'ye sığandılar!

Ama, Türk gençleri, Türk insanı Kuvayi Milliye etrafında milli şuurla toplanıp bağımsızlık mücadelesi verdiler. Kaçmadılar. Neden:

Milli şuurları vardı da ondan!

Türkiye şimdilerde, milli şuur bilincine dönme mücadelesi vermektedir!

Kirli partizanlıkla ülke insanlarını kutup-aştırdılar. Kirli partizanlık, kayırmacılık, millî şuuru, adalet gücünü de tahrip eder! Etmiştir!..