39 yıl önceki 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda Kırşehir’de “Faşizmi ve pahalılığı protesto” adı altında yapılan “Kürdara azadi” (Kürtler’e özgürlük) yürüyüşü çok partili dönemin ilk toplu Kürt hareketi olmuştu. Söylendiğine göre yürüyüşe katılmak için dışarıdan beş-altı otobüs ile solcu gençler gelmişlerdi.
39 yıl önceki 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda Kırşehir’de “Faşizmi ve pahalılığı protesto” adı altında yapılan “Kürdara azadi” (Kürtler’e özgürlük) yürüyüşü çok partili dönemin ilk toplu Kürt hareketi olmuştu. Söylendiğine göre yürüyüşe katılmak için dışarıdan beş-altı otobüs ile solcu gençler gelmişlerdi. Kalabalığın çoğunluğunu bunlar oluşturmuştu. Aralarında da Kırşehir’in ilçe ve köylerinde oturan Kürtler de vardı.Bugün yaşları 55’in üzerinde olanların hatırlayabileceği bu beklenmedik yürüyüş Kırşehir’in maşerî vicdanında kolay kapanmayacak derin bir yara açmıştı. Çünkü Kırşehirliler ile Kürtler’in ayrılamaz bir bütün haline geldikleri inancı pekişmişti. Peki, dillendirilmeye bu ayrılık türküleri neyin nesiydi? Kürtler çoğunlukla “Çöl” adı verilen en verimli topraklarımızda iskân edilmişler, tahıl ve özellikle hayvancılık alanlarında önemli bir yer edinmişlerdi.
Kendi aile yaşamımızdan örnekler vermek gerekirse Arapkirli Tosunağalar’dan Yüzbaşı Süleyman’ın kızı olan annemin dayısı Çadırlı Hacıyusuf köyünden “Kürt Yusuf”tu. Kırşehir’deki kardeşimin, Ankara’daki yeğenimin eşleri Kürt’tür. Çiçekdağı’nın Mahmutlu köyü eşrafından Ali Dayı Kırşehir pazarına bir gün öncesinden geldiği günler evimizde misafir olur, çoluk çocuk Ali Dayı gelince bayram sevinci yaşardık.
Yenice Mahalle’deki evimizin az yukarısında bulunan kırmızı boyalı konağında başlık parası olarak otuzbin liraya aldığı için “Otuzbinlik” diye ün yapmış güzel eşiyle mutlu bir hayat süren Ziraat Odası Başkanı Ali Uzun dürüstlüğü ve efendiliği sayesinde bütün Kırşehirliler’in sevgisini ve saygısını kazanmıştı. Konumuzu biraz daha özelleştirirsek aile kasabımız Kürtler’di. “İnce Memed” diye takıldığımız Mehmet Bektaş ile ortağı Mustafa Ata ve Mehmet Yılmaz Terme Caddesi’nin başındaki eski hâl binasında uğrayıp güvenle alış-veriş yaptığımız kasaplardı. Çok sevdiğim Mehmet Yılmaz sonradan Kervansaray Mahallesi Muhtarlığı da yapmış, ikinci kez girdiği seçimi o zamanki seçim müdürünün oyununa gelip çok az bir oy farkıyla kaybetmişti. Geçtiğimiz aylarda yıkılan hükûmet binasının üçüncü katındaki eski eşimin görev yaptığı İl Daimî Enümeni odasında sıkça rastlaştığımız İl Genel Meclisi’nin Kürt kökenli üyelerinden sohbetlerine ve şakalarına doyamadığımız Halil İbrahim Hatunoğlu, uzun süren görevi sırasında Kırşehirliler’in sevgisini kazanmış olan, ağzından eksik etmediği sigarasıyla anılarımızdan silinmeyen Mehmet Güzel, Çöl köylerinden Cevdet Kara hiç unutulur mu?
ÖĞRETMENİMİZ RIZA POLAT KIRŞEHİR’DEN ALDIĞI FEYZLE
GİDİP MEMLEKETİ AĞRI’DAN MİLLETVEKİLİ OLDU
Ortaokul ve lise yıllarında ayırımcılık yapmamak için Kürt demeye dilimizin varmadığı hocalarımız vardı, arkadaşlarımız vardı. Hepimizin sevgisini kazanmış olan cebir-geometri öğretmenimiz Rıza Polat Kırşehir’de görev yaparken aldığı feyz ve moralle 1961 yılında memleketi Ağrı’ya gidip Osman Bölükbaşı’nın partisi Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nden milletvekilliğine seçilmiş, TBMM Başkanlık Divanı Kâtip Üyeliği’nde bulunmuş, iki dönem ara verdikten sonra 1973 yılında Turhan Feyzioğlu’nun Cumhuriyetçi Güven Partisi’nden, 1977 yılında da Cumhuriyet Halk Partisi’nden milletvekili seçilerek TBMM’nde Ağrı’yı temsile devam etmişti. Rıza Polat parlâmenterliğe ara verdiği yıllarda da avukatlık yapmış, İmar ve İskân Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı ve Bakanlık Müşavirliği görevlerini de üstlenmişti. 1996 yılında kaybettiğimiz sevgili hocamız Ağrı’lı Rıza Polat’ı saygıyla anıyorum.
Yenice Mahallesi, Atatürk Caddesi’nde Çatalçeşme’yi geçince sağdaki kendi konağında oturan ve evinin üst katını da Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ragıp Özgökmen’e kiraya veren Kürt Tahir Efendi'’nin oğlu Ali Köşker’le kardeş gibiydik. Kürt Tahir Efendi Yeni Çarşı’nın ileri gelen esnafı arasındaydı ve herkes tarafından sevilir, büyük hürmet görürdü. Aynı caddede “Kale Mektebi”ne giderken Kapıcı Camii’nin ile iki bina berisinde olan Kürt Bekir Hatunoğlu’nun evi önünden geçerdik. Liseyi bitirince aynı eve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi lideri Osman Bölükbaşı’nın Kırşehir’i ziyaretlerinde gazeteci olarak uğrar olmuştuk. Bekir Hatunoğlu Bölükbaşı’ya tam bir bağlılıkla partisinin il başkanlığını yapmıştı ve bu görevi on yıl boyunca onurla, özveriyle yürütmüştü. Bölükbaşı Kırşehir’i ziyaretlerinde karşılama töreninden sonra ayağının tozuyla buraya gelir, partili-partisiz kalabalıkla siyasî sohbetine başlamadan önce ilk demecini temsil ettiğim “Milliyet” ve “Dünya” gazetelerine iletilmek üzere çok güvendiği bana verirdi. Bekir Hatunoğlu’nun oğlu şimdi yurt dışında olan Rifat Hatunoğlu da ailesinden gelen terbiyesi ve efendiliğiyle okulda en sevdiğimiz arkadaşlarımızdan biriydi.
BEKİR HATUNOĞLU MP İL BAŞKANI İKEN VEFAT ETTİ
Yeri gelmişken 9 Haziran 1969 sabahı namazını Kapıcı Camii’nde kıldıktan sonra eve dönüşünde kaybettiğimiz bu değerli insanın vefatı üzerine gazetem “Yeni Kırşehir”in 10 Haziran 1969 günlü sayısında yayınlanan habere ve imzamla yazdığım yazıya da yer vermek istiyorum. Önce Bekir Efendi’nin cenaze töreni haberini aktarayım:
“İl Genel Meclisi üyesi ve Millet Partisi -ki Bölükbaşı Cumhuriyetçi Köylü Partisi’ni Alparslan Türkeş'e kaptırdıktan sonra ilk partisi Millet Partisi’ni yeniden kurmuştu- İl Başkanı Bekir Hatunoğlu dün sabah geçirdiği bir kalp krizi sonunda hayata gözlerini yummuştur.
“63 yaşında olan ve 10 yıldır Millet Partisi İl Başkanlığı’nı yapan Hatunoğlu sabah namazını camide kıldıktan sonra evine gelmiş ve kısa bir süre sonra da vefat etmiştir.
“İkindi namazını müteakip Kapıcı Camii’nden alınan Hatunoğlu’nun naaşı çok kalabalık bir vatandaş topluluğu tarafından 30 kadar vasıtanın teşkil ettiği kafile halinde Âşıkpaşa Mezarlığı’na götürülerek burada defnedilmiştir. Cenaze törenine Kırşehir Senatörü Halil Özmen, Kırşehir Milletvekili Memduh Erdemir, Millet Partisi Genel Merkezi adına Genel Başkan Yardımcısı ve Edirne Milletvekili Ahmet Bilgin, Genel Sekreter ve Kayseri Milletvekili Fehmi Cumalıoğlu, Genel İdare Kurulu üyelerinden Halim Önalp ve İbrahim Aygüneş, İl Genel Meclisi üyeleri, Ankara’da bulunan Belediye Başkanı Kemal Hotomaroğlu’nun adına Başkan Muavini Hakkı Anıldı, TİP (Türkiye İşçi Partisi) hariç bütün partilerin başkanları ile ailesi mensupları ve yakınları da katılmışlardır.”
Haberin altına da çerçeve içinde aşağıdaki yazımı koymuştuk:
“ÖRNEK HALK ADAMI: BEKİR HATUNOĞLU”
“Ahlâk ve fazilet örneği bir halk politikacısı olan Bekir Hatunoğlu temiz ve dürüst bir insandı. Kimseyi incitmeyen bir mizaca sahipti. Partisinin sıkıntılı yıllarında gösterdiği vefakârlık ve fedakârlıklar onu Kırşehir’de Millet Partisi’nin âdeta sembolü haline getirmişti.
“Asla küçük politika oyunlarına kapılmadı. Amansız kalp sancılarına rağmen mücadelesine yılmadan devam etti. Hak bildiği yolda yürüdü. Kendisine hasta olduğunu, politikayı bırakmasını isteyen dostlarına “Ölünceye kadar Millet Partisi’ne hizmet edeceğim” diyor ve her türlü maddî ve mânevî sıkıntıyı omuzlarına alarak mücadelesinden vazgeçmiyordu.
“... Ve mukadder âkıbet onu en temiz bir ölümle, sabah namazının ilâhî duyguları henüz silinmeden aramızdan koparıp aldı. Kırşehirliler ve Millet Partililer gerçek bir insanı, dürüst ve mert bir politikacıyı kaybettiler. Onun kaybından meydana gelen boşluk uzun zaman doldurulamayacak kadar büyüktür.
“Nur içinde yat Bekir Hatunoğlu...”
Bekir Hatunoğlu’dan boşalan Millet Partisi İl Başkanlığı’na 20 gün sonra Etem Cihan getirildi. Etem Cihan “Bayraktar ölür, ama bayrak yere düşmez parolası ile hiçbir arkadaşıma karşı ayrılık ve gayrılık gütmeden Kırşehrimizin siyasî tarihimizdeki yerini ve prestijini koruyacağım” diyerek göreve başladı.
Meslek hayatımda hizmet isteyen Kırşehirliler’in gönlünde taht kurmuş eski milletvekilimiz Mustafa Aksoy’u tâ Çiçekdağı Belediye Başkanlığı’ndan başlayarak iki dönem süren milletvekilliği süresince 14 yıl hiçbir çıkar gözetmeden bütün gücümle destekledim. Yine yakın zamanda kaybettiğimiz eski Kültür ve Turizm Müdürü Kadir Tan’ın gerek kendi gazetemle, gerek muhabiri olduğum “Hürriyet” gazetesinde yayınlattığım haberlerle hep yanında oldum. Bunları yaparken de Kürt olduklarını asla düşünmedim.
İNTERNETTEKİ KIRŞEHİR KÜRTLERİ SAYFASINDA NELER YAZILDI?
Bu anlattıklarım Kırşehirliler olarak Kürt hemşehrilerimize karşı hiçbir art niyet taşımadığımızı, onlara karşı yıllar ötesinden nasıl bir sevgi ve bağlılık duyduğumuzu anlatmak içindir. Son günlerde terörü kınama yürüyüşü sırasında Kürt hemşehrilerimize karşı girişilen yakma ve tahrip olaylarının arkasında kuşkusuz ki içimizdeki Kürtler’i kullanarak bizi birbirimize düşürmek isteyen Türkiye düşmanlarının maşaları bulunmaktadır. Geçen yazımda Kırşehir’in eski saygın Kürtler’ini anlatırken internetteki Kırşehir Kürtleri’nin sayfası “Kurdên Kirşehîrê”den iş yerleri yakılan Beydoğan ailesinden Avukat Cemal Beydoğan’la ilgili bir yazılı aktaracağımı da belirtmiştim. Yine Tosunburnu köyünde doğan ve Şırnak'ın Uludere ilçesi sınırları içerisindeki Kela Memê Dağı’nda askerle çatışırken can veren Dr. Mehmet Tanrıbuyurdu’nun hikâyesinin de anlatıldığı Vahit Duran imzalı yazının Cemal Beydoğan’la ilgili bölümünü aşağıya aynen alıyorum. Önceki yazımda da belirttiğim gibi Kırşehir Lisesi’nden Ankara’ya milliyetçi olarak gönderdiğimiz, Kırşehir’e “Kürt Beyi” bir hukukçu olarak dönen, bugün vasiyetine uyularak doğduğu Tosunburnu köyünde ebedî uykusuna yatan arkadaşım Cemal Beydoğan’ı kimlerin kullandıklarını yazıyı okuyunca anlayacaksınız.
“Ölümlerden bahsediyoruz. Bu arada Avukat Cemale Husike Hecî (Cemal Beydoğan) 31 Ağustos tarihinde Hakk’ın rahmetine kavuştu. İleride biyografisini yazan olur mu, bilmem; ama bizim Çöl’ün önemli şahsiyetlerinden birisi olduğunu söyleyebilirim. 22 Şubat 1938 tarihinde Tosunburnu köyünde doğan rahmetli sevgili eşi Perihan hanım ile birlikte Kırşehir merkezde uzun yıllar avukatlık yaptı. Son otuz-kırk yılda mahkemelere yansıyan birçok dâvaya birlikte baktılar. Yani bizimkilerin bir dâvası olduğunda uğramadan geçmedikleri avukatlık bürosunun sahipleriydiler. “Cemal Beydoğan Tosunburnu köyünün ileri gelen ailelerinden birisi olan Mala Husikê Hecî’lerin bir ferdiydi. Bu aile Çöl köylerinden merkeze gelip ticaret ile ilk uğraşan ailelerden birisiydi. Çöl Pazarı, Çöl Oteli, Çöl Lokantası’nın sahipleriydiler. Genç iken Kürd dâvası ile uğraştığını ve bir taşra şehrinde olabileceği kadarı ile günlük siyasetle içerisinde olduğunu ise biliyordum. Kırşehir’de Kürd kimliği üzerine ilk düşünen ve kısmen de olsa gündeme getiren üç kişiden birisiydi rahmetli. Sevgili Rıza Baran bu üçlüyü (Rıza Baran, Cemal Beydoğan ve Kemal İlhan) bir röportajında ilk çekirdek olarak tanımlıyor.
BEYDOĞAN'IN ŞİİR KİTABINI TÜRKÇE YAZMASI BİLE YADIRGANMIŞTI!
“Çöl’den gelip üniversiteye ilk gidenlerden olduğu için dışarıda olan biteni Kırşehir’e aktaran bir şahsiyetti. 70’li yılların hemen başlarında Kırşehir Öğretmen Okulu’na okumaya gelen Kürdistanlı talebelere maddî ve manevî yardımları oldu. Değerli Kürd yazar ve gazeteci Bayram Ayaz anılarında bu yardımlardan çokça bahseder. Diğer yanda ölüm haberini Kürd dünyasına ilk duyuran Ankara Kürdleri’nden olan İbrahim Güçlü oldu. Onlar Hukuk Fakültesi dönemine kadar varan bir dostluğa sahiptiler. İbrahim Güçlü’nün yazdığı anı yazısında dikkatimi çeken ise şu satırlar oldu: Dema ku min di sala 1967 an de dest bi zanîngeha hiquqê kir, ew di zanîngeha hiqûqê de xwendevanekî bi qidem/biemr bû. Herkesî ji wî re Axa Cemal digot. Ew di maleke mezin û dewlemend de hatibû dinyayê. Ji bona vê ew kesekî ji aliyê pereserfifkirinê de destbelayî, xêrxwaz û palpişt bû.
“Cemal Beydoğan 1979 yılında benim de avukatlığımı yapmış, bir dâvama bakmıştı. O dönemden beri tanır ve bilirim. Son elli yılda Çöl’de öne çıkmış şahsiyetler çalışmam için hazırladığım listeye onu da almıştım. Bundan dolayı kendisi ile birkaç defa görüşmek istemiştim. Gerek mesleği, gerekse konumu itibarı ile birçok bilgi ve belgeye sahip olduğunu tahmin ediyordum. Niyetim bu bilgi, belgeleri edinmek ve geçmiş üzerine uzun uzun konuşmaktı. Birkaç defa aradım. Ne yazık ki görüşmek nasip olmadı. Ya o denk gelmedi, ya ben. Zaten son yıllarını hasta olarak geçirmişti. Sevgili Bekir Darı’nın ziyaretine gittiğini ve konuştuğunu biliyorum. İnşallah o bir şeyler kayıt etmiştir. Geçen yıl “Köyümü Özledim” adında bir şiir kitabı yayınlamıştı. Ankara’daki Tosunburunlular derneğinden edinmiştim. Okudum. İtiraf etmeliyim ki aradığım tadı bulamamıştım. Şiirlerin hepsi Türkçe yazılmıştı. Bunu yadırgamıştım. İnsan kendi doğduğu köyüne özlemini yabancı bir dil ile nasıl betimler sorusu bende hâlâ yanıtsız kalmıştır. Şayet görüşebilseydim kendisine soracağım sorulardan birisi de buydu. Evet, Axa Cemal arkasında koskoca bir yaşanmışlık bırakarak göçüp gitti. Bizim Çöl’ün önemli şahsiyetlerinden birisiydi. Öyle yaşadı ve hayata gözlerini öyle de yumdu. Rehma xwade ma li ser be!”
Cemal Beydoğan’ın vefatına yakın aylarda şiir kitabını bile kendilerince yabancı saydıkları dille, yani Türkçe yazmasını bile kabullenemeyecek kadar kin ve nefret içinde olan fanatik Kürt milliyetçilerinin Türkiye'de Kürtçülüğü nasıl körüklemek istediklerinin bir göstergesidir bu...
“KÜRTLER’İN EN FAZLA ÖZGÜR OLDUĞU ÜLKE TÜRKİYE’DİR”
Doç. Dr. Sait Yılmaz 22 Kasım 2013 tarihli “Aydınlık” gazetesinde yayınlanan makalesiyle tüm halkımıza tercüman olmuştur:
1920’li yıllardan itibaren Kürtler’in yaşadıkları dört ülkeden demokrasi ve insan hakları açısından en gelişmiş devlet olan Türkiye’de etnik kökeni Kürt olan vatandaşlarımızın gerek anayasada yer alan temel hak ve özgürlükler ve gerekse insan hakları konusunda tanınan haklar ve esaslar nedeniyle ekonomik, siyasî ve sosyal haklar anlamında en gelişmiş Kürt nüfus oldukları görülmektedir. Kürt etnik kökenli vatandaşlarımız Türkiye’de azınlık veya ayrı bir yerli halk değil, bu devletin kurucu aslî unsurlarından birisi olarak, Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir. Kürtler’in en fazla özgür olduğu, en iyi eğitim aldığı, en rahat ettiği ve ülke yönetiminin her kademesinde görev aldığı tek ülke Türkiye’dir. Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit haklara sahip vatandaşları olarak kimsenin ırkını, dinini, inancını hor görmeden ve onu ötekileştirmeden kendi kültürlerini de muhafaza ederek ortak bir gelecek ve karşılıklı hoşgörü ve barış anlayışı içinde bu devletin geleceği için birlikte neler yapabiliriz, bunun için çalışmalıyız. Bu takip edilecek tek rasyonel ve demokratik yoldur. Biz Türkler ve Kürtler et ve tırnak gibi bin yıldır birlikte yaşamış, aynı tarih ve kültürü paylaşmış bir milletiz. Ziya Gökalp’in 1922 yılında dediği gibi “Hangi Türk Kürtler’i sevmiyorsa Türk değildir, hangi Kürt Türkler’i sevmiyorsa Kürt değildir.”