Bütün canlı yaratıklar yaşam boyunca kendisini bazı tehlikelere karşı emniyete alma içgüdüsü ile strateji geliştirmiş ve yaşamını garantiye alma ihtiyacı duymuştur. Bu canlıların içinde otlar, böcekler, ağaçlar yani her türlü canlılarda mevcuttur.

Bütün canlı yaratıklar yaşam boyunca kendisini bazı tehlikelere karşı emniyete alma içgüdüsü ile strateji geliştirmiş ve yaşamını garantiye alma ihtiyacı duymuştur. Bu canlıların içinde otlar, böcekler, ağaçlar yani her türlü canlılarda mevcuttur.
Bazı ağaçlar dikenleriyle kendisini korurken, bazıları zehirli salgılarla, varlığını emniyete almaya çalışır, yani her hangi bir şekilde yaşamını belki milyonlarca yıllardır idame edebilmişlerdir. Peki, korunabilmişler midir? Hepsi değil, tabi bir kısım canlılar…
Dünya da evrimini tamamlarken, kalanlar yaşam mücadelesini zamanımıza kadar sürdürmeye çalışmışlardır, yani güçlü ve kelleyi çalıştıran hayatta kalmıştır. Tarihte silinip nesilleri tükenenlerin bir kısmı doğa olayların etkisiyle ömrünü tamamlarken, güçlü olanlar ve başka canlının ölümüyle kendi yaşamını sürdürmeye endeksli olanlar dünyada sonuna kadar yaşamını ve neslini devam ettireceklerdir.
Ne zamana kadar, belli değil.
Her hangi bir akıl fakiri çıkacak ve çok güçlü silahları ateşleyip dünyanın eksenini değiştirene kadar.
Toplu olarak yaşamaya çalışan insanlar devletler kurmuşlar, kardeş olduklarını söyledikleri diğer gurupları öldürmekle güçlü olanın ayakta kalması şansına bağlamışlardır kendi yaşamlarını.
Rakibini öldürmek için silahlar icat etmişler ve daha da güçlü silahlar üretme uğruna harcanan paralar, belki ortadaki anlaşılmayan problemleri çözecek boyutların kat ve kat üstündedir, fakat nedense bir türlü uygulanmaz.
Zamanımızda silah üretimine harcanan paralar, silahları üretenlerin refah seviyesini yükseltirken, o silahları alamayan karşıt gurup, ya esaret altına alınıp, tarihi eserleri ve yeraltı kaynakları talan edilerek, ya da tarihte silinerek yok ediliyor. Üretilen silahların paraya çevrilebilmesi için hedef bölgelerde çatışma çıkması gerekiyor, yani silaha ihtiyaç duyulacak ortam yaratmak gerekiyor.
İşte bu sırada üretici firmalar, kazancının cüzi bir kısmını karışıklık çıkartmaya harcıyor. Bu plan kademe kademe, zamana yayılarak uygulamaya konuluyor. Ağır silahlar ve tahrip gücü yüksek bombalar, çarpıştırdığı her iki guruba da verilirken, güya kendilerini emniyete alma bahanesiyle uzun menzilli ve nükleer başlık taşıyan füzelerle gözdağı vermeyi ihmal etmiyorlar.
Dünyayı yörüngesinde uzaklaştıracak güçte atomların olduğu haberleri yayınlanıyor. Bu silahlar akli dengesi yerinde olmayan birilerinin eline geçerse ki nitekim Birinci Dünya Harbinde, kısmen de İkinci Dünya Harbinden de ağır bombardıman silahları kullanılmıştır. Tahrip gücü yüksek silahların canlı bırakmadığı yerlerde suçluyu yargılayacak sorumlu canlı kimse kalır mı acaba.
Hani insandık? Tanrının bütün meziyetlerini taşıyorduk, yalan mı ve uydurma mı yoksa?
Karışıklık yaratarak parçalanmak istenen ülkeler arasında Türkiye’de plana dâhil edilen ülkedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra faaliyetlerini daha da yoğunlaştıran Avrupa ülkeleri, her fırsatı değerlendirmeyi bilmişlerdir. Genellikle mozaik gurupların bulunduğu ülkelerde, milliyetçilik duyguları kaşıyarak veya din faktörünü kullanarak planlar daha çabuk ve kolay uygulanıyor. Çünkü zemini müsait hale getirmek için her zaman, haçlı zihniyeti ile bir bahane var veya hazırlanır.
Sarayların ve idarelerin kritik noktalarına kadar sızan ajanlar neyin ne zaman yapılacağını bağlı olduğu ülkelerin istihbaratına rapor ederler. Son zamanlarda bu işleri iyi bilen İngilizler diplomalı uşakları vasıtasıyla bilhassa Ortadoğu’ya hâkim durumdalar.
“Uşak” deyince bilinen uşaklardan değil. Özel olarak saraylarda nasıl hizmet edileceğini okullarda öğreten İngilizler, bu hizmet uşaklarını krallara ve sultanlara kiralarlar. Bunlar “kral veya sultan mahcup olmasın, gelen misafirlerine!” diye kıç yıkama usullerini dahi iyi öğrenirler.
Özel eğitimli kiralık uşakların aylıkları da hayli yüksek. Bazı emiratlarda saray idaresi dâhil bu uşaklar tarafından yürütülür. Özel eğitimli uşaklara en fazla rağbet körfez ülkeleri ve krallıklardır. Zaten son olaylardan anlaşılmıyor mu?
Ekseri kral ve sultanların cariyeleri hep yabancı ve genellikle İngiliz asıllıdır. Esmer Arap’ın sarışın merakı zamanı gelince hayatını değiştireceğini hiç düşünmez Allah’ın garibi. Bu ülkelerin iç işlerinde yabancıların anında haberdar olmasının başka bir izahı var mıdır?
Ulusal silahlanmanın yanı sıra bireysel silahlanmada Türkiye’de çok tehlikeli boyutlara ulaştı. Üç kuruş maliyeye yardımı olacak düşüncesiyle her önüne gelene ruhsatlı silah dağıtmak, toplum huzurunu nasıl etkilediği, her gün öldürülen insanların sayısında belli olmuyor mu?
Şu Orta Anadolu’nun tam ortasında, huzur kenti olarak bilinen Kırşehir’de bile çarşı ve pazarda sağ kalçası kabarık insanların sayısı hayli fazla görünmeye başladı. Kırşehir’de zaman zaman yaşanan üzücü olaylarda silahlar patlıyor, insanlar canlarını kaybediyor.
İnsanların bir kaç kilo demir parçasını belinde veya omuzunda taşıması, kendi güvenliğini sağlamak içinse, bu devletin bir ayıbıdır.
İnsanlar kendi can güvenliğini kendi sağlamak ihtiyacı duyuyorsa, asayiş sorunu var demektir. Avrupa’da ve medeni ülkelerde, polisler bile görevi bıraktığında, silahlarını da soyunduğu yerde veya görev yerinde bırakır.
Avrupa’da ruhsatlı silah veriliyor, tabi isteyene vergisi de bayağı yüksek, fakat ihtiyaç duyulmaz ve de halk arasında, ceketi veya yeleği yana açıp silah gösterilerek dolaşılmaz. Çarşı ve pazarda silah göstererek gezmek, bir nevi tahrik unsuru olmalı ve de öyledir.
Devlet her vatandaşın korunmasının kendi kontrolünde olduğunu halka yansıtamıyorsa, bu devletin ayıbıdır. Silahın dağda gezen 24 saat yalnız görev yapan çoban ve bekçilere verilmesi gerekirken, tam tersi dört çekerli jeeplerle yollarda ve şehirlerde hava atan maganda kılıklı ve kendisini kontrol edemeyen insanların elinde olması çok tehlikeli ve vahimdir.
Zaman zaman lüks villalarda silahla işlenen cinayetlere şahit oluruz. Allah bütün dünyada yaşayanlarla beraber bizlere de silahsız yaşam ihsan eylesin.