Osmanlı Devleti’nin duraklama ve gerileme sebepleri arasında coğrafi keşiflerle Osmanlı’dan geçen ticaret yollarının etkisizleşmesi, Avrupa’nın yakaladığı aydınlanma, laik ve rasyonel düşünce eksikliği, Fransız İhtilali ile artan milliyetçilik ve ekonomik güçsüzlük gibi sebepler sıralanır. Neticede, devlet güçsüzleştikçe yabancı ülkelerin Osmanlı coğrafyasındaki talepleri artar, kapitülasyonları da aşan istekler ortaya çıkar. 1768-1774 arasında süren savaş sonucunda Küçük Kaynarca Anlaşması imzalanır ve Ruslara bir çok imtiyaz verilir. Büyük toprak kaybı yaşayan Osmanlı, Rusların Ortodokslar üzerindeki hamilik sıfatını da kabul eder. Bu sayede Ruslar Osmanlı Ermenileri ile tanışır ve kendi emellerine erişmek için özellikle Doğu Anadolu’da mukim olanları istismar etmeye başlar. Batılı devletlerin de gözü Osmanlı coğrafyasındadır ve Ruslara bırakma niyetinde değillerdir. Osmanlı denge politikası nedeniyle batılı ülkelerin de Anadolu’da faaliyet göstermesine razı olur ve misyonerlik faaliyetleri yaygınlaşır. Fransızlar Ortodoks Osmanlı Ermenilerini böler ve 1830’da ilk Katolik Ermeni kilisesinin açılmasını sağlar (Beydilli, 1995). ABD boş durmaz ve 1846’da ilk Protestan Ermeni kilisesini açar (Sarıyıldız, 2013, 256). Böylece Osmanlı Ermenileri farklı güç ve çıkar gruplarının amaçlarına hizmet eden üç ayrı cemiyete bölünür. Ancak, bu durumdan en zararlı çıkan Osmanlı olur. Başta Rusların desteklediği Taşnak ihtilalcileri (komitacılar) olmak üzere yabancı destekli ayrılıkçı Ermeniler Anadolu’nun tamamında terör estirir.
Devlet güçsüzleştikçe Balkanlarda kopmalar yaşanır, içeride huzursuzluk artar. 1890’lardan itibaren artan Ermeni ayaklanmaları ilave güç ayrılmasına neden olur. Avrupa ve Amerikan basınında Türklerin Ermenileri katlettiği yönünde haberler yapılır. Batı kamuoyu Türklere ve Türk İmparatorluğuna karşı yoğun bir şekilde aleyhte yargılara maruz bırakılır. Bu esnada II. Abdulhamit’ten özel izin almak suretiyle New York Herald gazetesi yazarlarından din adamı Amerikalı George H. Hepworth, İngiliz Sydney Whitman ve beraberindekiler Anadolu’yu gezer ve yerinde incelemeler yapar. Faaliyet İstanbul’dan başlar, Trabzon, Erzurum, Bitlis, Diyarbakır ve İskenderun’dan sonra İstanbul’a dönüşle tamamlanır. Hepworth, 1897-1898 kış aylarında gerçekleşen seyahat boyunca not aldığı gözlemlerini gazeteye iletir ve daha Anadolu’da iken yayınlanır. Amerika’ya döndükten sonra eksik kalan hususları da ilave ettiğini belirterek gezi notlarını kitap haline getirir. Kitabında Anadolu’ya gelişinden önce Ermeni yanlısı bir yargı içinde olduğunu kabul eder, seyahati boyunca görüşme yaptığı insanların seçimine karışılmadığını kendisinin de tarafsız kalmaya çalıştığını belirtir (Hepworth, 2024, s.129).
Trabzon’da, “yaşanan hadiseler kimin hatasıydı” diye sorduğu soruya “komitacılar”yanıtını alır. Seyahati boyunca görüştüğü birçok kişiden “komitacıların yöneticilere, devletin ileri gelenlerine ve devletine bağlı Ermenilere suikast yaptıkları”, “Türk ve Ermeni toplumunu provoke ettikleri” şeklinde aldığı cevapların görüşlerinin değişmesine neden olduğunu belirtir. Erzurum yolunda ve daha sonra Mr. Chambers’ın Erzurum’daki misyon evinde karşılaştığı bir İngiliz misyonere rastlar ve hayranlığını gizlemez. Erzurum’da Vali Rauf Paşa’nın yanı sıra İngiliz, Fransız ve Amerikan konsoloslarıyla da görüşür. Kendisine ihtilalcilerin üzerinden çıkan bir belgeden bahsedilir. Belgede, “Ermeni ihtilalcilerin yegane hedefinin sürekli ajistasyon oluşturmak ve bu sayede büyük devletlerin doğu meselesine bir çözüm bulmasını sağlamak” yönünde ifadelerin olduğu anlatılır (a.g.e., ss.159, 165).
Görüştüğü bir diğer kişi “Rus sınırının yanındayız, eğer Ermeniler, daha güneyde, diyelim Akdeniz sahilinde yerleşmiş olsalardı, hareketlerinden korku duyan kimse olmayacaktı. Kendi başlarına bir tür Bulgaristan gibi bağımsız bir devlet kurmak istiyorlar. Mevcut şartlar altında aptalca bir tutku bu, zira gerçekleşmesi mümkün değil. Yine de bu tutku varlığını sürdürüyor. Türkiye, bunu biliyor ve huzursuz oluyor. Rusya da bunu biliyor ve bıyık altından gülümseyerek izliyor; zira Ermeniler kendilerini Rusya'nın elinde oyuncak ettirmiş vaziyetteler.” (Hepworth, 2024, s.168) Görüştüğü diğer kişilerden aldığı bilgilere dayanarak “Rusya ve İran sınırlarının ötesinde kaç komitacının beklediğini söyleyemem. Sayılarının çokluğu ve fesat çıkarma konusundaki yeteneklerini de inkar etmem mümkün değildir. Önceki bölümde izah ettiğim gibi bunların asıl amaçları Avrupa’yı silahlı müdahaleye zorlayacak bir ayaklanma başlatmaktır. Ermenileri isyan ettirmek mümkün olursa, hükümet de bunu ezmek için harekete geçecektir. Bu durum orman yangınına benzetilebilirse, Avrupa da mazlumların yanında devreye girmek zorunda kalacaktır (a.g.e., 2024, s.194).” Bu ifadeler Osmanlının millet-i sadıka kabul ettiği Ermenilerin nasıl kullanıldığının, ayrılıkçılığın, yabancı müdahalelerinin boyutunu açıklamaktadır.
Hepworth’ün “İngiltere, Ermeniler üzerinde bir tür himaye (protektura) rejimi üstlenmiş ama himayesi hem bir yalan hem de utanç vesilesi olmuştur…Bütün samimiyetimle inanıyorum ki, eğer İngiltere, Ermeni kavminin varlığından hiç haberdar olmasaydı, bu katliamlar kesinlikle vuku bulmayacaktı (a.g.e., s.198)” ve “(Anadolu’daki) durumu benden daha iyi bilmesi gereken bir İngiliz, bütün misyonerlerin kendi elleriyle isyancı yarattıklarını ve bunlardan kurtulma vazifesinin de Sultan’a düştüğünü, (Sultan’ın) yerinde olsa Rusların yaptığı gibi hepsini derdest edeceğini ve ülkeyi onlardan temizleyeceğini söylemişti (a.g.e., s.309)” ifadeleri ayrılıkçı Ermenilerin sadece Ruslarla değil İngilizlerle de işbirliği içinde olduğunu gösteriyor. 1893 sonu itibariyle Türkiye genelinde 223’ü Amerikalı 1094’ü olmak üzere Osmanlı Ermenilerinden devşirilmiş 1317 misyonerin varlığı, bunların 436 ibadet yeri ve 1006 çalışanı olması, 5 yüksek kolej, 80 lise, 530 ilkokul çalıştırdıkları (Şimşir, s. 282) göz önüne alındığında Osmanlı coğrafyası üzerindeki emellerin gerçekleştirilmesi için Ermenilerin nasıl eğitildiğine, kullanıldığına dair emareler ortaya çıkıyor.
Seyahati boyunca Hepworth Anadolu’nun doğal güzelliklerinden ve insanlarından bahseder. Türklere karşı hisleri değişkenlik gösterir. Türklerin batılılardan üstün özellikleri olduğunu birkaç yerde yazarken, bir çok yerde kötülediği de görülür. Seyahati esnasında yayınlanan gezi notlarıyla Amerika’ya döndükten sonra 1898’de yayınlanan kitabı arasında farklılık olduğu çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. Gezi notlarında misyonerlere sempati göstermezken, kitabında aşırı derecede sempati vardır. Yorumcuların ortak kanaati; Amerika’ya döndükten sonra misyonerlik teşkilatının (American Board of Commissioners for Foreign Missions, ABCFM) öfkesini çekmemek adına Ermeni yanlısı bir bakış açısı ile kitabı yazdığı yönündedir. Yanlı tutum İstanbul’da hayal kırıklığı yaratır.
O dönemde jeopolitik hedeflere erişmek için Türklerin kötülenmesi itibar kazandırmaktadır. Hepworth’ün notları, Batı’da Osmanlı Devleti ve Türk Milleti aleyhine yazılan kitaplardan sadece bir tanesidir. Ama sonuncusu da değildir.
Kaynaklar:
Kemal Beydilli, II. Mahmut Devrinde Katolik Ermeni Cemaati ve Kilisesinin Tanınması (1830), Doğu Dilleri ve Edebiyatların Kaynakları 27 - Türkçe Kaynakları XXIV, Harvard Üniversitesi Yakındoğu Dilleri ve Medeniyetleri Bölümü, 1995.
Gülden Sarıyıldız, Osmanlı Devleti'nde Protestan Ermeni Milleti ve Kilisesinin Tanınması, Recent Period Turkish Studies, sayı 2, Ocak 2013.
George H. Hepworth, At Sırtında Ermenistan, (Çev. Kadri Mustafa Orağlı), Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2024.
Bilal Şimşir, Ermeni Meselesi 1774-2005, Bilgi Yayınevi, 2005.
Batılı Bir Seyyahın Gözlemleri
Ender GÜNER
Yorumlar