Bir gün evimizin bir köşesinde, bir battaniyenin üzerinde veda ettiğimiz küçük bir canı düşünün.
Ne yatacak bir yeri var nede bir mezar taşı… Sessizce acımızı içimize gömer, sessizce vedalaşırız. Oysa yıllarca evimizde, sokağımızda beslediğimiz bu küçük canlar, hayatımızın her anına tanıklık etmiş, sevincimize de hüznümüze de ortak olmuşlardır.
Belki bazı insanlara göre bu duygular “abartı” ya da “gereksiz” bulunabilir. Ancak hayvan mezarlıkları bir lüks değil; insanlık, vicdan ve merhamet meselesidir. Bir canın ardından saygıyla durabilmek, aslında kendimize duyduğumuz saygının da göstergesidir.
Bugün Türkiye’nin pek çok yerinde ölen hayvanlar ya boş bir araziye gömülüyor ya da daha da acısı, bir çöp konteynerine bırakılıyor. Ölümünden sonra bile bir cana değer veremiyorsak, merhametten ne kadar söz edebiliriz? Bu sessiz uygulamalar, toplum olarak kanıksadığımız ama normalleştirmememiz gereken derin bir vicdan yarasına işaret ediyor.
Kadın öldüren, ağır suçlar işlemiş katillerin bile bir mezar taşı varken; hiçbir suçu olmayan, tek “günahı” insanlara güvenmek olan küçük canların mezar taşlarının olmaması hangi vicdana sığar? Suçu olanların adı taşlara kazınırken, masumların adının toprağa bile emanet edilememesi düşündürücüdür.
Hayvanlar bu şehirlerin sessiz sakinleri olabilir; ancak sessiz sedasız unutulabilecek varlıklar değildir. Onlar sadakati, karşılıksız sevgiyi ve paylaşmayı bize öğreten canlılardır. Bazen bir sokağın, bazen bir evin en masum neşesi olurlar.
Dünyanın birçok ülkesinde hayvan mezarlıkları belediyelerin sorumluluğunda; düzenli, hijyenik ve herkesin ulaşabileceği alanlar olarak hizmet veriyor. Bizde ise bu konu hâlâ “öncelik değil” denilerek erteleniyor. Oysa bu alanlar yalnızca duygusal bir ihtiyaç değil; aynı zamanda çevre sağlığı ve toplumsal bilinç açısından da büyük önem taşıyor.
Hayvan mezarlıkları, özellikle çocuklar için de önemli birer eğitim alanıdır. Ölümü, vedayı, sorumluluğu ve en önemlisi saygıyı öğretir. Kaybetmenin yok saymak değil, anmak olduğunu anlatır.
Yerel yönetimlere düşen görev açıktır: Hayvanlara yaşam hakkı tanıdığımız gibi, onlara onurlu bir veda hakkı da tanımalıyız. Çünkü bir şehir, sokak hayvanlarına ve evcil dostlara gösterdiği saygı kadar medenidir.
Unutmayalım; hayvan mezarlıkları aslında hayvanlar için değil, bizim insanlığımız için gereklidir.