Yaşadığımız deprem ve binalarımız

Hayat pahalılığı, Irak, Suriye, Doğu Akdeniz sorunu, şehit cenazeleri, trafik kazaları, korona salgını derken son olarak İzmir depremiyle ülkemiz acı ve zor günler geçirmektedir.
Allah insanı çaresiz, düşüncesiz bırakan İzmir depremi gibi depremleri Türk Milletine bir daha yaşatmasın. 
Bu depremler hem ülkemizin diğer illerinde, hem de Kırşehir’de binalar yapılırken daha dikkatli, sağlam ve itinalı olarak, önce insan denilerek, insana değer verilerek, insanın can ve mal güvenliği düşünülerek yapılması gerektiğini göstermiştir. Çünkü bilinen bir gerçek var ki deprem öldürmüyor binalar öldürüyor.  
Her şeye, tüm depremlere rağmen Kırşehir gibi turizm, tatil beldesi  ve  sanayi bölgesi olmayan, az gelişmiş bir şehirde ev fiyatlarının da çok pahalı olduğu  göz önüne alınarak bunu istemekte hakkımızdır. 
Özellikle kıt imkanlarla, banka kredisiyle ev alan memurlardan, işçilerden, diğer çalışanlardan bu konuda yazı yazmam için çok istek vardı. İzmir depremi buna vesile oldu diyerek inşaat sektörüne ve müteahhitlerine seslenmek istiyor ve bu yazımdan önce şu hususları belirtmek istiyorum.  
Bu yazımdan sonra “niye böyle yazı yazdın?” diyerek bana telefonlar gelecek, “Yalan- yanlış yazdın!” diyenler olacak. “Haksızlık yapıyorsun!” diyenler olacak. Yüzlerini ekşitenler olacak. “Gereksiz bir yazıydı!” diyenler olacak. 
“Sen kimsin, Kırşehir’in sorunlarını halletmek sana mı kaldı!” diyenler olacak.  
Olacak ama “it ürür, kervan yürür” diyoruz.
Madem ki biz bu işi yapıyoruz,  “Kırşehir Çiğdem“ Gazetesinde yazı yazıyoruz,   bilgisayarın başına geçerek emek harcıyoruz, Kırşehir’de doğmuş, büyümüş, ekmeğini yiyen, Kırşehir sevdalısı bir gazeteci olarak doğru bildiğimiz yoldan dönecek değiliz. Sonuçta gazeteciyiz zabıt katibi değiliz, okumadan alim yazmadan katip olmadık. Kimseden korkumuz olmadığı gibi beklentimizde yok. Kendi kazancımız bize yetiyor elhamdülillah. Onu yazma, buna dokunma.  
Öyleyse ne yazalım? 
Hadise’den “düm tek teki mi”  veya Ankaralı Coşkun’dan “Ankara’nın Bağlarını mı” yazalım?  
Biz Kırşehir için her türlü fedakarlığa hazırız. Sonuçta seli gidiyor kumu kalıyor, Kırşehir bizimdir başka gidecek yerimizde yoktur. Herkes aklını kendine saklasın. 
Maalesef Kırşehir’de inşaatlarda kalitenin olmadığı ses, su, yalıtımı olmayan, yağmur ve kar yağdığında son katlarda akıntı olan, gösterişli dış cepheler dışında içerisi dökülen, adi boya,  kapı, kapı kolları, lavabolar, tezgahlar, dolaplar, cam çerçeveler, laminant ve fayanslar kullanılarak yapılan binalar maliyetinin çok, çok üzerinde satılmaktadır.  
Bu da ilimizdeki  müteahhitler tarafından yapılan inşaatların daha çok denetlenmesi gerektiğini göstermektedir.  
Düşünebiliyor musunuz bir inşaat müteahhidi daire satıyor, satarken dil döküyor,  birinci kalite malzeme kullanarak yaptığı binayı anlatıyor, “daireyi aldığın takdirde beğenmediğin bir malzeme, kırılan, dökülen olursa telefon edin yaparım” diyor, ne edip eyleyip vatandaşı ikna edip dairesini satıyor.
Vatandaş yemiyor, giyinmiyor, yarı aç, yarı tok yaşıyor, kendisinin ve çocuklarının nafakasından kesiyor, banka kredisiyle ev alıyor, eve taşındıktan sonra kullanılan malzemelerin müteahhidin anlattığı gibi olmadığını, kapıların, kapı kollarının, boyasının, dolapların, fayansların, muslukların kalitesiz olduğunu, döküldüğünü, kırıldığını, çatı katının aktığını, laminantların kamburlaştığını görüyor, bunları gören vatandaş daire aldığı bina yapılırken çimento ve demirin nasıl kullanıldığını konusunda karamsarlığa düşüyor, sonra müteahhittin bürosuna gidiyor ya günlerce yerinde bulamıyor, bulsa da müteahhitten “Ben orayı size sattım! Benim işim bitti! Bundan sonrasına karışamam!“ cevabını alarak şok yaşıyor. 
Büyük zorluklarla daire alan vatandaş çaresizlikten daireyi  o şekilde kullanıyor veya imkan buldukça yavaş, yavaş  kırılanı, döküleni yaptırıyor, yaptırıyor ama ağzından da bin bir türlü beddua ve küfür çıkıyor. 
Tüm bu olumsuzlukların üzerine bir de düşük gösterilen maliyetten dolayı vatandaşa vergi borcu çıkıyor. Oh ne ala, ne ala. Vurun abalıya, binin vatandaşın sırtına. Burada Defterdarlığın yapması gereken tüm ücreti müteahhitten almasıdır. Müteahhit sattığı daireyi düşük maliyetten gösterdiyse vatandaşın suçu nedir ki vatandaştan da vergi adı altında para alıyorsunuz? Alın müteahhitten. Hem de gözlerinin yaşlarına bakmadan alabildiğiniz kadar vergi cezası alın.  
Kısaca Kırşehir’de yüksek rakamlarla satılan dairelerin durumları bu şekildedir. Hepsini böyle derseniz hadi birkaç tanesini bir kenarda tutayım ama diğerleri bu şekildedir, bunun aksini de kimse söyleyemez. 
Kırşehir’de daire alanların yüzde doksanı aldığı daireden memnun değildir.  
Sakın hiçbir müteahhit çıkıp bana, “Kırşehir’de şimdiye gelen sarsıntılarda yıkılan bina oldu mu?” demesin. Çok şükür kenar mahallelerde elli, altmış sene önce yapılan kerpiç evlerden de yıkılan olmadı.  
Aslında yazmış olduğum bu konuyu bazı müteahhitlerle de yüz yüze konuştuğum oldu. Ama onlardan, “Biz dairemizi istediğimiz fiyata satıyoruz, elimizde daire kalmıyor, daha temeli atmadan bitiriyoruz. Kimseye zorla satmıyoruz!” cevabını alıyorum. 
Yine binde bir de olsa çok, çok yüksek paralar vererek daire alan bazı vatandaşların da “Ucuza aldık verdiğimiz rakam da para mı!” dediklerine şahit oluyorum. 
Hal böyle olunca diyecek bir sözümüz yok. Ama her vatandaş ta şişkin değil, anadan babadan mal kalma değil, ukala değil. Sonuçta banka kredisiyle aldığı evin parasını zor ve kısıtlı imkanlarla faiziyle birlikte bankaya ödemektedir. 
Bu nedenle yaşadığımız İzmir depremi hayırlara vesile olur, müteahhitler şükredip, ellerini vicdanlarına koyarak daha çok kazanmanın peşine koşmazlar, daire yaparken  vatandaşa anlattıkları şekilde yaparlar, sattıkları zaman kırılanı, döküleni yaparak, ”Ben sattım, işim bitti!” demezler.  
Denetim yapması gereken ilgili mercilerde her türlü denetimleri özenle yaparlar. Aksi olursa vebal olur, yazık olur, vicdansızlık olur, ahlaka aykırı olur, esnaflığa yakışmaz, Ahilik felsefesine yakışmaz, depremde yıkılan evler olur ve günah olur günah. 
Bu vesile ile İzmir depreminde hayatlarını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.  
 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ergün
Ergün - 3 ay Önce

Osman bey Kırşehir'de binaların neredeyse hepsinin ilk kattan sonra çıkma olduğunu söylemeyi unutmuşsunuz böyle olunca depreme dayanıklılık biraz daha zayıf oluyor onu da ben tamamlayayım dedim sizi seviyor ve takip ediyoruz...