OLAYLAR ve GERÇEKLER ÖLÜMÜNÜN 57. YILINDA “MÜFİT HOCA” (KURUTLUOĞLU) Yirminci asrın ikinci yarısında Kırşehir'in yetiştirdiği büyük âlimlerden, yaşları geçkin Kırşehirlilerin “Müfit Hoca” adıyla tanıdıkları Ahmet Müfit Kurutluoğlu aramızdan ayrılalı 57 yıl oldu.

OLAYLAR ve GERÇEKLER

ÖLÜMÜNÜN 57. YILINDA “MÜFİT HOCA” (KURUTLUOĞLU)

Yirminci asrın ikinci yarısında Kırşehir'in yetiştirdiği büyük âlimlerden, yaşları geçkin Kırşehirlilerin “Müfit Hoca” adıyla tanıdıkları Ahmet Müfit Kurutluoğlu aramızdan ayrılalı 57 yıl oldu. Dünkü 15 Haziran onun ölüm yıldönümüydü. Bu yazımızla Müfit Hoca'yı bir kere daha anmak ve genç kuşaklara tanıtmak istiyoruz.
Ufak boylu, sakallı, gözlüklü, rugan ayakkabı giyen Müfit Hoca ile aynı mahallede otururduk. Yenice Mahalle'de geleneksel Kırşehir evleri mimarisinde yapılmış iki katlı konağı eski vali konağının ilerisindeki Hamidiye Camii'nin karşısında, doğduğum evin yakınındaydı. Eşi Mihribanu Hanım'ın gündüzleri yüzbaşı kızı olan annem Cemile Hanım'la oturmaya geldiğini hayal meyal hatırlarım. Annemin babamdan ayrılması üzerine küçük yaşlarda iki kardeşimle mahallenin alt ucundaki “şehir evi” olarak bildiğimiz baba evine taşınmıştık. Bayram sabahları babam elimden tutar, Müfit Hoca'nın vaazlarını dinlemek için Hamidiye Camii'ne götürürdü. Sonradan annemle babamın boşanma davasının avukatlığını Müfit Hoca'nın yaptığını öğrendim. Çarşıya indiğinde Ali Baytok'un dükkânına, Ekinciler'in yazıhanesine, şimdi Polis Evi olan Özel İdare Müdürlüğü'nün karşısındaki Berber Mahir (Özdemir)'e uğrardı. Baytok'un dükkânının arka tarafındaki çelik kasanın başında para sayarken görürdüm kendisini. Parasını bankaya yatırmaz, burada saklardı sanırım. Baytok'un İkinci Çarşı'daki dükkânı önünden aşağıya ağır ağır yürürken bizim dükkânın karşısına gelince “Bekiiir!” diye bağırır, babam hemen elime 75 kuruş tutuşturup “Hadi oğlum, bir kokulu al da hocamıza götür” derdi. Ben de yakındaki Çanta'nın Ramazan'ın dükkânından zamanın en lüks filtreli sigarası olan “Hususî Kokulu” alarak hocanın arkasından koşup babamın selâmıyla paketi kendisine verirdim. Meğer hocanın babama bağırması “Benim sigaramı gönder” anlamına gelirmiş.
Birinci Büyük Millet Meclisi'nde Kırşehir milletvekili olarak bulunan Müfit Hoca'nın 1879'da doğumundan 1958'de vefatına kadar geçen 79 yıllık yaşamı Kırşehir'in yakın tarihi açısından önemli kilometre taşlarıyla doludur.
AVUKATLIK, SAVCILIK, HÂKİMLİKTEN SONRA KIRŞEHİR'E DÖNDÜ
Benim de yazılarımda zaman zaman çeşitli yönleriyle tanıttığım Müfit Hoca ile son araştırmalardan birini Doç. Dr. Ali Sarıkoyuncu yapmıştır.
Doç. Dr. Ali Sarıkoyuncu “Fetvalar ve Fetvaları Tasdik Eden Din Adamları” arasına aldığı Müfit Hoca'nın Birinci Meclis'teki rolünün yanında meçhul kalmış yönlerini de aydınlatmıştır.
Müfit Hoca'yı ölüm yıldönümünde bir de Doç. Dr. Ali Sarıkoyuncu'dan dinleyelim:
Kırşehir meb'usu, müfti-i sâbık Ahmet Müfit Efendi (Kurutluoğlu) 1879 (1295)'da Kırşehir'de doğdu. Kırşehir müftülerinden Hacı Mahmut Efendi'nin oğludur. İlk ve orta öğrenimini Kırşehir'de yaptı. Sonra İstanbul'a giderek yüksek öğrenimini Fatih Medresesi'nde tamamladı. Ayrıca Hukuk Mektebi'ne devam edip mezun oldu.
Üsküdar İskele Meydanı Camii'nde müderrislik ve bir süre avukatlık yaptı. İsteği üzerine Çanakkale Eceabat Savcılığı'na atandı. Bu görevde iken 1908'de Yozgat Boğazlıyan Ceza Reisliği'ne tâyin edildi. 1910'da babasının vefatı üzerine memleketi Kırşehir'e döndü. Halkın arzusuna uyarak Kırşehir Müftülüğü'nü üstlendi. Ayrıca Ankara İl Genel Meclisi'nde Kırşehir'i temsil etti ve Daimî Encümen üyeliği yaptı.
DAMAT FERİT HÜKÛMETİ TARAFINDAN TUTUKLANDI
Birinci Dünya Savaşı Mütarekesi'nden sonra Damat Ferit Hükümeti tarafından tutuklatılarak İstanbul'a gönderildi ve Divan-ı Harp'e sevk edildi. Ancak kaçıp Ankara'ya geldi ve Heyet-i Temsiliye ile temasa geçerek Kırşehir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni kurdu. İstanbul taraflısı Muhittin Paşa'yı o günlerde Ankara'ya bağlı olan Kırşehir'e sokmadı. Yakın arkadaşı ve Birinci Büyük Millet Meclisi'nde kendisi gibi Kırşehir mebusu olan Yahya Galip (Kargı) ile başardığı bu hizmet dolayısıyla Ali Fuat (Cebesoy) Paşa hatıratında kendisinden “Meclis'in Ankara'da toplanmasını sağlayan neticelerden biri” olarak bahseder.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin birinci dönemi için yapılan seçimde Kırşehir milletvekili oldu ve 23 Nisan 1920'de Meclis'in açılışında hazır bulundu. Meclis'te Anayasa, Adalet, Şer'iye-Evkaf, Bütçe Tasarısı ve İçtüzük komisyonlarında çalıştı. Birinci toplantı yılında Şer'iye-Evkaf ve Bütçe Tasarısı komisyonlarının başkanlığını, ikinci yılda Şer'iye-Evkaf Komisyonu ile Adalet Komisyonu'nun sözcülüğünü yaptı. Meclis'in kabul ettiği ilk kanun olan Ağnam Resmi Kanunu arkadaşlarıyla birlikte yaptığı öneri üzerine kabul edildi. Bütçe Tasarısı Komisyonu'ndaki görevi nedeniyle görüşülmekte olan tasarılar üzerinde en çok konuşan ve genel kurula aydınlatıcı bilgi veren milletvekillerinden oldu.
İLK TÜRKÇE HUTBEYİ OKUYAN OYDU
Sakarya Savaşı sırasında hükümetin Kayseri'ye nakli kararına karşı çıkarak kararı eleştirdi. 10 Mayıs 1921'de Müdafaa-i Hukuk Grubu'nun kurulmasından sonra muhalefetteki İkinci Grup'ta yer aldı. 26 Ocak 1922'de Harp Encümeni kararıyla ordunun bazı geri hizmetlerini gözetim ve yardım görevine memur edildi.
13 Kasım 1922'de izin alan Meclis İkinci Başkan Vekili Hüseyin Avni Bey (Erzurum)'in yerine bir süre vekâlet etti. 20 Kasım 1922'de Halife Abdülmecit Efendi'ye kutsal emanetleri teslim ve Meclis adına kutlama kurulunda bulundu. İstanbul Fatih Camii'nde ilk Türkçe hutbeyi okudu. Dönem içinde Meclis kürsüsünde yaptığı konuşma sayısı 30'u gizli oturumlarda olmak üzere 242'dir.
Milletvekilliği birinci dönemde sona erince Kırşehir'e döndü ve avukatlık yaparak yaşamını sürdürdü. 15 Haziran 1958'de Kırşehir'de öldü. Aşıkpaşa Türbesi yanında toprağa verildi.
Evli olup dört çocuk babası idi. Hayatta kalan üçüncü oğlu Kemal Sahir Kurutluoğlu Sekizinci Dönem Kırşehir Milletvekili, 1961 Kurucu Meclis Üyesi, 1961-1966 Cumhuriyet Senatosu Üyesi olarak parlâmentoda bulunmuş, Basın-Yayın ve Turizm Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yapmıştır.
ÖLÜM HABERİ BÖYLE VERİLDİ
Atatürk'ün yakın arkadaşı, “Çankaya” adlı ünlü eserin yazarı Falih Rıfkı Atay'ın çıkardığı “Dünya” gazetesi Kırşehir muhabiri olarak verdiğim Müfit Hoca'nın vefat haberini ilk sayfasında yayınlamıştı.
Dönemin tek gazetesi olan haftalık “Kırşehir Vilâyet Gazetesi” de Müfit Hoca'nın ölüm haberini 21 Haziran günlü sayısında “Büyük Kaybımız” başlığıyla şöyle vermişti:
“Memleketin varlığı ile iftihar duyduğu Baro Reisi Avukat Ahmet Müfit Kurutluoğlu 15 Haziran 1958 Pazar günü saat on biri beş geçe uhrevî bir huzur ve şuur içinde beka âlemine göç etti.
“Pazartesi günü atalarının ve kendisinin namazlar kıldırıp vaazlar verdiği Kapıcı Camii'nde yollara kadar taşan muazzam bir cemaatle öğle ve cenaze namazı kılındıktan sonra parmaklar ucunda taşınarak Âşık Paşa haziresinde yatan eşi ve biricik sevgili evlâdı Sahir Kurutluoğlu'nun annesi Mihribanu Hanım'ın yanına defnedildi.”
Gazete Müfit Hoca'nın hayat hikâyesini verdikten sonra haberi şöyle bitirmişti:
“Merhuma ulu Tanrı'dan rahmetler, ailesi efradı ile kardeşi Doktor Kudret, oğlu Sahir Kurutluoğlu'na, hemşireleri öğretmen Nesibe Gönendik, Meymune Göçen ile akrabalarına, meslektaşlarına ve çok sevdiği dost ve hemşehrilerine baş sağlığı dileriz.”
Müfit Hoca için oğlu Sahir Kurutluoğlu'nun yazdığı bir mersiye de 5 Temmuz günlü “Kırşehir Vilâyet Gazetesi”nde yayınlanmıştı. Aynı zamanda babasının cenazesine ve taziyesine katılanlara da teşekkür edilen bu mersiyeyi aşağıya alıyorum.

SEVGİLİ BABAMIN ÖLÜMÜ KARŞISINDA...

15 Haziran 1958 Pazar... Takvim yaprağı bir kere daha çevrilecek. Bir kere daha hayat sönecek. Takdir, önüne geçilmesine imkân bulunmayan bir hâdise bir kere daha tecellî edecek. Müfit Kurutluoğlu hayata gözlerini yumacak.
Bunlar oldu.
O arkasında göz yaşları içinde, kendisine bağlı bir Kırşehir bıraktı.
Babam; seni ben ne kadar methetsem, senden ne kadar bahsetsem doyamam. Methiyeni, mersiyeni yazmak bana düşer mi bilmem.
Fakat sana en yakın ve seni en çok seven olarak şunu söyleyebilirim ki hayat anlayışın, felsefen ve inanışın sana methiye ve mersiye yazmayı lüzumsuz kılıyor.
Kinsiz, hasetsiz bir felsefe içinde her şeyi ve herkesi hoş görürdün. Nâscı bir inanışla manevîyatımızı yükseltmeye çalışırdın. Sana kızanlar olurdu; sen inandıklarını tekrardan, nasihattan, irşattan geri kalmazdın. Böyle geldin, böyle yaşadın, böyle öldün.
Öldün derken ben hâlâ inanamıyorum. Belki bütün Kırşehir de inanmıyor. Sen Âşık Paşa'nın yanında, çok sevdiğin, çok bağlı olduğun Kırşehir'in sînesinde yatarken bile bizlere yine ilham kaynağı ve irşat menbâı oluyorsun. Varlığında ve hayatındaki sana karşı duyduğumuz hürmet ve bağlılık öylece devam ediyor. Ölüm senin için yeniden bir doğuştu. Bu inanışın da son dakikaya kadar devam etti. Huzur içinde âlem-i fenâdan inandığın âlem-i mânaya doğdun.
Bağlı olduğun Kırşehir bu bağlılığa karşı en büyük kadirşinaslığı gösterdi. Seni kalblerinde yaşatıp ellerinin üzerinde taşıdılar ve dâima kalblerinde yaşatacaklar. Buna inan ve müsterih olarak yat. Bir şehrin göz yaşları bunun delilini verdi; her tesellî eden kendine bir tesellî arıyordu.
Muhterem hemşehrilerim; babam sizin de babanızdı. Büyüğüm sizin de büyüğünüzdü. Sizler de bu inançtasınız. Onun içindir ki ölümünde içten gelen hislerinizle ona hizmeti yaptınız. Onunla helâllaşırken gök kubbeyi inlettiniz. Bu sesler bir memleketin kalbinden kopan hıçkırıktı. Kulaklarımda ve içimde yerleşti.
Hemşehrilerim; onun size bağlılığı kadar sizlere minnet ve şükranlarımı arz edebilsem kendimi bahtiyar sayarım.

Müfit Hoca'nın ölümü üzerine Avukat Ahmet Şaban Küçükkâtipoğlu da 21 Haziran günü
“Kırşehir Vilâyet Gazetesi”nde yayınlanan aşağıdaki şiiri yazmıştı. Artık aramızda olmayan avukat-şairimize bu vesileyle rahmetler diliyorum.

RAHMETLİ ÜSTADIMIZ MÜFİT HOCA'YA İTHAF

“Kubbeden bir parça göçtü” dediler
Gökyüzünde ilm-i süphanı gördüm
“Birden ulu bir dağ çöktü” dediler
Yemyeşil şehirde figânı gördüm

Sarardı çimenler, sustu bülbüller
Boyun büktü birden o taze güller
“Aman Yârab, Yârab!” dedi melekler
Âlemi o zaman perişan gördüm

“Gitti artık elden, gelmez” dediler
“Cihanı ağlatan ölmez” dediler
“Kadrini hiç kimse bilmez” dediler
O zaman gönlümde hicranı gördüm

Dualar yükseldi, değdi göklere
Tâziyeler geldi göklerden yere
Perişandık sanki biz ara yerde
İşte ol zamanda Rahman'ı gördüm

Eller üstünde bir sancak taşındı
Sen değildin hayır, senin nâşındı
Bizi sürükleyen senin başındı
Çekmiş göçünü bir sultan gördüm

Vehbi oğlu Müfit senin şecere
Hazır ol biz için dâim sefere
Varınca söylersin merhum pedere
Ağlıyordu, oğlun Şaban'ı gördüm

Kırşehir yakın tarihinin ulu kişilerinden biri olan Ahmet Müfit Kurutluoğlu'nu aramızdan ayrılışının 57'nci yılında bu yazımızla anabilmiş ve bilmeyenlere tanıtabilmiş isek bahtiyar olacağız.
Aziz ruhu şâd olsun, Âşık Paşa ile yan yana huzur içinde uyusun.