Bu isimleri yalnızca tarihî şahsiyetler olarak okumak kolaydır.
Asıl zor olan, onların temsil ettiği davranışların bugün de ortaya çıkabileceğini kabul etmektir.
Firavunlaşmak için taht gerekmez.
Bir insan küçük bir yetki alanında bile başkalarını ezmeye başladığında iktidar kibrine kapılabilir.
Kârûnlaşmak için hazineler gerekmez.
İnsan sahip olduğu küçük bir servetle bile yoksulu küçümseyebilir.
Hâmânlaşmak için saray gerekmez.
İnsan, makam sahibinin yanlışlarını bildiği hâlde çıkarı uğruna alkışlamaya başladığında aynı zihniyetin içine girebilir.
Sâmirîleşmek için buzağı yapmak gerekmez.
İnsanların bilgisizliğini, korkularını veya duygularını kullanarak onları yönlendirmek de aynı mekanizmanın başka bir biçimidir.
Bel‘amlaşmak için büyük bir âlim olmak gerekmez.
İnsan bildiği doğruyu çıkarı için terk ettiğinde, bilgi ile ahlak arasındaki bağ kopmuş demektir.
ASIL TEHLİKE İNSANIN İÇİNDEDİR
Bu kıssaların en önemli tarafı belki de şudur:
Kötülük yalnızca başkalarında aranacak bir şey değildir.
Her insan kendi içinde küçük bir Firavun, Kârûn veya Hâmân üretme tehlikesi taşıyabilir.
Makam geldiğinde değişiyor muyuz?
Para geldiğinde insanlara bakışımız değişiyor mu?
Övgü aldığımızda kendimizi başkalarından üstün görüyor muyuz?
Yetki verildiğinde adaletimizi koruyabiliyor muyuz?
Bilgimiz arttıkça tevazumuz da artıyor mu?
İşte asıl imtihan budur.
Çünkü insanın gerçek karakteri, güçsüzken değil, güç eline geçtiğinde daha açık görünür.
SONUÇ: MAKAM GEÇER, KARAKTER KALIR
İnsan dünyaya makamıyla gelmez.
Rütbesiyle doğmaz.
Servetiyle doğmaz.
Şöhretiyle doğmaz.
Ve bütün bunlarla dünyadan ayrılmaz.
İnsanın elinde kalan, bütün unvanların ötesinde, nasıl bir insan olduğudur.
Firavun bize gücün sınırını bilmeyen iktidarın nasıl zulme dönüşebileceğini gösterir.
Hâmân, gücün çevresinde oluşan çıkar düzeninin nasıl büyüyebileceğini hatırlatır.
Kârûn, servetin insanın gönlünü ele geçirmesinin tehlikesini anlatır.
Sâmirî, insanların zaaflarının nasıl istismar edilebileceğini gösterir.
Bel‘am ise bilginin ahlaktan kopması hâlinde insanı kurtarmaya yetmeyeceğini düşündürür.
Bütün bu örneklerin ortak noktası şudur:
İnsan sahip olduğu şeylerle değil, sahip olduklarının karşısında kendisini nasıl konumlandırdığıyla sınanır.
Makamın varsa adil ol.
Servetin varsa paylaş.
Rütben varsa ezme.
Şöhretin varsa kibirlenme.
Bilgin varsa hakikate hizmet et.
Çünkü insanın büyüklüğü, başının üzerinde taşıdığı unvanda değil; gücünü kullanırken eğilebildiği vicdanındadır.
Ve belki de bütün bu kıssaların bize bıraktığı en büyük ders şudur:
İnsanı yükselten makam değil ahlaktır; zenginleştiren mal değil gönüldür; büyüten rütbe değil insanlıktır.
Kirlenmiş ve de kirlenmeye devam eden Dünya'da tertemiz kalabilen değerli dostlara selâm olsun.