“Bazı insanlar vardır, küçük şeyleri hakir görürler. Hattâ bazı insanlara küçük şeylerle uğraştıkları için kızarlar. Kızmakla kalsalar yine iyi! Tıpkı küçük şeyleri hakir gördükleri gibi küçük şeylerle uğraşanları da –haydi asıl tabiriyle söyliyelim - adamdan saymazlar; dudak bükerler ve kendi büyük meselelerine dönerler.

Böyle büyük meselelerle uğraşmak merakına tutulmuş bir dostum vardı. Pek canciğer olduğumuz için benden sözünü esirgemez, “Canım, derdi, nedir bu senin uğraştığın küçük şeyler? Bilmem hangi caddenin kaldırımları bozukmuş; esnaf pastırma satarken hile yapıyormuş. Yok şoförler arasına uygunsuz insanlar karışmış. Yok sokakta kadınlara sataşanlar çoğalıyormuş. Sen bu küçük şeylerle ne diye uğraşır durursun? Memleketin ana dâvaları var; dünyanın büyük meseleleri var. Bir münevver olarak asıl onlara zihin yormalısın! Yoksa bu küçük şeyler…”

Dostum hakikaten zihnini bu küçük şeylerle doldurmuştur. Fakat hayattan memnun değildir; âdeta bu yüzden bedbaht olmuştur. Kendisini ne kadar büyük saysa fikirlerine kimsenin aldırdığı yoktur. Söyler durur; milletlere, insanlara akıl öğretmek için yaratılmış gibi görünmesine rağmen aklından kimse faydalanamıyor. Hatta bu akıl kendisine bile zarar vermektedir.

Halbuki küçük şeylerle uğraşsa hem kendisine, hem cemiyete faydalı olurdu. Zaten büyük şeyler küçük şeylerden mürekkeptir. Medeni olduğunu iddia eden bir şehrin yolları bozuksa, esnafı hile yapıyorsa, şoförleri arasına fazla uygunsuz insanlar karışmışsa ve nihayet kadınlarına sokakta sataşılıyorsa evvelâ bunları düzeltmek icap eder. Büyük davalar yeni icat edilmiş değildir. Birçok memleketler bu davaların çoğunu halletmişler. Bize de teferruata girerek halletmek düşüyor.

Ah şu “küçük” dediğimiz şeyleri bir yoluna koysak! Manzaramız başka türlü olurdu.”

[Bu yazı, Akşam Gazetesinde 1951 yılında Şevket RADO’nun köşesinde yayınlanmıştır.]

*

Bu haftaki Saklı Kalan Şiirler Köşemizdeki ilk şiirimiz; daha önce de şiirlerini yayınladığım, ‘Yüzbaşı Tahsin” rolüyle tanıdığım sinema sanatçısı ve şair Orhan Murat Arıburnu’nun 1940 yılında yayınlanan “Kovan” isimli kitabından aldığım bir şiiri yer alıyor:

“ŞEHİRLER”

Şehirler bitmiyen bir yol ucunda,

Ağlayan ve susan uzak şehirler.

Şehirler çocuğunun avuçlarında,

Şehirler,

Kaçışan hemşeriler…

Şehirler yaklaşmıyan yollar üzeri,

Şehirler dönüyor geriden geri

Şehirler şehirmiş öteden beri

Şehirler

Kaçışan hemşeriler…

**

İkinci şiirimiz yine 1940 yılına ait, Şair Cahid Tanyol. Bu şiir ilk defa, İzmir’de çıkan dönemin edebiyat dergisi “Aramak” mecmuasında yayınlanmıştır.

“ERİŞMEK MÜMKÜN DEĞİL”

Erişmek mümkün değil,

Yollar pek uzak size…

Zamana biraz “eğil!”,

Desek yol vermez bize…

Tunç kayalardan sızan,

Su gibi gelir zaman;

Ona dur desek bir ân,

Ses vermez sesimize…

Erişmek mümkün değil,

Yollar pek uzak size…

Zamana desek “eğil”

O da yol vermez bize…