Kırşehir’de sokaklarda Iraklı, İranlı, Suriyeli onlarca mülteci var. Şöyle akşamları çıkın Kent Park’a orada onlarcasını göreceksiniz.
Kırşehir’de sokaklarda Iraklı, İranlı, Suriyeli onlarca mülteci var. Şöyle akşamları çıkın Kent Park’a orada onlarcasını göreceksiniz.Türkiye ve Kırşehir o insanları kucak açmış.
Peki ya böbürlenen Avrupa ne yapıyor?
Var olan insanlıkta olmayan merhametsizliğin hangi safhalara geldiğini, Avrupa kapılarında 0-70 yaş arasında huzur ve sığınacak yurt arayan Müslüman kardeşlerimizin sefil yaşantılarını, izlerken medeniyet ve insan sevgisinin de aldatmaca olduğunu düşünmek mi günah, yoksa yaşam bir mücadeledir güçlü olan ayakta kalır düşüncesi mi sevap.
Avrupa kapılarını adeta istila eden Harun Reşid’in torunları acaba işledikleri suçların cezasını, Allah böyle veriyor düşüncesine mi sahipler? Hayatlarını feda etme pahasına ucu görünmeyen bir yolculuğa çıkarken geride bıraktıkları vatanlarının özlem ve hasretlerini hangi düşünceler ve acılarla terk ettiler?
Bu insanları yurtlarından edecek senaryoları kuran, gelişmiş ve refahın zirvesine ulaşmış Avrupa ülkeleri bir gün bu insanların sınırlarına dayanacağını acaba neden düşünemediler?
Dünyanın en zengin yeraltı kaynaklarına sahip olan ve bütün dünyanın ihtiyaç duyduğu petrolü, Müslümanlara bir nevi cezalandırma unsuru olarak mı verdi Allah bu insanlara?
İlk kitlesel göçler M.S 375 yıllarında nüfusu artan Batı Hun Türklerinin batıya, doğru göçleri başlayınca yolları üzerinde bulunan kavimlerin batıya doğru yol almasıyla batıya doğru çekilen kabilelerin feodal yapı içerisinde birleşmeleri Avrupa ülkelerinin teşekkülünü tetikledi. German ve Fransa gibi ülkelerin doğması ve Roma İmparatorluğu’nun parçalanması neticesinde dükler etrafında birleşen kabileler bugün ki ülkeleri oluşturdu.
Peki, şimdiki göç olayları hangi ülkelerin parçalanmasına ve yıkılmasına sebep olacak. Belki bizlerin ömrü yetmeyeceği için göremeyeceğiz. Fakat bizden sonraki nesiller görecekler. Ortadoğu ve uzak doğu ülkelerinde Avrupa’ya ulaşan insanlar iltica ettikleri ülkelere ne kadar entegre olacaklar, belki de üreme oranı yüksek olan göçmen ve ilticacılar yerlileri içlerinde eritip yeni bir kültür oluşturacak.
Sayıları hayli fazla olan ve bu gidişle bütün Orta Doğu Avrupa’ya hücum edecek, bu göç karşısında ne kadar direnebilecek Avrupalılar?
Çünkü yollara düşen insan seli karşısında şimdiden panikleyen kibirli kitleler yaptıkları propaganda ve daha zengin olma uğruna kendi dirlik ve düzenlerinin kaçtığını geçte olsa anlamışlar gibi görünseler de gururlarından bunu dile getirmekten korkuyorlar.
Bu göç esnasında ölenlerin sayısı, Türkiye’ye yüklemek istedikleri sözde Ermeni katliamının belki yüzlerce misli fazla. Bu kargaşada ölenlerin tek sorumlusu Avrupa ülkeleridir.
Bu yükü de Türkiye’nin üzerine yıkmaya çalışsalar da gerçek hiç bir zaman balçıkla sıvanmaz. Bazı illerimizde Suriyeli sayısı bulundukları şehrin nüfusunu asarken kesin sayısı belli olmamakla beraber Türkiye’de sadece Suriyeli sayısı 2 milyonnun çok üzerinde olduğu tahmin ediliyor.
İşte bugün Kırşehir’de yüzlerce Suriyeli, Irak’lı var. Bunları görüyor, yaşıyoruz. Onların bu duruma gelmesinin sorumlusu Kırşehirliler mi? Türkiye mi?
Elbette ki hayır…
Peki diğer ülkelerden gelenler, kesin olarak belli değil. Afrika ülkelerinde, uzak doğu, orta doğu ülkelerinde ve Çin’de gelen Türkmenlerin sayısı hakkında bir bilgimiz yok. Mülteci sayısının artması Avrupa ülkelerini ürkütmüşe benziyor ki Türkiye’ye devede kulak bir yardım üzerinde bir türlü anlaşamadılar.
Peki, Türkiye’de kurulacak kamplarda biriken mültecilerin geleceği nasıl şekillendirilecek, cevap yok. Bence cevap çok basit, Türkiye’nin kültürel yapısının değişmesi, Avrupalının gelecek planlarının ilk adımıdır.
Türkiye’nin olanakları çerçevesinde bugün kayıtlı 3 milyondan fazla mülteciye ev sahipliği yaparken Avrupa ülkelerinin kabul ettikleri mülteci sayısı 100 bin bile değil.
Türkiye’ye insanlık dersi vermeye kalkan ülkeler, denizlerde ve karada ölen insanların namına utanç duymaları gerekirken, ülkelerindeki rejimleri suçlama kolaylığını seçiyorlar çok hem de pek çok ayıp. Yerlerinden koparılan bu insanların geri dönüşleri olmayacağına göre geleceklerinin ne olacağını belirlemeyen Avrupa ülkelerinin kararları merak konusu bekleyip göreceğiz, fakat yollarda ve Avrupa sınır kapılarında aç susuz ve de insafsızca itilip kakılan insanların beklemeye tahammülü hiç yok.