OLAYLAR ve GERÇEKLER BUGÜN MİLLÎ MÜCADELE YILLARINDAN DAHA ÇOK BİRLİĞE İHTİYACIMIZ VAR 7 Haziran seçimlerinin ardından 11 Haziran'da yazdığım “Korku İmparatorluğu'nun sonu geldi” başlıklı yazımda şöyle demiştim: AKP iktidarıyla Türkiye büyük bir yıkıma uğradı. Her şeyden önce ihtilâl yapar korkusuyla ordu parçalandı.
OLAYLAR ve GERÇEKLERBUGÜN MİLLÎ MÜCADELE
YILLARINDAN DAHA ÇOK
BİRLİĞE İHTİYACIMIZ VAR
7 Haziran seçimlerinin ardından 11 Haziran'da yazdığım “Korku İmparatorluğu'nun sonu geldi” başlıklı yazımda şöyle demiştim:
AKP iktidarıyla Türkiye büyük bir yıkıma uğradı. Her şeyden önce ihtilâl yapar korkusuyla ordu parçalandı. Genelkurmay Başkanı’ndan tutunuz astsubaylara kadar yüzlerce ordu mensubu kumpaslar kurularak düzmece belgelerle hapislere atıldı. “Kozmik oda”ya girilerek devletin millî güvenlik belgelerine el konuldu ve bu belgeler yabancıların eline geçti. Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri’nin üst komuta kadrosu neredeyse tamamen tasfiye olundu. Ege Denizi’ndeki 152 ada ve adacık Yunanlılarca işgal edilirken iktidar seyirci kaldı. Cemaat olarak adlandırılan güçlerin yargıyı ve polisi ele geçirmesine göz yumuldu. 17-25 Aralık yolsuzluklarının üzeri örtüldü. Millî Eğitim sistemi imam-hatip lobisine kurban edildi, halk imam-hatipten yana olanlar ve olmayanlar şeklinde ikiye bölündü. “Besleme” basın yaratıldı, muhalif basını susturmak için akla gelmedik baskı yollarına başvuruldu. Devlet kurumlarından T. C. adı silindi. Bağımsız bir kurum olan Merkez Bankası’nın görevine müdahale edilerek ekonomi hırpalandı, doların yükselmesine kapı açıldı. Seyahatlerde kullanılmak üzere en lüksünden uçak üstüne uçak alındı. Cumhurbaşkanlığının otomobil filosu son model lüks ve zırhlı onlarca araçla donatıldı. Diyanet İşleri Başkanı’nın altına bir trilyonluk otomobil çekildi, “Papa’nın uçağı bile var. Bizimkinin niye lüks otomobili olmasın?” yalanı gerekçe gösterilerek uluslar arası arenada cumhurbaşkanı yalancı duruma düşürüldü. Atatürk’ün millete bağışladığı Atatürk Orman Çiftliği talan edilip üzerinde hayal edilen başkanlık sistemine hazırlık olarak dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayan ve görülmedik israfa yol açan, devlet bütçesini kemirdikçe kemiren bin küsur odalı lüksün de lüksü bir saray yapıldı.
AKP'NİN HATALARI SAYMAKLA BİTMEZ
“Özelleştirme” adı altında satıla satıla devletin elinde hiçbir şey bırakılmadı. Satılanların çoğu da sudan ucuz fiyatlarla yandaşların eline geçti. AKP iktidarının eli son olarak Ankara’da Atatürk döneminde yapılmış binalara kadar uzandı. Ankara’daki Millî Kütüphane başta olmak üzere birçok tarihî binanın da satılığa çıkarılacağı yazıldı. Yandaş belediyelerin, özellikle İstanbul Belediyesi’nin çoğunluktaki AKP’lilerin oylarıyla yandaşlarına rant sağlamak amacıyla yaptığı imar yolsuzlukları korkunç boyutlara ulaştı. Türkiye’nin dış siyaseti Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin tam tersine ne yurtta sulh bırakıldı, ne de komşu ülkelerle ilişkilerde. Tâ Mısır’a, Libya’ya kadar uzanan bir coğrafyada ülkelerin iç işlerine müdahale ile çıkan kargaşada Türk iş adamları katrilyonlarca lira zarara uğratıldı. Sınır kapıları Suriye’den kaçan muhaliflere ardına açılarak iki milyondan fazla Suriyeli’nin Türkiye’ye girişine fırsat verildi. Yerlerinden yurtlarından edilen bu mültecilere devletin bütçesinden katrilyonlara varan paralar harcandı ve daha harcanacak da... Yapılan hatalar saymakla bitecek gibi değil. Türkiye maazallah işgale uğrasaydı bu kadar tahribat görmezdi. Bugün devlet mekanizmasında nereye el atsanız partizanlığın, yandaşlığın kolay kolay onarılamaz lâçkalığını görürsünüz. Öyle ki bırakınız devletin kendisini, güdümündeki şirketler, örneğin iletişim güvenliğimizi emanet ettiğimiz bir telefon şirketi bile üst düzeydeki AKP’lilerin arpalığı haline getirildi. Bütün bunlar yapılırken islâm dini olabildiğince istismar edildi. Dünya tarihinde ilk kez bir kutsal kitap konuşma kürsüsünden elde sallanarak çıkarlara âlet edildi. Devletin ve yandaş belediyelerin malları “vakfa bağış” adı altında yakınlarına peşkeş çekildi. Ve sonunda AKP’lilerin diline doladığı, fakat bir türlü uymayı bilmediği tüyü bitmedik yetimlerin hakkı iktidarı gazaba uğrattı.
MUHALEFET HAYALLERİMİZİ BOŞA ÇIKARDI
Bu yazıyı yazarken tek başına AKP iktidarının sona ereceğini, üç partiden oluşacak muhalefet blokunun koalisyon hükûmeti kurarak kendinden önceki iktidardan hesap soracağını ve ülkeyi en iyi şekilde yönetmeye başlayacağını hayal etmiştim. Cumhurbaşkanı tabiî ki yeni hükûmeti kurma görevini en çok milletvekili çıkaran kendi partisi AKP'nin genel başkanına verdi. Fakat Ahmet Davutoğlu bırakın yeni hükûmeti kurmayı, görüştüğü ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na koalisyon teklifi dahi yapmadı. MHP lideri de seçimin ertesi günü “HDP'nin olduğu yerde ben yokum” diyerek kapıları kapatmıştı. Beş ay havanda su döğüldü, Cumhurbaşkanı AKP'den sonra en fazla milletvekili çıkaran CHP liderine de görev vermeyince hükûmet oluşturulamadı ve ülke 1 Kasım'da yeni bir seçime sürüklendi.
1 Kasım seçiminde ortaya beklenmedik bir sonuç çıktı. AKP 7 Haziran'da kazandığı, ancak yeni tek yeni hükûmeti kurmaya yetmeyen 258 milletvekilliğini 317'ye çıkararak tek başına hükûmet kurma imkânını dördüncü kez elde etti. 2 milletvekilliği daha kazanan CHP 134 milletvekiline ulaşırken üçüncü parti olan MHP'nin milletvekili sayısı 80'den 40'a, HDP'ninki de 80'den 59'a düştü. MHP ve HDP'nin kaybettiği 61 milletvekilliğinden 59'u AKP'ye, 2'si de CHP'ye kaymış, HDP üçüncü parti, MHP ise dördüncü olarak yer değiştirmişlerdi.
“EN KÖTÜ HÜKÛMET HÜKÛMETSİZLİKTEN İYİDİR”
Türkiye'de son beş ayın siyasî bilânçosu kısaca böyle. Şimdi AKP seçimin galibi Ahmet Davutoğlu ile her şeye bıraktığı yerden devam edecek. Davutoğlu ilk beyanlarına bakılırsa AKP'ye oy vermeyen yüzde 50.5'u da AKP'ye çekmeye çalışacak. Hani elinden gelse seçmenlerin yüzde 100'ünü AKP'li yapacak. Burada akla şu soru geliyor: Peki, Davutoğlu başkanlığındaki seçim hükûmetiyle hangi hizmetleri yaptı da beş ay gibi kısa bir sürede partisinin oylarını beş milyon arttırarak 317 milletvekili çıkardı? Tabiî ki ortada hizmet adına yapılan bir şey yoktu. Vaad derseniz CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu daha fazla vaadlerde bulundu. Burada seçmeni tekrar AKP'ye yönelten en büyük etmen muhalefet partilerinin uzlaşamayarak AKP'ye karşı hükûmet kuramamaları oldu. Hele MHP lideri Devlet Bahçeli'nin daha ilk günden HDP'ye cephe almak suretiyle koalisyon fırsatını tepmesi, olumlu-olumsuz her teklife “Hayır” cevabını vermesi seçmenlerin bütün umutlarını kırdı.
Sonuçta her şeyden önce önce istikrar bekleyen seçmen bunlardan memlekete hayır gelmeyeceğini anladı ve yığılmış sorunların çözümlenmesi yolunda kurtuluşu yine AKP'de gördü. Siyasî literatürde şöyle bir söz vardır: “En kötü hükûmet hükûmetsiz kalmaktan iyidir.” Seçmenimiz hükûmetsiz kalmaktansa tek başına hükûmeti kurmaya en yakın parti olan AKP'ye yüklendi. 258 milletvekilliğine 59 milletvekilliği daha ekleyerek AKP'yi tekrar tek başına iktidara getirdi. Sanmayınız ki AKP'ye oy verenlerin hepsi bu partiyi destekliyor. Destekleyen de var, muhalefet eden de; ama ülkenin geleceği söz konusu olunca büyük çoğunluk aynı partide birleşti.
SINIRLARIMIZI KORUYAMAYACAK HALE GELDİK
Seçimden önce yazdığım Kırşehir'de 1936 yılı Cumhuriyet kutlamalarını hatırlayınız.
Büyük kurtarıcı Atatürk 10. Yıl Nutku’nu “Türk milleti! Ebediyete akıp giden her on senede bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim. Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözleriyle bitirmişti. Bu nutkun üzerinden tam 82 yıl geçti. Ne yazık ki o Türk milleti bayramını her yıl artan büyük şereflerle kutlayamayacak, lâik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını ve toprak bütünlüğünü, Türk vatandaşlarının can ve mal güvenliğini koruyamayacak duruma getirildi.
Türkiye’nin beş ay içinde ikinci kez seçim atmosferine sürüklendiği şu günlerde bırakınız verdiğimiz asker ve sivil şehitlerini bir tarafa, Doğu ve Güneydoğu illerimizden gelen haberler hiç de iç açıcı değil. “Açılım Süreci” boşluğunda palazlanan bölücü terör örgütü ve yan kuruluşlarının Batı emperyalizmiyle ve başımızdakilerin dost diye Meclis'ten gizli stratejik ortaklık anlaşması yaptıkları ABD’yle el ele vererek 81 ilde örgütlenmeye gittiği gibi çok vahim bir iddialar karşısındayız. Halkımızın 1 Kasım’da vereceği oylar Türkiye’nin bekasını belirleyecektir.
DOĞU ve GÜNEYDOĞU'DAKİ KORKUNÇ MANZARA
Ahmet Takan’ın 22 Ekim günlü “Yeni Çağ” gazetesinde yazdıkları korkunç gerçeği bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Yazının bir bölümünü birlikte okuyalım:
Bölgedeki üst düzey bir güvenlik kaynağına bölgedeki son durumu sordum. Aynen şu cevabı aldım: “Silopi özellikle çok zor durumda, mahalledeki hendekler olduğu gibi duruyor, dışarıya çıkan polisi vuruyorlar, kimse görüntü vermiyor dışarıda. Keskin nişancılar ve zırhlı araçlar olmadan dışarı çıkmak imkânsız. Silopi’de teşkilâtın 67 zırhlı aracı vardı, 27’ye düştü. Zırhlı araç olmazsa operasyon kabiliyeti kalmıyor.
Mahallelerdeki durum şu: Hendek kazılmış, bombalar konulmuş, özel harekâtın âmirleri de ‘Gidin, o hendekleri kapatın’ diyorlar. Hendekleri kapatmaya gidildiğinde de bombalar patlıyor ve zayiat veriliyor. Hiç operasyon kabiliyeti olmayan kişilerin kararlarıyla zayiat büyüyor. Vali ile teşkilâtın müdürleri ve âmirleri arasında ciddî sorunlar yaşanıyor.
Şu an Silopi’de zayiat olmaması hendeklere müdahale edilmemesinden kaynaklanıyor. Terör örgütü mensupları evlere küçük küçük delikler açmışlar, o deliklerden ateş ediyorlar. Kurallar gereği sen de elinde silâh olmayan birine terörist olduğunu bilsen de ateş edemiyorsun. Duvarın dibine koymuş roketatarı, sen araçla yanından geçiyorsun, sonra arkadan roketatarla seni uçuruyor adam, operasyon kabiliyetimiz kalmıyor.
TERÖR ÖRGÜTÜ YÜZDE 90'A HÂKİM
750 kişilik bir terörist grubun Cizre ve Silopi özelinde ilçeyi düşürüp orada özerk bir bölge oluşturacakları bilgisi geldi, arazide ve ilçede örgütün hâkimiyeti muhakkak. Yeterli zırhlı araç yok, müdahale imkânı bu sebepten dolayı pek mümkün olmuyor. Çözüm süreci sebebiyle çok ciddî donanım sağlamışlar ve ilçelerde konuşlanmışlar, her yere bomba yerleştirmişler; dolayısıyla ciddî bir istihbarat hâkimiyeti ve operasyonel güç ile ancak etkili olunabilir.
Birileri gerçeklerin söylenmesinden, yazılmasından çok rahatsız olup tepki gösteriyor; ama ne yapalım, bu da bizim vatan borcumuz. Güvenlik kaynağımızın anlattıklarından son özet: Asker kendisine saldırı olmadığı sürece ilçede hiçbir şeye karışmıyor. Eğer kendisine saldırı olursa sadece ona karşılık veriyor, olaylara müdahale etmiyorlar. Sadece kendi savunmalarını sağlıyorlar. Cizre ve Silopi’nin yüzde 90 hâkimiyeti devletin binaları haricinde terör örgütünde. Bu bilgi resmî makamlarca da biliniyor. Çoğu sokağa girilemiyor.
Bu anlatılanlar aynı zamanda iktidarın devlet mekanizmasını ne hale getirdiğini gösteren acı bir fotoğraf…
Atatürk’ün milletine emanet ettiği Cumhuriyet’in üzerinde bugün kara bulutlar dolaşıyor. Türk inkılâbının temellerinden, Türk dış politikasının da dayanağı olan “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi çiğnendi. Yurtta sulh kalmadı, herkes geleceğinden endişeli. Komşularda da sulh bırakmadık. Yakın-uzak bütün devletlerle kavgalı hale geldik. Bizim bıraktığımız boşluğu Rusya doldurmaya çalışıyor. Beş önemli ülkede büyükelçiliğimiz bile yok. Suriye’nin iç işlerine karıştık, Esad rejimine muhalif olanlara arka verdiğimiz Suriye’den iki milyonu aşkın insan kaçıp Türkiye’ye sığındı, ama hepsi perli perişan oldu; kadın, çoluk çocuk karınları aç ve sırtları çıplak sokaklarda yatıp kalkıyorlar. Ve Türkiye böyle kara bir tablo içinde beş ay arayla yeniden seçime gidiyor. Seçimle iş başına gelecek iktidarın neredeyse içinden çıkılamayacak kadar büyümüş sorunları çözümlemesi de şüpheli. Asıl kaos seçimden sonra başlayacak. Şer güçler son kozlarını oynamaya hazırlanmış, seçimi bekliyorlar.
BAŞKANLIK YİNE GÜNDEMDE
Evet, 1 Kasım seçimlerinin arefesinde aynen bunları ifade etmiştim. Türkiye'nin bu duruma getirilmesinde en büyük sorumluluk kuşkusuz ki ülkeyi 13 yıldır yöneten AKP hükûmetlerindedir. Şimdi dost-düşman herkes yeni hükûmetin kurulmasını beklemektedir. AKP'nin 317 milletvekilliği kazanmasıyla ülke hemen güllük gülistanlık olamaz. Türkiye âdeta yeni bir Millî Mücadelenin eşiğindedir. Yurttaş olarak, hükûmet ve devlet olarak yapacağımız ödevler sayılamayacak kadar çoktur. Hayatî sorunlar çözüm beklerken yeni anayasa ve başkanlığı dayatmak ülkeyi yine sonu gelmez mecralara sürükleyecektir. Sonuçların resmen açıklanmasından sonra Meclis ilk toplantısını yapacak, milletvekilleri yemin edecek, yeni hükûmet kurulacak, başkanlık divanı ve komisyonlar oluşturulacak, normal çalışmalar ancak bundan sonra başlayacaktır. Yeni hükûmet de ilk iş olarak da iki ay sonra gireceğimiz 2016 yılının bütçe tasarısını hazırlayıp Meclis'e sunacaktır. 2016 bütçesi aynı zamanda seçim öncesinde verilen vaadlerin gerçekleşmesini sağlamak açısından da önemlidir.
Ne yalan söyleyeyim, seçimden üç gün önce televizyonlardan bütün yurtta Cumhuriyet Bayramı kutlanmalarını izlerken kendi kendime “AKP'nin sonu geldi. Seçimlerden yine aynı sonuç çıkacak ve AKP tek başına iktidar olamayacak” demiştim. 1 Kasım gecesi seçim sonuçları belli olmaya başlayınca o coşkulu kalabalıkların yine de istikrarı sağlayarak Cumhuriyet'i yaşatmak için oylarını AKP'ye verdiklerini düşündüm.
MİKÂİL ARSLAN'LA KAZANAN KIRŞEHİR OLDU
1 Kasım seçimlerinin Kırşehir'e yansımalarına gelince... Kırşehir 12 Haziran 2011'de ikisini de AKP'den seçtiği milletvekillerinin doğru dürüst hizmet getirmemeleri, ya da getirememeleri karşısında hüsrana uğramıştı. Bu olumsuzluğun etkisiyle 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP Kırşehir'den ancak bir milletvekili çıkarabilmiş, diğer milletvekilliğini MHP'ye kaptırmıştı. Lâkin MHP'nin 7 Haziran'dan sonraki süreçte kurulması gündeme gelen koalisyon hükûmetinde yer alma konusunda olumsuz tavır takınması ve sonuçta hükûmet kurulamayınca yeniden seçime gidilmesi üzerine yenilenen seçimde AKP bütün yurtta olduğu gibi Kırşehir'de de MHP tabanından çok sayıda oy almasıyla ikinci milletvekilliğini geri almıştı. AKP ilk sıradaki adayını değiştirmemiş, ancak ikinci sıraya bu defa deneyimi ve bilgisiyle milletvekilliğine her zaman lâyık olan eski milletvekilimiz Mikâil Arslan'ı koymuştu. Mikâil Bey'in ikinci sıradan milletvekili seçilmesi AKP'nin bu tercihte ne kadar isabetli davrandığını gösterdi. Önceden iki dönem milletvekili seçilen, projeler hazırlamakta ve uygulatmakta ender bir hizmet adamı olan, Kırşehir’de pek çok yatırım ve hizmetin altında imzası bulunan Mikâil Arslan'ı Kırşehir'de iken katıldığım toplantılarında yakından izleme ve dinleme imkânını bulmuştum. Bir dönem aradan sonra tekrar aday gösterilince Kırşehirli olarak sevinmiş ve kazanacağına muhakkak nazarıyla bakmıştım. Mikâil Arslan’ın Kırşehir’e yaptığı eski hizmetlerini göz önünde bulunduran ve yine onun Kırşehir’e hizmet getireceğine inanan ve sürekli haklı olarak destekleyen Şevket Güner de adaylar açıklanınca AKP'nin listesinde Mikâil Arslan'a ikinci sırada yer verilmesine çok sevinmişti. Nitekim temennilerimiz gerçekleşti ve Mikâil Arslan tekrar milletvekili oldu. Daha doğrusu Mikâil Bey milletvekilliğini kazanmadı, Kırşehir yine milletvekili seçerek Mikâil Bey'i kazandı. İl başkanlığından milletvekilliğine atlayan, ailesini de yakından tanıdığım ve saygı duyduğum Salih Çetinkaya ile başarılı Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci'nin Mikâil Arslan'la el ele, kafa kafaya vererek Kırşehrimize güzel hizmetler getirecekleri muhakkaktır. Bu arada Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da İstanbul'dan dâva ve hizmet arkadaşı olan Mikâil Arslan'a “Kırşehir Çiğdem”in de temenni ettiği gibi kurulacak 64'üncü hükûmette görev verilmesi AKP'nin vefakârlık ve kadirbilirlik vasfına uygun düşecektir. Bakanlık kriterlerini pek bilmiyorum, ama Mikâil Bey her yönüyle bakanlık yapacak kapasitede ve kalitede değerli bir hemşehrimiz ve bakanlık görevi verildiği takdirde partisinin yüzünü ağartacak saygın bir isimdir. Hem büyük ihtimalle aynı görev verilecek olan Konyalı Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun kuracağı yeni hükûmete Orta Anadolu'dan da biri Mikâil Arslan olmak üzere birkaç bakan alması yerinde olmaz mı?
AKP'nin yeni dönemde artık hatalardan uzak ve adı gibi “Ak” hizmetler getirmesi “istikrar” adına bu partiye tüm oy verenler gibi bizim de en büyük temennimizdir. Particiliği bir tarafa bırakıp özellikle hizmet bekleyen ve iktidardan yana olmamanın cezasını fazlasıyla çekmiş Kırşehirliler olarak AKP iktidarını desteklemek vatan borcumuz olmalıdır. Çünkü Türkiye'nin bugün Millî Mücadele yıllarından daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacı vardır.
ATATÜRK'SÜZ GEÇEN 77. YIL...
Büyük kurtarıcı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 77 yıl önce bugün sonsuzluk âlemine uğurlanmıştı. Ama o milletimize ışık tutan ve yol gösteren fikirleri ve gerçekleştirdiği devrimleri ile 77 yıldır yaşıyor ve ebedîyete kadar yaşayacaktır. Gün geçtikçe O'nun yokluğunu daha çok hissediyoruz.
Aşağıdaki anekdot O'nun büyüklüğünü ne güzel ortaya koyuyor. Ruhu şâd olsun.
Atatürk Mudanya yolu ile Bursa'ya gidiyordu. Kalabalık bir halk kitlesi iskelede etrafını çevirmişti.
Bir kadının elinde bir kâğıtla Atatürk'e yaklaştığı görüldü. İhtiyar, zayıf bir kadındı. Ata'nın yolunu keserek titrek bir sesle:
- Beni tanıdın mı oğul? dedi. Ben sizin Selanik'te komşunuzdum. Bir oğlum var. Devlet Demiryolları'na girmek istiyor. Siz onu alsınlar dediniz. Fakat müdür dinlemedi. Oğlumu yine işe almamış. Ne olur bir kere daha söyleseniz.
Atatürk'ün çelik bakışları samimîyetle parladı. Elleriyle geniş jestler yaparak yüksek sesle:
- Oğlunu almadılar mı? dedi. Ben tavsiye ettiğim halde mi almadılar? Ne kadar iyi olmuş. İşte, Cumhuriyet böyle anlaşılacak.
Kadın kalabalığın içinde kaybolurken Atatürk âdeta kendinden geçmiş bir sesle:
- İşte, Cumhuriyet'ten beklediğimiz netice... diyordu.