Yılmaz'dan Uğur Işılak'a

“GÖLGEYE GİRENİN GÖLGESİ OLMAZ. ADAM OLAN ÇIKAR GÜNEŞE, KENDİ GÖLGESİNİ YARATIR”



Anadolu’yu Arap ve Acem kültürünün aksine kendince yapan öz kültürümüzle doku uyuşmazlığı içinde olan bir hükümet olduğuna dikkati çeken Adnan Yılmaz Cumhuriyet karşıtı güçlerin sadece kurucu önderlere değil Anadolu kültürünü yaşatan öz geleneklere karşı da düşmanca yaklaştıklarını bu nedenle de Don Kişot gibi yel değirmenlerine saldırdıklarını iddia ederek, Uğur Işılak tarafından söylenen sözler için “ söyleyene değil, söyletenlere bakın ”diyerek şöyle dedi:

“Müzikle hiçbir alakası olmayan, türkü kültürüyle büyümemiş, Avrupa’da aldığı kültüre göre Michael Jackson’ı halk ozanı bilen ve bu sektörden para kazanan bu şahıs, geçmiş yıllarda MHP’liyim deyip arkasına partiyi aldı. Konserlerine bir kitleyi kilitledi. Bunu gören ve oy uğruna bu güvercini kapalım ipi uzun ve elimizde olsun diyen AKP’li Belediye Başkanları bile Sözde MHP’li Işılak’ı konserlerde yer verdi. İş, AKP için ülkücü avına dönüşünce daha da ileri giderek seçim slogan müziği yaptırdılar. Bu zatı Muhterem konserlerinin arkasına hazır bir sürü siyasi kitleyi almaya alıştığından Ülkücü MHP’li kesimde inandırıcılığını kaybedince AKP’li olup çıktı. Bir cemaati yada cemiyeti, partiyi arkasına alıp onların toplumu kendi lehlerine kandırmaya çalışmalarına slogan müzikleriyle yanıt vermesiyle devam eden bir sürece girdi. Şimdi, İşin uğur Işılak boyutunun siyasal, sosyolojik ve psikolojik klinik boyutunu bir tarafa bırakalım da son günlerde adı AKP'nin çalıntı şarkısı ile anılan Uğur Işılak katıldığı bir televizyon programında Neşet Ertaş için "Neşet Ertaş sadece türkü okuyan adamdı. O sadece mahalli manada türkü söyleyen bir adam olduğu için tam ozanlık kelimesiyle örtüşmüyor. Türkiye’nin etlisine sütlüsüne katılmadı" yollu haddini aşan bir açıklama için kendisinin değil AKP’nin muhatap alınması gerekir.”
“Cenazesizini AKP’nin siyasi propagandasına alet ederek mezar taşına kadar müdahalede bulunan ama en büyük cevabı ozanın çocuklarının mütevazı protestosuyla alanları unutmamıştık.” diyen Yılmaz” Ama şimdi Uğur Işılak adlı zattan AKP seçim müziği yapmasının şişkinliğiyle gelen bu saldırıyı, bilgisizlikten öte Cumhuriyetle hesaplaşıp Yunus Emre'ye bile sansür girişiminde bulunanlarla, Abdal kültürüne can özünden bakmayanlarla kol kola bir organize yaklaşımın parçası olarak görmek gerekir” de diyen Yılmaz “Ertaş’a Başbakanında bulunduğu cenazesinde yaptıkları saygısızlık yetmedi şimdi de AKP seçim müziği yapmanın şişkinliğiyle toslamak. Sen kim ayağına turap olamayacağın Abdal ozan kim?” dedi.

Yılmaz Açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
NEŞET ERTAŞ BİR SES SANATÇISI DEĞİL, GELENEĞİNİN OZANIDIR…
Ertaş'ın hakka yürüyüşünde tabutu başında, Başbakan Erdoğan’la fısıldaşıp sonra da Anadolu’da hiç görülmemiş bir şekilde işi tabutu başında helallik alma havasından bile çıkarıp “ey cemaat merhumun Müslümanlığına şahadet eder misiniz?” diyerek Usta'nın Müslümanlığının ispatı için, (haşa) cemaati Tanrıya “şahit” gösterme cüretkârlığının batağına batan imam, ya da cenaze tabutunun yazısı üzerinde rahmetli M. Ali Birand'ı bile çileden çıkartan fırsatçı reklamcılıkla öz kültürümüzün can özünü ayırmasını da biliriz. Cenazesizini AKP’nin siyasi propagandasına alet ederek mezar taşına kadar müdahalede bulunan ama en büyük cevabı ozanın çocuklarının mütevazı protestosuyla alanları unutmamıştık. Ama şimdi Uğur Işılak adlı zattan AKP seçim müziği yapmasının şişkinliğiyle gelen bu saldırıyı, bilgisizlikten öte Cumhuriyetle hesaplaşıp Yunus Emre'ye bile sansür girişiminde bulunanlarla, Abdal kültürüne can özünden bakmayanlarla kol kola bir organize yaklaşımın parçası olarak görüyorum.
NEŞET ERTAŞ GELENEĞİNİN OZANIDIR…
Daha gerilerde kopuzlu Veli Usta’ların atası, elinde kopuz taşıyan kimselerin “hürme-ti”ne saygı gördüğüne inanılan Dede Korkut... Ve de Hoca Ahmed Yesevi döneminin halk geleneğinin de idi, mensup olduğu “Abdallar…” 13. yüzyıl “Babaileri” ile onların bakiyeleri olarak sürdü geldi. Baba İlyas, torunu Aşık Paşa… “Babailer” Kırım'da kıyama uğrayınca sindiler… Kardeşi Menteş'i bu isyanlarda kaybeden Hacı Bektaş gizlice geldi, kondu Kırşehir topraklarına… Ahi Evran'la kara gün dostları oldular… Biri köy bir de şehir üretmenlerinin başı oldu. Babailik, “Bektaşilik” ile büründü… Çığlıklar, çığlıklar… Geldik Osmanlıya. Celali İsyanları'yla çalkanırken Anadolu, Pir Sultan kaldırdı sazını bu gelenekten… Anadolu'da türküyü şarkıyı günah sayıp bunu sürdürenleri “hak mezhep dışı” gören kadı zadelerle tasavvufçular çatıştı. “Abdal” adı zaman içinde aşağılanan bir sıfata dönüştürüldü. Sünni taassup şarkıyı türküyü “Abdallara havale etmişti… Tarihe “Kadı zadeler” adıyla geçen ve şeriat açısından katı bir yol tutan âlimlerle “tasavvufçular” arasındaki çekişmede, Osmanlı idarecilerine sırtını dayayan kadı zadelerin sözü geçer olmuş, tasavvufçuların yadsımadığı musiki ve semahın, günah ve sapkınlık olduğunu söyleyen kadı zadelerin, dini de kullanarak yaptığı menfi propaganda bir hayli etkili olmuştur. Anadolu halkında çeşitli sebeplerle oluşan; “Sünnî taassup” adeta çalgıyı, türküyü Abdallara havale etmiştir. Abdallar da doğal olarak kendilerine terk edilen Türk Halk Müziği'nin ve oyun kültürünün doğal taşıyıcıları olmuşlardır.
Babadan oğla birlik olup taşıdılar yüzyılların deyişlerini…
Düğünlerde, muhabbet sofralarında yaşattılar. Sonrasında Anadolu'da halk eski saray müzisyenlerinin esamisini okumazken bu geleneğini benimsedi ve yüceltti. İşte bu geleneğin “sevgi”, ”aşk” donundaki bir tezene, Yaşar Kemal'in nitelemesiyle “bozkırın tezenesi” uçtu Anadolu'ya... Hem geleneğinin, hem de yaşadıklarının avazıyla…
Yüzyılların bakir kültüründen geldi. Yüzyıllara kazıttı çabalarıyla…