Keşke rahmetli pederin sözünü dinleyebilseydim, belki bugün çok şey farklı olurdu.
“Rahmetli ne dedi de dinlemedin?” diyecek olursanız: Hiçbir şey demedi. Daha doğrusu diyemedi. Birbirimizi hiç görmedik, O’nun vefatından 6 ay sonra doğmuşum ben. Dolayısıyla o bana bir şey diyemedi, ben de hiçbir sözünü dinleyemedim.
İster Google’dan, ister Yandex’ten, ister ChatGBT’den bilgiler edinin, bunlar yüzeysel bilgilerdir. Kitaplardan, tecrübelerden yararlanmadan bu yüzeysel bilgiler maçta çemen ekmek yemek gibidir. O an doyarsınız ama vücudun ihtiyaç duyduğu proteinleri, vitaminleri alamazsınız ve sağlıklı beslenemezsiniz. Oysa dört başı mamur bir sofrada çorbasıyla, ana yemeğiyle, tatlısıyla, meyvesiyle (Emekli ve asgari ücretli evleri hariç) beslenirseniz, gelişim o denli sağlıklı olur. Yani hayatın her alanında yazılmış, araştırılmış kitaplar okunarak ve onları yüzyılların yaşantılarından damıtılarak kazanılan tecrübelerle birleştirerek en doğruya ulaşılabilir. Bu bilgi ve deneyimlerle donanmak tıpkı dört başı mamur sofralarda sağlıklı beslenmek gibidir.
Yazımızın başlığı “Büyük sözü dinlemek lâzım”. Ama bu, büyükleriniz ne derse aynısını yapın anlamına kesinlikle gelmez. Herkes ana babasının, dedesinin söylediklerini yapar, onlar gibi hareket ederse bir milim ileri gidilmez. Bilimden, teknolojiden, büyüklerin deneyimlerinden edinilen bilgileri araştırarak, sorgulayarak, irdeleyerek oluşacak yargıları, akıl ve vicdan süzgecinden geçirerek en sağlıklı sonuçlara ulaşılır.
“Büyük sözü dinlemek lâzım” derken, kime “büyük” denir, büyüklüğün ölçüsü nedir, o da göreceli bir kavram. Örneğin ben nüfus idaresi hesaplamalarına göre “büyük” kategorisindeyim. Keşke yaşımı TÜİK hesaplasaydı, şimdi üniversite bahçesinde adaletsizlikleri, zamları protesto ediyor olurdum. Nüfus müdürlüğü ne karışıyorsa, yanlış yunluş rakamlar yazmış. Şimdi bu haklarımı ancak meydanlarda kullanabiliyorum. Yine de büyük kavramı için bir rakam vermek gerekirse, bizim gibi ülkeler için 60-65 yaş üstü kişiler bu sınıfa girer.
“Büyük sözü” denince benim aklıma ilk gelen birkaç sözü size aktarayım.
Mao Zedung, “Yüz çiçek yan yana açsın, yüz fikir akımı tartışsın” demiş. Kimilerine göre oportünist bir anlayış olduğu söylense de bana göre insanların konuşarak, tartışarak en doğruyu bulabileceği belirtiliyor bu sözle. Düşünce ve ifade özgürlüğü ancak bu kadar öz anlatılabilir. Dünya yazarımız Yaşar Kemal de bu sözü tamamlar biçimde “Dünyamız ne büyük mutluluktur ki on binlerce çiçekli bir kültür bahçesidir. Her kültürün bir rengi, bir kokusu vardır. Dünyamızın bir çiçeğinin koparılması Dünyamızdan bir rengin, bir kokunun yok olmasıdır” demiş. Charles Bukowski de bu konuda “Hangi çiçek diğerini sarı açtı diye ayıplar? Hangi kuş, farklı ötünce diğerine yasak koyar” diye noktayı koymuştur.
Çok beğendiğim bir “büyük” sözü de Hacı Bektaş-ı Veli’nin: “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diyor Hünkâr. Tam da günümüzde en çok ihtiyaç duyduğumuz, sıkı sıkı sarılmamız gereken bir öğreti. Bilimle, bilgiyle, teknolojiyle yürünmesi gereken yolda hurafelerle, rivayetlerle, mesnetsiz söylentilerle yürünürse, varılacak yer, karanlıktır.
Bir söz de bizim büyük ozanımızdan: “Yazımızı felek yazmış, Mevladan değil”. Bilimden, akıldan, vicdandan yoksun davranışlarla her türlü felakete ve sefalete sürüklenip, sonra da “kader böyleymiş” diye bahane üretenlere, Neşet Usta, yazımızı akıp giden zaman, Dünyanın düzeni, Dünyayı yönetenler (felek) yazmış diyerek gerçekçi tespitini yapıyor.
Madem nüfus müdürlüğü verileri beni de “büyük” statüsünde görüyor, o zaman bir büyük sözü de benden olsun. Aslında ben üretmedim bu sözü de, birkaç sözü derleyip oluşturdum. “Akıllı insan, aklını kullanır. Daha akıllı insan başkalarının da aklını kullanır. Herkese sor, her yeri araştır, her şeyi oku, sonuçta kendi aklın ve vicdanının süzgecinden geçen sonuçları uygula. Eğer aklın ve vicdanın arasında kararsız kalırsan, vicdanını seç.”
“Büyük sözü” deyip geçmeyin. O sözlerin ardında ne yenilmişlikler, ne hayal kırıklıkları, ne hüsranlar, ne ihanetler var. Ama zaferler, başarılar, sevinçler, dostluklar, dayanışmalar, vefakârlıklar da var. Kolay elde edilmedi onca tecrübe. Ama aynen yapmak için değil, yararlanmak için.
Neyse sözü uzatmayalım… Yürüyüşe çıkmıştım. Anahtarı evde unutmuşum. Mecburen “çilingir” çağırdım. Gelip açtı birkaç dakikada. “Buraya kadar gelmişken senin sofran meşhurmuş, bir de sofra kursan” diye rica ettim çilingire. Kırmadı sağ olsun. Şimdi sofranın etrafına toplandık. Aramızda bir de “büyük” var.
Onun sözünü dinleyeceğiz şimdi.