Şair, Bilgin ve “Komünist” FEYZULLAH SACİT ÜLKÜ Onun ismi 57 yıl öncesinden hafızama kazınmıştı. 1957'de Kırşehir ikinci kez il olduktan -insanoğlu gibi- dokuz ay sonra 5 Nisan 1958'de yeniden doğan ilk gazetemiz haftalık “Kırşehir Vilâyet Gazetesi”ndeki yazılarından ve Cevat Hakkı Tarım'ın da onun için yazdıklarından hatırladım.

Şair, Bilgin ve “Komünist”

FEYZULLAH SACİT ÜLKÜ

Onun ismi 57 yıl öncesinden hafızama kazınmıştı. 1957'de Kırşehir ikinci kez il olduktan -insanoğlu gibi- dokuz ay sonra 5 Nisan 1958'de yeniden doğan ilk gazetemiz haftalık “Kırşehir Vilâyet Gazetesi”ndeki yazılarından ve Cevat Hakkı Tarım'ın da onun için yazdıklarından hatırladım.
Evet, Kırşehir’imizin yetiştirdiği şair ve bilgin insanlarımızdan biriydi. Bu kere ismi “Türk komünisti” olarak yazdığı “Sevr” şiiriyle gündeme geliyordu.
Sadece Feyzullah Sacit ismi değildi hafızamda yaşayan... Onunla birlikte aynı haftalarda “Kırşehir Vilâyet Gazetesi”nin yazı kadrosuna katılan bir diğer Mülkiyeli, Atatürk dönemi valilerinden Ali Kemalî Aksüt de (1884-1963) vardı. Mecidiye (Çiçekdağı) ve Mucur'da da kaymakamlık yapan Ali Kemalî Bey 1992'de kaybettiğimiz ünlü tambur sanatkârımız ve bestecimiz Sadun Aksüt'ün de babasıydı. Gönderdiği yazılar 1842-1922 yılları arasında yaşamış Fransız düşünür ve tarihçi Ernest Lavisse'den alınmış terbiyeye dair ve nasihat verici hikâyelerdi.
Türkiye'yi emperyalist devletlerarasında paylaştıran “Sevr Muahedesi”nin imzalandığı 10 Ağustos günü “Aydınlık” gazetesinde araştırmacı Dr. Mehmet Perinçek “Türk komünistin 'Sevr' şiiri” başlıklı yazısında Feyzullah Sacit'le ilgili şunları yazıyor ve ardından uzun Sevr şiirini aktarıyordu:

Dr. Mehmet Perinçek “Aydınlık”ta onun için ne yazdı?

Sevr Antlaşması 95 sene önce bugün (10 Ağustos 1920) imzalanmıştı. “Büyük Ermenistan”ın yanında Kürdistan devletini de öngören antlaşmanın imzalanması tüm ülkede büyük tepkiyle karşılanacaktı. O dönemde Türkiye’nin sosyalistleri de Batı emperyalizminin Türkiye’yi parçalama plânlarına hem mücadele alanında, hem de fikirsel plânda karşı durmuşlardı.
İşte o dönemde Mustafa Suphi’nin başında bulunduğu Türkiye Komünist Partisi’nin Bakü’de çıkardığı 'Yeni Dünya' gazetesinde Türkiye’yi ortadan kaldıran barış antlaşmasıyla ilgili bir şiir yayımlanmıştır. Feyzullah Sacit imzasını taşıyan şiiri daha sonra 23 Ağustos 1920’de Erzurum’da basılan Albayrak gazetesi de okurlarıyla paylaşmıştır.
“Şanlı Mazlum Türkiye Sulh Muâhedesi Karşısında” başlıklı şiiri Sevr’in tekrardan hortlatılmaya çalışıldığı günümüzde sizlere de sunmak istedik.

ŞANLI MAZLUM TÜRKİYE
SULH MUÂHEDESİ KARŞISINDA

Garp ilinden gelen kara haberler,
Sapladı kalbime kızgın neşterler,
Açıldı ruhuma derin makberler.
Sulh değil, bu zulüm muâhedesi,
Zâlimin önünde mazlum secdesi,
Bir kuşun yılanla mücâhedesi!
Yoksul milletlerden al kan içerek
Büyüyen, şahlanan kara engerek.
Ey Antanta! Başın ezilmek gerek!
Mazlum kalmak günah, beklemek haram;
Yürü Kızıl bayrak, kalk ey intikam!

***
Ey gömleği kirli, sefil yoksullar,
Ey aç yavrusuyla ağlayan dullar,
Türkiye köylüsü, ey bahtsız kullar!
Size insan değil, kaplanlar acır,
Kalbinden vurulan ceylânlar acır,
Kolları kırılmış aslanlar acır!
Sen “Hak”sız, topraksız nasıl yaşarsın?!
Ayağında zincir nasıl koşarsın?!
Dost diye cellâdı nasıl okşarsın?!
Ey acıkmış ejder, kanlı tazmînât!
O kansız damarlar, o üzgün hayat
Ağzına gıda mı olacak? Heyhat!
Kurtarmak günah, beklemek haram,
Yürü Kızıl bayrak, yetiş intikam!

***
Didin ey dul kadın ömrün oldukça,
Kolların yorulup gözün doldukça,
Sarı güller gibi benzin soldukça!
Çalış, tazmînât ver üç-beş dâneyi,
Gözyaşınla doldur dolmaz hazineyi!
Ömür dedikleri bu efsaneyi
Açlıktan çırpınıp ölerek bitir,
Zulme acı acı gülerek bitir!
Kanlı sahne, artık oyunu bitir;
Yıkıl ey mezbaha, ey kanlı âlem;
Yeter bu ızdırâb, yeter bu elem;
Ben seni yıkılmış görmezsem ölmem!
Yıkmamak günahtır, yakmamak haram;
Yürü Kızıl bayrak! Gel Kızıl bayram!

***
Ey Anadolu, ey zincirlenmiş halk!
Kalktın, lâkin Kızıl bir bayrakla kalk!
Tâ ki dehşet versin canilere Hak.
Gösterip bir kanlı, gazaplı çehre,
Yıldırım yağdırıp bu zalim dehre,
Taçları, tahtları geçirsin yere!
Ey öksüz Türkiye, ey Türk gelini,
Figân durduramaz zulüm selini;
Kızıl bayrağına uzat elini,
Yolunmuş saçlarla koş inkılâba!
Gürledikçe bomban düşüp türaba,
Garba söylesin bir korkunç hitâbe.
Ey Rus ordusu, ey Kızıl amele,
Koş Türk yoldaşına, verin el ele!
Şarktan garba düşsün ateş, zelzele.
Yürü Kızıl Ordu! Beklemek haram...
Yaşasın inkılâp, kahrolsun yamyam!

Mustafa Suphi ile komünist faaliyetlere katıldı

Feyzullah Sacit Ülkü'nün biyografi ve eserlerine de internetten ulaşıyoruz:
1892'de Kırşehir'de doğdu. Kırşehir Rüştiyesi (ortaokul), Ankara İdadîsi (lise), Mekteb-i Mülkiye (Siyasal Bilgiler Okulu, 1912) mezunu.
Fakülteyi bitirdiği yıl Kadıköy Numune Mektebi Türkçe öğretmenliğine atandı. Asker olarak görev yaptığı Sarıkamış Cephesinde askerler için Varlık dergisini çıkardı. Kurtuluş Savaşı yıllarında bir ara Mustafa Suphi ile birlikte komünist faaliyetlere katılarak Yeni Dünya gazetesinin başyazarlığını yaptıysa da 1920 sonlarında bu gruptan koptu. 1922'den itibaren Namervan, Şavşat, Ürgüp, İncesu, Safranbolu ve Baskil'de kaymakamlık yaptı. 31 Ocak 1952'de emekliye ayrıldı. 1970'te İstanbul'da öldü.
İkinci Meşrutiyet'ten (1908) sonra edebiyat dünyasına girdi ve ilk zamanlarda Edebiyat-ı Cedide'cilerin etkisinde kaldı. Sonraki yıllarda Ziya Gökalp'in etkisiyle millî edebiyat anlayışına yöneldi. Hıyaban, Şehbal, Musavver Erganun, Hakk'ın İlâvesi, İfham, İçtihat, Rübap, Türk Yurdu, Cumhuriyet, Damla, Konya Halkevi, Ülkü, Yeni Türk, Yeni Adam gibi süreli yayınlarda yazdığı yazılar kitaplaşmadı.
Eserleri
Şiir: Ordumuza Armağan (1914), Yaradılış Cilvesi (1919), Ülker (1932), Ateş ve Nur (1935), Ülkü ve Şiir (1948), Fatih ve İstanbul (1950), Kore Mucizesi ve Şehidin Sesi (1951).
Deneme-Eleştiri: Devrim ve Uzu (1935), Yahya Kemal'in Şiirleri ve Tenkitler (1965).
Çeviri-Uyarlama: Hayyam'ın Rubaîleri ve Manzum Tercümeleri (1929), Mesnevî (Mevlâna'dan 4118 beyitlik manzum çeviri, 1945).

Mahalle ve okul arkadaşı Cevat Hakkı Bey'i mektupla buluyor

“Kırşehir Vilâyet Gazetesi”nin 23 Ağustos 1958 günlü sayısında Kırşehir tarihinin üstad yazarı Cevat Hakkı Tarım uzun zamandır görmediği mahalle -ki benim de mahallelim idi- ve okul arkadaşı Feyzullah Sacit Ülkü'nün gazete göndermek için adresini araştırırken onun postayla bir zarf göndererek kendisine ulaştığını anlatmış, bu kavuşmadan duyduğu sevinci güzel ifadelerle dile getirmişti. Zarftan mektupla birlikte “Kırşehir'e Hasret” başlıklı 14 kıt'alık buram buram Kırşehir sevgisi kokan bir şiiri de çıkmıştı Feyzullah Sacit'in... Cevat Hakkı Bey şiiri okurken duyduğu hisleri “Kelimeler ve mısralar gözlerimin önünde pırıl pırıl ışıldayan inci taneleri gibi şıkır şıkır aktıkça şairin gönlünde memleket hasretinin alev alev yanışı benim de gözlerimi bir kor gibi dağlayarak damla damla içime sızıyordu” diye anlatıyordu.
Feyzullah Sacit Cevat Hakkı üstadın adresini bulduktan sonra ilk mektubunun arkasını getirmiş, sürekli yazı ve şiirler göndermeye başlamıştı gazetede yayınlanması için... 1959'un 25 Mart'ından başlayarak “Kültürden Işıklar” altında yayınlanan seri yazılar onun geniş fikir ve düşünce dünyasını yansıtır. Bu yazılarının başlık klişesini kendi eliyle yazıp düzenleyen ve üstüne de küçük bir resmini yerleştiren Feyzullah Sacit başlıkta hayat felsefesini ve dünya görüşünü şöyle özetlemiştir: “Üç vecize: 1- Evliya burcu Kırşehir! Şimdi küçük de olsa bir kültür diyarı olmaya lâyıksın. 2- Ey insan! Sen tabiat kuvvetlerini buyruğuna almak için yaratıldın. Seni Tanrının kemaline, sonsuz bahtiyarlığa yükseltecek ve dünyada cennetler kuracak türlü kabiliyetlerle sevgi ve güzellikler sendedir. İnsanı, kâinatı, Tanrıyı sev, inan ve düşün: Yaratacaksın! 3- İşte, bir milletin, bir medeniyetin yükselme tılsımı: Kültür ve teknik!”

“Kırşehir'e Hasret” şiirini “Beni an güzel Kırşehir!” diye bitirmişti

“Kültürden Işıklar”da işlenecek konuların başlıkları ise “Giriş”te şöyle sıralanmıştı: Dünya ölçüsünde büyük bir dâva ve anket – İnsan, hayat, varlık ve Tanrıyı ve bunlar arasındaki münasebetleri anlayışta geçmişe karşı bazı terkipçi yeni görüşler – Din birliği ve dünya saadeti konusunda orijinal düşünceler – Felsefî ve edebî çok önemli tenkitler (Kant felsefesi ve Şeyh Muhyiddin-i Arabî'nin “Fusus'ül-Hikem”i, Yahya Kemal'in şiirleri üzerlerinde eleştirmeler) – Müstesna şiirler, tahliller – Tabiat kanunlarından mutlak varlığa giden “Gerçekçi ve Ülkücü Birlik” felsefemizin otuz kadar doktrini.
Feyzullah Sacit'in Cevat Hakkı Bey'e gönderdiği mektuba ilişik “Kırşehir'e Hasret” şiirinden üç kıt'ayla yazımı virgül koyarak bitirmek istiyorum. Cevat Hakkı Bey'in “Yenice Mahalle'de yemyeşil bir bahçenin içindeki konaklarında hayatını gözlerini açan Feyzullah bir gün kendisinin dediği gibi ilk şiir duygusunu beşiğinde yatarken gökyüzünde göz kırpan yıldızlardan almıştır” dediği Feyzullah Sacit bu Kırşehir şiirini gözyaşlarıyla yazdığını, hattâ yazarken duyduğu heyecanın şiddetinden şiiri bestelediğini de söylüyordu. Feyzullah Sacit ve Cevat Hakkı beylerin 57 yıl öncesinin tarihini taşıyan belgesel değerdeki mektuplarını ve “Kırşehir'e Hasret” şiirinin tamamını başka bir yazımda okurlarımıza sunacağım.
Bugün adı sanı unutulmaya yüztutmuş, ancak Dr. Mehmet Perinçek'in hatırlattığı bu değerli hemşehrimizi her ne kadar Sevr Muâhedesi'ne öfkesiyle kurtuluşu Kızıl Ordu'da arasa da hiç olmazsa aziz ruhuna Fatiha okuyarak anmak her Kırşehirli için yerine getirilmesi farz olan kutsal bir görevdir. Zaten o da “Kırşehir'e Hasret” şiirini “Beni an! Beni an güzel Kırşehir!” diye bitirmişti. Feyzullah Sacit'in bu vasiyetini yerine getirirken bahtiyarlık duyuyorum. Mekânı cennet, ruhu şâd olsun.

KIRŞEHİR'E HASRET

Kalbinde gizlenen millî cevheri,
Toprağında saklı hazineleri,
Anlayan olmadı yüz yıldan beri,
İçimde hicransın güzel Kırşehir!

Ben seni canımdan ayırmazdım,
Bu şiiri gözümün yaşıyla yazdım,
Kalbime ateşten bir isim kazdım:
Kırşehir, Kırşehir, güzel Kırşehir!

Beşiğim kırıldı kaldı o yerde,
Bilemem, kim bilir, mezarım nerde?
Gözlerime toprak çekince perde,
Beni an! Beni an güzel Kırşehir!

YASTIMAN KÖŞEYE ATILACAK copy

Feyzullah Sacit Ülkü 1959 yılında “Kırşehir Vilâyet Gazetesi”nde yayınlanmaya başlanan “Kültürden Işıklar” yazı dizisinin başlığını kendi eliyle hazırlamış ve klişesini de yaptırarak göndermişti. Resimdeki başlıkta Feyzullah Sacit'in son resmi de görülüyor.