Yangına körükle gitmeyin!



Sokakta karşılaştıklarınız sinirli mi sinirli, gergin mi gergin, adeta burunlarından soluyor inanın…
“Ne haber?” ya da “Nasılsınız?” deseniz adeta çatacak adam arıyor gibi bakıyor insanlar birbirine…
Neden bu toplum böyle gerginleşti, sinir katsayıları arttı?
Koronavirüs mü, yoksa ekonomik sıkıntılar mı, yoksa ülkede siyasilerin söylemleri mi, ne derseniz deyin toplum gergin mi, gergin, her an patlamaya hazır bir bomba gibi!
Evet, Kırşehir’in cadde ve sokaklarında ben bu durumu görüyor ve algılıyorum.
İnanın çok nazik bir süreçten geçiyoruz.
İnsanların ekonomik krizle birlikte yaşam koşulları ağırlaştı.
A’dan Z’ye her şeyin fiyatı bir önceki yıla göre iki kat artmış, işini, aşını kaybedenler çoğalıyor, bu da insanları daha sinirli ve gergin hale getiriyor.
Sürekli gergin, sinirli ve stres insanları içinden çıkılmaz bir duruma sürüklüyor, dedim ya patlayacak bomba durumuna getiriyor.
Ülkemizi yönetenlerin her şeyi tozpembe göstermesi, muhalefetin iktidarı yerden yere vurmasını da artık kanıksadık, normal görmeye başladık.
İktidar, “Nasıl olsa hep biz kazanıyoruz” mantığı içinde, muhalefet te “Nasıl olsa bu millet bize oy vermiyor” diyerek günlerini gün ede dursun, olan yine vatandaşa, özellikle de fakir-fukara dediğimiz orta direğe veryansın ettiriyor.
Bütün bunlar yaşanırken, ülke insanları, iktidardan da, muhalefetten umudunu kesmişken bir de koronivirüs salgınıyla baş etmek zorunda kalınca inanın bunalıma girdi.
İşte böyle zor bir süreçten geçerken, Kırşehir’de insanlar oy verdiği milletvekillerinden ve Belediye Başkanından hizmet bekliyor.
Ama Kırşehir’de ne yazık ki olmuyor, iyi gitmiyor bazı şeyler.
Bundan önceki seçimlerde iki milletvekilinin ikisini de alan AK Parti, son seçimde bunu bire düşürdü. Sanki bunun suçlusu da Kırşehir halkıymış gibi adeta cezalandırıyor.
Birlik ve beraberliğe en çok gereksinim duyduğumuz süreçte bölünüyoruz, parçalanıyoruz, daha da tehlikeli olan birbirimize düşüyoruz.
Kim ne derse desin ulusal birliğimizi bozmayı amaçlayanlar var ne yazık ki bu ülkede…
Adeta yıkım planı yapanlar, dış güçlerle birlikte hareket eden hainler var içimizde.
Bakınız eskiden sevinçte ve tasada birleşen bizler, şimdi ayrışıyoruz.
Şehit cenazelerinde bile birbirimize düşüyor, kavga ediyoruz ne acı değil mi?
Ülkeyi yönetenler ile onların yağdanlığını yapan basın ne yazık ki ülkeye zarar verdiklerinin farkında değiller.
En ufak bir olayı büyüterek, ya da çarpıtarak kullanıp insanların arasına nifak sokuyorlar. Doğruları yazan ve konuşanların sayısı giderek azalıyor, çünkü onlara ne gazetelerde, ne de televizyonlarda yer veriyor.
Diğer yandan kavgalar, cinayetler her geçen gün artıyor.
İnsanlar her geçen gün ekonomik sıkıntı içinde kendisine uzanacak bir el beklerken, birileri bu ülkenin kaynaklarını har vurup harman savurmakla, yandaşlarını ihya etmekle meçhuller…
Bu durum karşısında halk aç ve susuz, çaresiz.
Nereye kadar gider böyle?
Dedim ya insanlar burnundan soluyor, kavga arıyor.
Canım ülkem ve memleketim Kırşehir’de sanki her şey güllük gülistanlıkmış gibi bir görünüm sergileyenler de, sorunlar içinde yüzenler de var.
Gerçek şu ki birileri utanmadan sıkılmadan insanları birbirine düşürmek için canla başla çalışıyor, birileri de buna ya alet oluyor, ya da çanak tutuyor, çok yazık!.
İsimleri büyük, kendileri cüce bazı köşe yazarları, akademisyenler, araştırmacılar, eski ve yeni siyasiler her gün bir ekranda gerçekleri saptırarak ya hükümete, ya da muhalefete şirin gözüküp bir koltuk kapmak uğruna her türlü rezilliği sergiliyorlar.
Bu yorumcular nasıl yorumcularmış anlamakta güçlük çekiyor insan bazen.
Adamların 10 parmağında 10 marifet var sanki!
Televizyonlarda boş gösteren bu kişiler nasıl bir cevherlermişler! Çok zekiler, çok bilmiş bu mübarekler! Hiç sıkılmıyorlar, hiç utanmıyorlar, “Ya kardeşim benim bu konuda bilgim yok, anlamam, şu kişiler uzman, onları çağırın!” demiyorlar.
Her insanın bir konuda , bilemedin iki ya da üç konuda bilgisi, tecrübesi ve yeteneği olur. Ama bu dâhiler ne bilgiçlermiş şaşırıp kalıyor insan!
Siyasetten, ekonomiden, haktan, hukuktan, adaletten, savaştan, gripten, okulların açılıp açılmamasından, koronadan, gripten, dinden, imandan, sudan, denizden, yüzmeden, spordan, kısaca her şeyi çok iyi biliyorlar. Hepsi ayrı bir dahi! Sanki mübarekler maydanoz!
Yalandan, dolandan, riyadan gözleri dönmüş olan bu kişiler bir koltuk için her gün bir televizyon ekranında olmaktan hiç utanıp sıkılmıyorlar.
Üstelik geçmişte ülkeyi idare edenlere, muhalefete söylediklerini unutuyor, her şeyi yalayıp yutuyor ve vıcık vıcık yağ kokan yorumlarda bulunmuyorlar mı, insanlara illallah ettirdiler!
Yeter artık, yahu!
Yüzünüz eskidi, çekin ekranlardan kendinizi de biraz da gençlere bırakın.
Ya da eğip bükmeden, ona buna takla atıp, yalakalık yapmaktan vazgeçin.
Çünkü insanlar sizlerden bıktı inanın.
Baştan da vurguladığımız gibi sıkıntılı bir dönem yaşıyoruz.
Böylesine nazik bir ortam varken, Kırşehir’de insanlar her geçen umudunu yitirip gelecek kaygısı yaşarken, öncelikle ilimiz yöneticilerini, siyasilerini uyarmak gerektiğini düşünüyorum.
Lütfen artık toplumu germeyin, yangına körükle gitmeyin.
Sinirler gergin, herkeste her an kötü bir şey olacakmış korkusu hakim.
Elbette herkesin bir görüşü vardır. Kendisine göre doğru. Biz inanmıyorsak, saygı duymamız gerektiğini de unutmayalım.
Böylesine sıkıntılı günler yaşarken siyasi rekabeti bir kenara bırakın.
Kayıkçı kavgasının toplumsal bir patlamaya yol açabileceğini bir an olsun aklınızdan çıkarmayın.
Kırşehir’in demokrasi gazisi bir il olduğunu, sorunlarının yığıldığını aklımızdan çıkarmadan birlik ve beraberlikten başka çaremizin olduğunu unutmayalım.
Koltuk ya da post kavgası uğruna Kırşehir’e daha çok zarar vermeye, hatta yangın yerine çevirecek tartışmalara meydan vermeyin.
Kavgadan medet umanların hevesleri kursaklarında bırakın.
Kırşehir ve Kırşehirlilere de bu yakışır bence.
Gerisi mi, fasa fiso!...

***

Biraz da gülelim!

Keşke...
Bundan yıllar önce televizyonun ülkemize yeni girdiği yıllarda köylünün biri büyük kentte bir mağazayı geziyordu.
Birden gözü asansörün kapısına takıldı. "Bu da neyin nesi acaba?" diye düşünürken, yaşlı bir kadın kapıyı açıp asansöre bindi.
Kapı kapanınca köylü iyice meraklandı.
Yaşlı kadının o daracık dolaba niye girdiğini bir türlü çözememişti.
Beklemeye başladı, derken kapı açıldı. Asansörden genç, güzel, son derece şık giyinmiş bir kadın indi.
Bunu gören köylü zevk ve şaşkınlıkla elini dizine vurdu:
“Bak hele, demek dolabın marifeti buymuş. Keşke benim karıyı da getirseydim!...

**

Sevdiğim bir söz

“Büyük ve üstün insan kendi kendini bulmaya çalışır. Küçük insan ise başkalarını aramaya çalışır.” Konfüçyüs

 
YORUM EKLE