İnsanoğlunun tebaasında her zaman geçmişe doğru uzun bir yolculuk yapma isteği vardır. Özellikle de Alzheimer hastalarına has bir durummuş gibi görünse de aslında hepimiz zaman zaman geçmişi "Yad" etmeyi çok isteriz. Geçmiş bizim aynamızdır bizi geleceğe taşıyan ve hayatımızı şekillenesini sağlayan yegâne gerçeğimizdir bunu sakın unutmayın. Yaşadıklarımızı bize hatırlamakta üstüne yoktur. Biraz Narsist yönümüz bizi kibre doğru itmeye başlayınca, bir kurşun gibi rumuzun derinliklerine kadar hücum etmekten bir salise olsun geri kalmaz. Ancak geçmişine sahip çıkanlar geleceğe emin adımlarla yürürler. Bu yüzden de geçmişinizi sorgulamaktan çekinmeyin. Çünkü ancak o zaman geleceğinizi görme şansına sahip olursunuz. Ama gelecek meçhul olduğu için zaman içindeki bu yolculuğa kendinizi hazır hissetmezsiniz. Gelecekte sizi neyin karşılayacağını bilmezsiniz. o yüzden de “Zaman” tüneline girerken içimizi bir korku salar ve 3'ten 1'e doğru saymaya başlarız; 3,2,1, diye sayarken de akla mantığa sığmayan dualar ederek gelecekten beklentilerimiz şuursuz bir biçimde sıralamaya başlarız. Oysa ki gelecek bizim değildir. Yukarıda da belirttiğim gibi geleceğe doğru çıktığımız yol bir bilinmezliktir. Mesela nedir bunlar dersek
İşimizi kaybetmek...
Yuvamızın dağılma ihtimali...
Ruhsal bunalıma girmek...
Bedenin içinde hep "Ya şurama bir ağrı giriyor dediğimiz ağrının amansız bir hastalığın habercisi olma ihtimali...
Ölüm kaygısı...
Yaşlanmak ve bedensel yıpranmak...
Kırışıklıklar...
Hormonal dengeleri zayıflamasıyla başlayan acaba dedirten sorular?
Bunun gibi birçok şeyi sayabiliriz. Oysa geçmişin bizden istediği bir şey de yok alacağı da yok. Ama bizim geçmişten alacağımız çok şeyler var...!
Gençliğimiz olabilir mi?
Boşa geçirdiğimiz yıllarımız olabilir mi?
Her yılın başı geldiği gece saat 24'ü gösterirken gelecekten beklentilerimizi sıralarken gösterdiğimiz sevinçler olabilir mi?
Yeni bir yılın başlangıç akşamı Noel babamız o akşam gelir hepimize umut satar işçi maaşının yeni yılda artacağını zannederken, emekli alacağı zamla önce hayat arkadaşına yeni bir manto sonra da torunlarına harçlık ve oyuncaklar almayı umut eder. Bir başka ve en önemlisi dilek de "Allah'ıma bu yıl ki milli piyango bileti bana çıksın, bak sen gör ben tüm fakir fukaraya neler yapacağım" diyerek Allah'ı kandıracağımızı düşünürken, aslında biz o bilete bağladığımız umutlarımız ile kendimizi kandırdığımızın farkına dahi varamayız. Neyse ki sabah uyanınca aman... Diyerek hayatımız kaldığı yerden devam ediyor olması. Bu umut edenler içinde komik ve gülünç gelir. Çünkü sabah uyanınca hayatın tüm gerçek yönleri suratımıza tokat gibi iner. Birgün evvel meyhaneye gidilerek içilen içkiler sanki hiç içilmemiş de sırf o güne has bir durummuş gibi görüp pazara veya büyük bir marketin kasap reyonuna uğrayıp en iyisinden aldığımız "Hindiyi koltuk altımıza koyup eve getirdikten sonra; kesilip temizlenip içi doldurulup" Hanım bugün diğer günlerden çok farklı bak moralle girelim aman bir şey deyip de moralimi bozma! Bak sonra koca bir yılı senin yüzünden moralim bozuk bir şekilde geçirmek istemiyorum" der evin erkeği hanımını bu şekilde tembihler. Çocuklar sofrada yerini büyüklerden önce alsalar da gelen misafire içki masasında yer açılsın diye çocuklar güzel tatlı bir dille masadan kovulmayı hakketmişlerdir. Güle oynaya başlanan gecenin ilerleyen saatlerinde zamanında konuşulmayanlar konuşularak bahaneyi de sarhoşlukta buluruz. Yani’si şu ki ben geleceğimi 31 Aralığa bağlamak istemiyorum. Ben 2026'ya girmek de istemiyorum. Çünkü 2026 ve sonraki yıllar bana ölüme biraz daha yaklaştığımı hatırlatmakta. Bana faydası olmayan bir yılın gelmesini neden heyecanla bekleyeyim ki? Ocak 5'te bana verecek zam açıklandığında bu 2026'nın benim için sağladığı iyi bir kıstas olabilir mi? Hiç sanmıyorum. Seküler ve Aydın kesim içki içmeyi modernize ederek medeni olduğunu bu biçimde kanıtlamak isterken, muhafazakâr kesim içki içmeyi günah olarak görür. Oysa ki içki içmek ne medeniyetin bir göstergesi ne de günahtır sadece. Bunlardan çok fazlasını içinde barındırır. Beyni uyuşturmakla kalmaz karaciğer aracılığıyla birçok hastalığa da davetiye çıkarmakta üstüne yoktur. İçilen içkilerin fiyatına bakmaksızın felekten bir gece çalmak için çocuklarınızın rızkını içki satan büfelere heba etmek çok mu önemli...? Kuruyemiş ve meyve her zaman yaptığınız gibi alın ve TV karşısına geçin izleyin derim. Haaa bu yıl hangi kanalı izlemeniz gerektiği konusunda tavsiyede bulunmamı istiyorsanız, TRT olabilir. Ama Halk TV de çok güzel müzik ve eğlence programı olduğunu da söylemeden edemeyeceğim. Sizi geçmişe götürecek sanatçıları orada görebilirsiniz. Eğlencenin dozunu da mümkün mertebe abartmayın ki keyfiniz kaçmasın. O gece eğlenirken aynı zamanda geçmişteki hayatınıza doğru da yol alın derim. Ya da şöyle yapın bırakın eğlenceyi hep birlikte "Ailece" oturun ve geçmişin muhasebesini yapın ki doğru ve yanlışınızı değerlendirebilirsiniz. Hatalar insan için demeyin bu çok klişe olur. Siz geçmişinize sımsıkı sarılın ki geleceğe dair planları da ona göre yapabilmelisiniz... Sevgiyle kalın iyi bir yıl olsun inşallah 2026 ülkemiz ve halkımız için.
Not: Biliyorum demeyim de tahminimce sizler yeni yılın şaşasına kendinizi kaptırdığınız da bu yazım hala yayınlanmamış olacaktır.