Gerçek adı Mahmud bin Ahmed el-Hoyi (Hoylu Ahmed’in oğlu Mahmut) olarak bilinen Ahi Evran, 1171 yılında bugün İran sınırları içinde kalan Güney Azerbaycan bölgesindeki Hoy şehrinde doğmuştur. Tasavvuf eğitimi almak için çıktığı yolculukta yolu; İslam dünyasının büyük kelam, tefsir ve felsefe alimi Fahruddin er-Razi, manevi hocası ve damadı olacağı mutasavvıf-şair Evhadüddin Kirmani ve Fütüvvet teşkilatının öncülerinden Şehabeddin Sühreverdi ile kesişmiştir. Sühreverdi’nin fikirlerinden derinden etkilenen Ahi Evran, 1206 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Kayseri’ye yerleşmiştir. Burada bir deri atölyesi kurarak debbağlık yapmış ve zanaatındaki ustalığıyla zamanla “Debbağlığın Piri” olarak anılmaya başlanmıştır.

Ahilik teşkilatı, 13. yüzyılın başlarında Horasan’dan Anadolu’ya göç eden Türkmen esnaf ve zanaatkârların birlik, beraberlik ve dayanışmasını sağlamak amacıyla ilk olarak Kayseri’de kurulmuştur. Ancak Kösedağ Savaşı’ndan sonra şehirde artan Moğol baskısı ve Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in Ahi Evran’a karşı olumsuz tutumu, onu önce beş yıllık bir hapis yaşamına, ardından da teşkilatı için güvenli bir bölge arayışına mecbur bırakmıştır. Yeni sultan II. İzzeddin Keykavus'un tahta geçmesiyle özgürlüğüne kavuşan Ahi Evran, daha sakin, korunaklı ve Moğol baskısından uzak olan Kırşehir’e davet edilmiştir. Dönemin Kırşehir valisi Seyfeddin Torumtay'ın ilme ve ahilere değer veren vizyoner yönetimi ve şehrin coğrafi avantajları sayesinde teşkilat, burada yeniden canlanarak kurumsallaşmıştır. Kırşehir’e taşınmasıyla birlikte daha resmi bir kimlik kazanan teşkilatın yazılı kuralları (Fütüvvetnameler) bizzat Ahi Evran tarafından kaleme alınarak sisteme bir nizam getirilmiştir. Bu nizam doğrultusunda, teşkilata kabul edilecek bir ahinin hayat boyu uyması gereken "üçü açık, üçü kapalı" altı temel kural belirlenmiştir. Buna göre bir ahinin; dürüst ve adil bir yaşam için alnı, muhtaçlara yardım etmek için eli, misafirperverlik ve cömertlik için sofrası her zaman açık olmalıdır. Buna karşılık; kimsenin ayıbını araştırmamak ve harama bakmamak için gözü kapalı, kötü söz söylememek, gıybet ve iftiradan uzak durmak için dili bağlı, ahlaksızlıktan kaçınarak namusunu korumak için de beli bağlı kalmalıdır.

Hangi mesleğin nasıl icra edileceği, çıraklıktan ustalığa geçiş (şed kuşanma) şartları ve esnaf ahlakının sınırları bu merkezden tüm Anadolu’daki loncalara birer genelge gibi gönderilmiştir. Böylece Kırşehir; yüzyıllar boyunca Anadolu, Balkanlar ve Kırım'daki tüm ahilerin bağlı olduğu ana merkez (zaviye) konumuna yükselmiştir. Teşkilatın temellerinin bu topraklarda atılması ve yükselmesi, Kırşehir kültürünü derinden etkileyerek şehre köklü bir esnaf mirası bırakmıştır. Bu değerli miras, Kırşehir’i sadece ticari bir merkez hâline getirmemiş, aynı zamanda "eline, beline, diline sahip ol" düsturuyla şekillenen ahlaki bir yaşam biçimini de kentin kimliğine kazımıştır. Günümüzde de canlılığını koruyan dürüstlük, cömertlik ve dayanışma gibi ahilik değerleri, Kırşehir’in toplumsal yapısını bir arada tutan en güçlü harç olmaya devam etmektedir.