Uzun yıllardır yurt dışında yaşayan Kırşehirli Mustafa Zobu’nun kaleme aldığı şiirler, hem Türkiye’de hem de yurt dışında şiirseverlerin ilgisini çekiyor. Toplumsal konuları dizelerine taşıyan Zobu’nun eserleri, farklı platformlarda seslendirilerek geniş kitlelerle buluşuyor.
1961 doğumlu Kırşehirli Mustafa Zobu, uzun yıllardır yurt dışında yaşamını sürdürmesine rağmen memleketine ve toplumsal meselelere olan duyarlılığını şiirleriyle dile getiriyor. Zobu’nun kaleme aldığı eserler, sosyal medya başta olmak üzere farklı mecralarda okunuyor ve sanatseverler tarafından farklı yorumlarla seslendiriliyor.
ŞİİRLERİ FARKLI YORUMLARLA HAYAT BULUYOR
Mustafa Zobu’nun özellikle toplumsal içerikli şiirleri, yıllardır çok sayıda şiir ve sanatsever tarafından farklı versiyonlarla yorumlanarak kamuoyuyla buluşturuluyor.
Şiirlerinin farklı sesler ve yorumlarla dinleyicilere ulaşmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Zobu, eserlerinin ilgi görmesinin kendisi için ayrı bir mutluluk kaynağı olduğunu ifade etti.
Kendisiyle gerçekleştirdiğimiz görüşmede Zobu, şiirlerinin farklı platformlarda değerlendirilmesinden ve geniş kitlelere ulaşmasından oldukça memnun olduğunu belirtti.
“KONUSU VE HİKÂYESİ OLAN ŞİİRLER YAZIYORUM”
Şiirlerinde ağırlıklı olarak toplumsal sorunlara değindiğini ifade eden Mustafa Zobu, konusu ve hikâyesi olan eserler kaleme almaya özen gösterdiğini söyledi.
Memleket özlemi, vatan sevgisi ve toplumsal meselelerin iç içe geçtiği “Memleketim” adlı şiirini de bu duygularla kaleme aldığını belirten Zobu, eserinde memlekete duyulan hasreti ve toplumun farklı kesimlerinin yaşadığı sorunları dizelerine taşıdı.
Uzun yıllardır yurt dışında yaşamasına rağmen memleketine duyduğu bağı şiirleriyle yaşatan Zobu’nun “Memleketim” şiiri de güçlü ifadeleri ve toplumsal mesajlarıyla dikkat çekiyor.
YENİ ŞİİRLERİ DE KAMUOYUYLA BULUŞACAK
Mustafa Zobu, yalnızca “Memleketim” şiiriyle sınırlı kalmayacağını belirterek, kaleme aldığı birçok farklı eserinin de önümüzdeki dönemde değerlendirilerek kamuoyunun beğenisine sunulacağını ifade etti.
Kırşehir’den kilometrelerce uzakta yaşasa da memleket sevgisini dizelerinde yaşatmaya devam eden Mustafa Zobu, şiirleriyle hem gurbetin özlemini hem de toplumun sesi olmayı sürdürüyor.
İşte MEMLEKETİM şiirinin sözleri
MEMLEKETİM
Memleket kokusu çıkmaz aklımdan.
Bir avuç toprağı düşer avuçlarıma geceleri.
Zeytin ağacı gibi kutsal,
Ana sütü kadar helal.
Yokluğu yakar içimi,
Susuzluktan çatlamış topraklar gibi.
Bir yanım hasret,
Bir yanım memleket.
İki kıyı arasında kalmış
Kimsesiz bir nehir gibiyim.
Kalbim küstü bana,
Nedenini bilmeden.
Sevmek bazen zulüm olsa da
Uslanmaz bu gönlüm.
Her gece aynı yarayı kanatır.
Gösterişli medeniyetler kurdular
Virane gönlümün üzerine.
Ama bir türkü çalınmıyorsa,
Atlılara yol gösteren bir sazın teli titremiyorsa
Bozkırın uykusunda,
Ben de yokum artık.
Ben de yokum artık.
Susuz nehirler gibiyim.
Yatağım var, suyum yok.
Yaralar beni sensizlik,
Kabuk bağlamaz.
Geçmez geceler
Seni düşünmekten,
Seni düşünmekten...
Çiçeklerim öksüz, göçmen kuşlar gibi.
Her bahar başka göğe savrulur.
Çiğdemler yeşermez yaban ellerin taşında.
Çünkü
Bazı topraklar tohumdan önce
Vatan ister,
Vatan ister...
Bülbül gülü ağlar,
Gül dikenine susar.
Kim bilir,
Kim bilir hangi kuşun dilinde
Kaldı memleketin türküsü?
Baykuşlar eksik olmaz memleketimde.
Tutmuşlar bütün köşe başlarını.
Çocukların lokmalarını çekip alırlar ağızlarından.
Yetmez.
Yetmez.
Yetmez.
Emziklerindeki süte bile göz koyarlar.
Ne ölüden utanırlar,
Ne diriden,
Ne de yetimin gözyaşından.
Selvi söğütleri kunduzlar gibi kemirirler.
Köklerinden söküp atarlar menekşeleri
Memleketin bereketli topraklarında.
Kimileri çalışır karıncalar gibi memleket için,
Kimileri soyar memleketi kendileri için.
Korkarlar kardeşlik türkülerinden,
Korkarlar sümbüllerin kardeşlik kokusundan,
Korkarlar halaylardan,
Zılgıtlardan...
Nedir bu üzerimize çöken ölü toprağı?
Açlar takılmış tokların peşine.
Kendi elleriyle uzatırlar enselerini.
Sırtlarında taşırlar
Saman çuvalları gibi
Kendi yoksulluklarını.
Açlığı savunurlar bilmeden,
Tokların sofralarında
Eksilmesin kuş sütü diye.
Bülbülün ağıdı
Bundandır işte.
Turna’nın isyanı çorak topraklara değildir.
Turna bilir hangi gölün kuruduğunu.
Bülbül bilir hangi gülün kanadığını.
Ama kimdir vatana düşman?
Kimdir yurtsever?
Kurtlar bile bazen
Kendi izlerini kaybeder.
Sis çöktüğünde bozkıra
Bir bilinmezlik saklıdır
Memleketimin koynunda,
Toprağın altında unutulmuş
Bir define gibi.
Kimi aç,
Kimi tok,
Kimi der:
“Doldurun torbamı ağzına kadar.”
Kimi de aç gözlerle bakar
Tokların çaldığı ekmeğe.
Herkes kendi inancını pırlanta sanır,
Kendi aynasını da kendisini de hakikat bilir.
Belki de iflah olmamamızın sebebi budur.
Çalanlar kendilerini tek vatansever sanır.
Ekmek isteyenler bahçedeki ayrı kutu sayılır.
Sorarsan bilmezler;
Kut nedir,
Tengri nedir,
Şaman nedir?
Nedir göğün mavisi ilk bayrağın üzerinde?
Neden dört nala koşar atlılar
Bozkırın sonsuzluğuna?
Neden Altay Dağları’nda
Bir milletin hafızası
Rüzgârlarla konuşur?
Yirmi dört boyu
Sadece bir sayıdan ibaret sanırlar.
Oysa her biri bir damar gibi
Bu toprağın kalbinde atar.
Kendilerine yabancılaşırlar.
Kendi aynalarına bakıp
Başkasının yüzünü görürler.
Özenirler...
Başkalarının dikenli çalılarına,
Kendi güllerini kökünden sökerler.
Faydaları yoktur
Beleş beslenmekten
Ve gölge olmaktan başka.
Emerler memleketi sülükler gibi.
Doymak nedir bilmezler.
Merhamet etmezler gelinciklere,
Çiğdemlere,
Yetim kuşlara.
Onlar için her şey mübahtır.
Bir avuç toprağı ateşe atmaktan bile
Çekinmezler.
Dünün düşmanları,
Bugünün dostları oldu
Çıkarın sofrasında.
Ve biz...
Ve biz...
Ve biz...
Ortada kalırız;
Toprağa bulaşmış kanlarla,
Susmuş ağıtlarla,
Adını unutan mezar taşlarıyla.
Sonra gecenin en sessiz yerinde,
Bozkırın derinliklerinden
Bir ses yükselir:
“Memleketim,
Memleketim,
Memleketim...”
Bir başka mezar cevap verir:
“Memleketim...”
Ve bütün mezarlar birden dile gelir:
“Memleketin,
Memleketin,
Memleketin...”
Ben yine de
Bir avuç toprağı başımın altına koyarım.
Bir zeytin dalı büyütürüm
Kırılmış ellerimde.
Bir türkü yakarım
Susmuş gecelerin bağrında.
Bir çocuk gülerse
Memleket kurtulur sanırım.
Bir kardeş,
Bir kardeşe sarılırsa
Bütün sınırlar yıkılır.
Ve ben...
Ve ben...
Ve ben...
Her şeye rağmen,
Her yaraya rağmen,
Her karanlığa rağmen,
Seni sevmekten vazgeçmem, memleketim.
Çünkü sen...
Çünkü sen sadece
Üzerinde yürüdüğüm toprak değilsin.
Sen benim içimde
Hiç susmayan
En eski türküsün.
Çünkü sen,
Üzerinde yürüdüğüm toprak değilsin.
Sen benim içimde
Hiç susmayan
En eski türküsün.
Memleketim...
Memleketim...
Memleketim...
Memleketim...


