Hukukun üstünlüğü, devlet yetkilileri dahil herkesin ve her kurumun, adil, şeffaf ve eşit uygulanan yazılı kanunlara ve yazılı olmayan insan hakları kurallarına bağlı olması demektir. Hiç kimsenin hukukun üstünde olmadığı temel hakların korunduğu, yargının bağımsız ve tarafsız işlediği bir yönetim ilkesidir. Bu ilke, keyfi yönetimi engeller, demokrasiyi ve toplumsal düzeni güvence altına alır. Hukukun gözettiği gaye adaleti, toplum hayatında birliği, beraberliği sağlamak, zulmü ortadan kaldırmak ve her hakkı, hak sahibine vererek toplumsal barışı sağlamaktır. Kur’an-ı Kerim’e göre Allah (C.C.) mutlak ve hakiki adalet sahibidir, O hiç kimseye zulmetmez, herkese hak ettiği şekilde muamele eder. Her Cuma günü okunan Nahl suresinin 90. Ayetinde; “Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı(iyiliği), akrabaya karşı cömert olmayı emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar. İşte Allah, aklınızı başınıza alasınız diye size böyle öğüt veriyor.” Buyurmuştur. Şeyh Ali SEMERKANDİ hazretleri bu ayeti yorumlarken; “Yer yüzü ve gökler adalet sayesinde ayakta durur.” Demiştir. Bir çok ülkede, hukukun üstünlüğü ilkesine riayet edilmemekte, üstünlerin hukuku cari olmaktadır. Yukarıda yazdığım ayette bu davranış reddedilmektedir.
Bu gün ülkemizde hukukun üstünlüğü ilkesi tam anlamıyla uygulanmamakta, adalet gerçekleşmemektedir. Bilindiği üzere adalet hakkın gözetilmesi, her şeyin layık olduğu yer konulması ve haklı ile haksızın ayırt edilmesi demektir. Adalet temelde eşitlik, denge ve doğru davranma prensiplerine dayanır. Hükümde doğru olmak, hakka göre hüküm vermek adalettir. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (SAV) adalet anlayışı, ayrım gözetmeksizin haklının, hakkını teslim etmeye dayalı, zengin/fakir, akraba/yabancı, Müslüman/gayrimüslim, ayrımı yapmadan herkesi kanun önünde eşit tutan mutlak bir adaletti. Nitekim Peygamberimiz, “Suç işleyen kızım Fatıma bile olsa cezasını çekecektir.” Buyurarak adaletin bir ülkenin yükselmesinde, huzur ve güvenin sağlanmasında en etkin araç olduğunu vurgulamıştır. İslam ulularının adalet anlayışından bir örnek vererek yazıma son vereceğim. Bir gün Hz. Ömer ile Hz. Ali (RAV) sohbet ederlerken bir adam onların yanlarına geldi ve Ebu Talip’in oğlu Hz. Ali’den şikayetçi olduğunu söyledi, Hz. Ömer; “Ey Abel Hasen ! Kalkta davacı ile birlikte karşıma geç” Dedi. Hz. Ali derhal kalkıp davacının yanında yer aldı Hz. Ömer tarafları dinledi, hükmünü Hz. Ali aleyhine verdi. Davacı ayrıldı, Hz. Ömer, Hz. Ali’nin yüzüne baktı o’nun müteessir olduğunu anladı. O’na dedi ki; “Ya Ali kararımdan memnun olmadığın anlaşılmaktadır. Neden ?” Hz. Ali, Hz. Ömer’e “Kararınızdan memnun değilim çünkü siz davacının yanında bana künyemle Ey ebel Hasan dediniz. Bilirsiniz ki künye ile çağırmak Araplar’da bir saygı ifadesidir, hasmımın yanında beni künyem ile çağırmanız adalete yakışmadı o nedenle üzüldüm, yoksa kararınıza saygı duyuyorum.” Demiştir. İşte İslam’da adalet budur. “Anlayana sivrisinek saz, anlayamayana davul zurna az.” Adalet saklanmış aranıyor, bulan haber versin. Kalın sağlıcakla…