"Muharrem Ertaş, Hacı Taşan, Çekiç Ali.
Burada geçen isimler bizim nesil için tanıdık.
Peki, gençler için?
Muharrem Ertaş, Hacı Taşan, Çekiç Ali…
Çoğu bu isimlerin yabancısı.
Az buçuk mürekkep yalamış herkesin, “Muharrem Ertaş” denilince en azından hakkında birkaç cümle edebilmesi gerekir.
Abdallık geleneğinin en önemli temsilcilerinden olduğunu bilmeli.
'Bozlağın en başta gelen ismidir Muharrem Usta” diyebilmeli insan.
"Kalktı göç eyledi Avşar elleri” diyerek çalıp söylemeye başladığı zaman dağların bile titrediğini idrak etmeli.
Hacı Taşan ve Neşet Ertaş’ın ustası olduğunu da…
“Allı Durnam Bizim Ele Varırsan”
"Yüce Dağ Başına Yağan Kar İdim”
"Değirmenin Bendine”
“Giden Ay Dutulur mu”
“Mavilim Mavişelim”
“Sürüler İçinde Sürmeli Koyun”
gibi eserlerin Hacı Taşan’ın elinden çıktığını bilmek gerekir.
Çekiç Ali ise,
“Acem Kızı”
“Biter Kırşehir’in Gülleri Biter”
“Dostlarınan Bozuk Gitti Aramıız"
“Anam Ağlar İçin İçin”
“Nerde Kaldı Vatanımız Elimiz”
“Sarı Yazma Yakışmaz Mı Güzele”
“Geleli Gülmedim Ben Bu Cihana”
“Irast Geldim Bir Kaşları Kemana” ve daha pek çok eserin sahibidir.
Ve Neşet Ertaş
Neşet Ertaş’ın türkülerini tek tek saymak zor. Uzun bir liste tutar. Akla gelen on türkü varsa, en az üçü dördü ona aittir.
Eserlerinin her biri, belli bir yaşanmışlığa dayanır. Masa başı ürünler değildir onlar.
“Biz çekmediğimiz acının türküsünü yakmadık” demesini delil olarak hatırlatmak yeter.
Biz Çekmediğimiz Acının Türküsünü Çığırmayız.
İnsan, en çok yaşadıklarıyla konuşur. Sevinç de hüzün de, umut da hayal kırıklığı da gerçek anlamını ancak yaşandığında kazanır. Bu nedenle Anadolu'da sıkça söylenen "Biz çekmediğimiz acının türküsünü çığırmayız." sözü, samimiyetin ve hayat tecrübesinin önemini anlatan derin bir anlam taşır.
Türküler, milletimizin ortak hafızasıdır. Bir annenin evlat hasreti, bir gencin gurbet özlemi, bir âşığın kavuşamamanın verdiği hüzün ya da bir toplumun yaşadığı felaketler türkülere dönüşmüştür.
Bu yüzden türküler sadece söylenen ezgiler değil, yaşanmış hayatların sesidir. Gerçek acıyı yaşamayan birinin o acıyı tüm yönleriyle anlatması kolay değildir.
Günümüzde insanlar zaman zaman başkalarının yaşadığı sıkıntıları yeterince anlamadan yorum yapabilmektedir. Oysa empati kurmak önemlidir; ancak empati, yaşanmışlığın yerini tamamen tutmaz. Bir hastalığı yaşayanın, sevdiğini kaybedenin ya da yoksulluk çekenin hissettiklerini dışarıdan bakan biri tam anlamıyla bilemez.
Bu nedenle insanların acıları karşısında yargılayıcı değil, anlayışlı ve saygılı olmak gerekir.
Bununla birlikte, bu söz başkalarının acılarına kayıtsız kalmayı değil, onları anlamaya çalışırken alçakgönüllü olmayı öğütler. Her insanın yükü farklıdır ve herkesin hikâyesine saygı göstermek gerekir. Dinlemek, destek olmak ve paylaşmak, acının yükünü hafifletebilir.
Sonuç olarak, "Biz çekmediğimiz acının türküsünü çığırmayız." sözü; hayatın en büyük öğretmeninin yaşanmışlık olduğunu hatırlatır. Gerçek duygular, samimi sözler ve kalıcı eserler çoğu zaman yaşanmış acılardan doğar.
Bu nedenle başkalarının acıları hakkında hüküm vermeden önce onları anlamaya çalışmak, hem insanlığın hem de toplumsal dayanışmanın en önemli gereğidir.
Güllerimiz solmasın...