Unutmayın paralelin de paraleli var!

Ne gündü 15 Temmuz gecesi… Kırşehir’de evimde oturuyor, haberleri izlerken küçük kızım twitter’dan İstanbul’daki askeri hareketlenmeyi haber veriyor. Tabi gördüğüm fotoğraflarla sanki bir darbe hazırlığı içinde olduğu endişesine kapılıyorum.


Kırşehir’de evimde oturuyor, haberleri izlerken küçük kızım twitter’dan İstanbul’daki askeri hareketlenmeyi haber veriyor.
Tabi gördüğüm fotoğraflarla sanki bir darbe hazırlığı içinde olduğu endişesine kapılıyorum. Bir saat geçiyor ve televizyon kanallarında bu hareketliliğin darbeyi çağrıştırdığını dillendiriyor ve birkaç saat içinde FETÖ örgütünün darbe girişimi ayyuka çıkıyor.
O gün Cacabey Meydanı’nda toplanan binlerce kişi arasında ben de vardım.
Hain FETÖ’cülerin alçak cunta girişimi sonrasında tanklarla masum insanların üstüne kurşun, uçaklarla bomba yağdırıldı. 250’ye yakın insanımız şehit düşerek bu hainlere meydanı bırakmadı, onların darbe girişimini göğüslerini siper ederek engelledi.
Kırşehir’de Cacabey Meydanı’na çıkan, Bayrak açan Devleti ve Milletiyle hareket eden, “Devlet diye “Millet” diye “Bayrak” diye saf tutanlar hâlâ gözlerimin önünde.
O güne kadar Cumhurbaşkanımıza kızıp eleştirenler, onun liderliği sayesinde bir darbeden, en önemlisi ülkemizin iç savaşa girmesinden ya da bölünmesinden kurtuldu.
Eğer Cumhurbaşkanımız milletimizi sokaklara çağırmasa ve herkes darbeyi kabul etmiş olsaydı, ülkemiz ne hale gelirdi bunu düşünmek bile istemiyorum.
Meydanlardakiler Tayyipleşmedi, tam tersine Devletleşti, Milletleşti.
Biz zaten hep hayatımız boyunca Devleti ve Milleti savunduk.
Atatürk, Cumhuriyet, Demokrasi ve bayrak dedik.
Bunun için meydanlarda darbeye geçit vermedik.
AKP’ye, CHP’ye, MHP’ye oy verenlerle devletleştik milletleştik hepsi bu…
Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önderimiz Atatürk’ün dediği gibi
“Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır” sözünden hareketle Devletimizin Milletimizin yanında Şanlı Al bayrağımızın altında yerimizi aldık.
FETÖ’cüler, PKK’lılar, IŞİD’ciler ve onların dış işbirlikçilerine, Amerika’ya, Avrupa’ya, İsrail’e ve cümle Türk düşmanı herkese karşı safımızı belirledik. Duruşumuzu gösterdik.
Vatan yoksa hiçbir şey yoktur.
Devlet varsa, Devlet ayaktaysa Millet vardır.
15 Temmuz’dan önceki yaşadıklarımızdan dersler çıkardık.
FETÖ’ye karşı direnen gariban halkımızla yan yanaydık hep.
Ama sahnede, ama ekranda, şov yapan hain FETÖ’cülerin hâlâ göz boyayan, takiye yapan alçakların içinde değil…
15 Temmuz’dan 7 Ağustos’a kadar Kırşehir’de Cacabey Meydanı’nı dolduran gariban milletimiz, köylümüz, işçimiz, saf tutacaktı elbet.
Çünkü bizim atalarımız Kurtuluş Savaşı’nda da hep saf tuttular, omuz omuza düşmanla çarpıştılar, şehit ve gazi oldular. Ama ülkesine düşmana teslim etmediler.
Vatanımıza, milletimize, bayrağımıza hainlerin dışında kim dönebilir ki?
Daha önceki yazılarımda da yazdığım gibi meydanı bazı FETÖ’cülere mi bıraksaydık? Bu kutsal mücadelemizden vaz mı geçseydik?
Doğrusunu Yaradan, doğrusu Şehitler görüyor biliyor ya!...
Kullar bilmese ne olur?
Biz dün de “Devlet” diyorduk… “Millet” diyorduk… “Bayrak” diyorduk…
“PKK’yla mücadele” diyorduk.
Bugün de aynısını söylüyoruz.
Bunlar cemaat değil, örgüt, hem de vatan haini, eli kanlı terör örgütü…
FETÖ’yle mücadele edilmeli, cezaları verilmeli. Amerika’daki elebaşları hain ibret-i alem için asılmalı diyoruz.
Biz; “Devlet” diyoruz “Millet” diyoruz.
Biz “Atatürk” diyoruz, “Cumhuriyet” diyoruz.
Biz “Hukuk” diyoruz, biz “Laiklik” diyoruz.
Biz, Devleti de eğitimi de hatta dini de, böyle dini istismar eden dindarlık kisvesi ve cüppesi altında beyni yıkanmış yobazlara teslim etmemeli diyoruz.
FETÖ’cüler devletten tek tek ayıklanıp temizlenirken, bir daha böyle tarikatlara, cemaatleri fırsat vermeyin diyoruz. Verirseniz işte böyle olur diyoruz…
Hepsi bu.
Cumhuriyetimizin kurucusu bilge lider, Mustafa Kemal Atatürk, sanki bugünleri 91 yıl önce, yani 30 Haziran 1925 tarihinde görmüş olacak ki ne demişti:
"Efendiler ve ey millet! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat (yol) uygarlık tarikatıdır. Uygarlığın buyurduğu ve istediğini yapmak insan olmak için yeterlidir. Tarikat başkanları bu dediğim gerçeği bütün açıklığı ile algılayacak ve kendiliklerinden derhal tekkelerini kapatacak, müritlerinin bundan böyle olgunluğa eriştiklerini kabul edeceklerdir."
Evet Büyük Atam tekkelerin adı cemaat oldu, şeyhlerin adı hoca oldu, hiçbir şey değişmedi.
İnşallah bundan sonra ülkemizi idare edenler bunları görür ve anlar ki bir daha devleti tarikatları ve cemaatlere teslim etmezler. Yoksa bugün giden FETÖ’cüler, yarın bir başka cemaat ve tarikat adıyla karşımıza dikilirler, belki de bir daha bu millet ellerinden kurtulamaz.
Tarikatlar kendi içine bakmalı artık. Yoksa çok başları ağrıyacak. Bazı tarikatlar holding havasına büründü, bazıları devlet içinde örgütlendi.
Bugün geldiğimiz noktada ve hâlâ FETÖ’nün izinden yürüyen birçok tarikat var. Siyasi olarak örgütlenen tarikatlar var.
Bu iş böyle devam edemez. “Devletin malı deniz, yemeyen domuz” değil. “Bir hırsız bir bağdan bir bostan çalar, rüşvet alan, bir bostan ya da bir selam karşılığı bir bağı satar”.
Hangi tarikatın hangi bakanlıklarda, devletin tüm kademelerinde örgütlendiğini bilmeyen var mı?
Hani işi ehline verecektik?
Hani adil şahitler olacaktık!
Şimdi görüyoruz birileri FETÖ’den boşalan yeri doldurmaya çalışıyor. FETÖ’cüler de onların arasına sızmaya çalışıyor. Zaten FETÖ’yü örgütleyen uluslararası sistem, daha önce onlar arasına da sızmaya çalışmadı mı sanıyorsunuz.
Unutmayın paralelin de paraleli var!
Bunlara fırsat vermemeli, sapla samanı karıştırmamalı, suçluyla suçsuzu ayıklamalıyız.
Ya Cumhuriyetin kurucu değerlerine sahip çıkacağız ve laik demokratik ulus-devleti geliştireceğiz ya da Ortadoğu kan gölünün bir parçası olacağız.
Tercih bizimdir.
***

Herkes bir yol tutturmuş gidiyor!

Hani bir söz vardır: “Güvenme güzelliğine bir sivilce yeter, güvenme zenginliğine bir kıvılcım yeter” diye…
Ne güzel söylenmiş bu söz.
Kırşehir’de herkes bir arayış içerisinde.
Kimisi eşinin en güzelini, kimisi oturacağı evin ve ya da kullanacağı otomobilin en lüksünü almak ister.
Elbette herkes her şeyin en iyisini, en güzelini ister.
Ama olmayınca olmuyor.
Kimi bayan arıyor, kimi erkek ama herkes sağlam duvar bulma derdinde.
Gerçek sevgiyi aşkı arayan; ya çok az, ya da hiç yok...
Herkes bir yol tutturmuş gidiyor
Ne diyelim çarşılarına, pazarlarına bereket yağdırsın "Böyle gelmiş böyle gider."
"Herkes bir yol tutturmuş gidiyor."
Zevkler ve de renkler tartışılmazmış;
“Sev seni seveni hak ile/Yeksan olsa bile
Sevme seni sevmeyeni / Mısırda sultan olsa bile…”
***

İşte böyle!..

Kaynana çaydanlık gibidir, fokur fokur kaynar...
Gelin demlik gibidir. Sinsi sinsi demlenir…
Oğlan bardak gibidir. Bir gelin doldurur, bir de kaynana…
Görümce çay kaşığı gibidir. Arada bir gelir ortalığı karıştırır…
Çocuk şeker gibidir, ortalığı tatlandırır…
Kayınpeder de çay tabağı gibidir, okkalıca oturur…
Biraz da gülelim!

RÜYA

-Kocacığım, gece rüyamda ne gördüm biliyor musun?
-Ne gördün hayatım?
-Akşam gelirken elinde çok güzel bir paketle geliyorsun.
--Eeeee..
-Bende paketi sevinçle açıyorum ve içinden "inci kolye" çıkıyor! Sence bunun anlamı ne olabilir?
-Bu akşam anlamını öğrenirsin hayatım.
Akşam olur, adam güzel bir paketle eve gelir.
-Kadın çok heyecanlanır ve sevinir ve paketi açar..
Kutunun içinde bir kitap vardır ve üzerinde "Rüya Tabirleri" yazmaktadır!!!

Sevdiğim bir söz

“Zeki bir aptal olayları olduğundan daha büyük, karışık ve zor yapabilir. Diğer yönde hareket etmek için ise, bir dahinin dokunuşuna ve cesarete ihtiyaç vardır.” Hoshang Akhtar