Hava sahamızı defalarca ihlal eden bir Rus uçağının düşürülmesi Türkiye ile Rusya arasında siyasi, askeri ve ekonomik olarak bir çıkmaza sürükledi. Adeta savaş çıktı, çıkacak boyutuna geldi.
Bu durum elbette Kırşehir’de yaşayan bizleri de olumsuz yönde etkiliyor.
Hem maddi, hem de manevi açıdan sarsılacağa benziyor.
Daha dün gibi hatırlıyoruz geçen yıllarda bizim de bir uçağımız Suriye’de düşürüldü, iki pilotumuz şehit oldu. Bu kadar ortam gerilmemişti.
Ülkemizin özellikle Suriye sınırına yakın il ve ilçeleri terörist karargâhlarına dönüştü, sınırımız yol geçen hanı, ülkemiz adeta terör üssü oldu. Elini kolunu sallayan giriyor, çıkıyor, Reyhanlı, Suruç ve Ankara’da olduğu gibi bombalar patlıyor, insanlarımız can veriyor.
Bütün bunlar yaşanırken, bu kadar belayla uğraşırken, şimdi bir de Rus uçağının düşürülmesi ile gerilim iyiden iyiye tırmandı. Adeta savaşın ayaklar sesleri duyulmaya başlandı.
Ülkemizin PKK terörü ile boğuştuğu yetmezmiş gibi, başımıza bir de Suriye ve Rus belası geldi.
Bu bela gerçekten ülkemize büyük sıkıntılar vereceğe benziyor. Çünkü Rusya büyük ve önemli bir ülke. Sevelim veya sevmeyelim ülkemiz açısından ekonomik olarak çok önemli. Çünkü her yıl milyarlarca dolarlık mal ve hizmet satarız. Gıdadan tekstile, inşaattan konuta, sebze ve meyveden enerjiye kadar pek çok alanda alıp sattığımız önemli bir ticaret kapısıdır Rusya.
Şimdi Rus uçağının düşürülmesinin ardından yaşanan sıkıntılar piyasaları olumsuz yönde etkilemeye başladı. Dün benzine 12 kuruşluk zam bile geldi.
Ruslar ülkemize gelen turistleri uçaklarla alıp ülkesine götürüyor, otellerdeki rezervasyonlar iptal ediliyor.
Kırşehir’de ısındığımız doğalgaz Rusya’dan geliyor, kullandığımız elektrik üretiminin yarısı doğalgaz santralleri tarafından elde ediliyor. Yarın Rusya doğalgazı kesse ülkemiz ne yapacak bilemiyorum. Sadece ticari geleceğimiz değil, doğalgaz vanaları onların elinde. Hatırlıyorum Rusya Ukrayna’nın gazını kesti, ülke mahvoldu.
Özetle hava sahamızı haksız olarak ihlal ettiği için Rus uçağını düşüren ülkemiz ne kadar haklı olsa da ne yazık ki dost bildiğimiz bazı ülkeler tarafından haksız ve yanlış bularak Rusya’nın yanında olmalarını da hayret ve ibretle izliyoruz.
Tüm dileğimiz ve arzumuz bölgemizde bir Türk-Rus savaşının yaşanmaması…
Biz Türkiye ile Rusya arasında yaşanan bu gerginliği bırakarak yine Kırşehir’imize dönelim.
Kırşehir’de bazen öyle ilginç olaylarla karşılaşıyoruz ki sormayın gitsin…
Malumunuz 1 Kasım seçimleri geride kaldı. Ak Parti yeniden tek başına iktidar oldu, hükümet kuruldu. Her ne kadar bu kabinede Kırşehir milletvekillerimiz yer almasa da ülkemiz ve Kırşehirimiz için yeni bir dönem daha başladı.
Kırşehir’de milletvekili çıkaracaklarına kesin gözle bakan MHP ve CHP’de sessizlik ve şaşkınlık sürüyor.
MHP’de bir yönetim kurulu istifasını verirken, ne il başkanı, ne ilçe başkanları seçimlerdeki başarısızlık karşısında seslerini çıkartmıyorlar, kıllarını kıpırdatmadan görevlerinin başında olmaya devam ediyorlar.
Tabi ne de olsa her seçimde başarısızlığı kanıksadılar, genel başkanları Devlet Bahçeli’nin izinde yürümeye devam ediyorlar.
Kırşehir’de MHP teşkilatları neden seçimlerin ardından bir araya gelip, bir değerlendirme gereği duymazlar? “Biz bu seçimde neden oy alamadık? Kazandığımız bir milletvekilini neden kaybettik?” diye kafa yormazlar?
Ama onlar da haklılar! Çünkü üzüm üzüme baka baka kararırmış derler. Genel Başkan Devlet Bahçeli son yıllarda girdiği her seçimde beklediği oyu alıp bir türlü iktidara gelemedi. Halkın “bir araya gelin, hükümet kurun” çağrılarını elinin tersiye itti, hatta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Başbakanlık” önerisini bile reddederek “Ben ana muhalefette kalacağım!” dedi. Bu millet te 1 Kasım seçimlerinde öyle bir tokat attı ki, günlerdir kendine gelip ne istifa edebildi, ne de doğru dürüst seçim sonuçlarını bile değerlendiremedi. Yapıştı koltuğuna kaldırana aşk olsun!
Devlet Bahçeli’nin bu tutumunun partiyi ve ülkeye verdiği zararı daha fazla anlatmamıza gerek yok sanırım.
Ya Atatürk’ün kurduğu yaşlı ve yorgun CHP ne yapıyor? O da bildiğiniz gibi…
Her seçim sonucunda birkaç kişi olağanüstü kurultay ister, imza toplar. Ama başaramaz. Çünkü orada da bir grup var. Onlar ne derse o olur. Haa hakkını yemeyelim Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun…
Gerek 7 Haziran seçimlerinde, gerekse 1 Kasım seçimlerinde gerçekten çok olumlu bir siyaset yaptı. Siyaseti kavgadan, ayrışmadan çıkardı, halka yapacaklarını vaad etti. Hükümet kurulma sürecinde elinden gelen katkıyı sundu. Ama olmadı, başaramadı.
Buna rağmen 1 Kasım’da istediği oyu alamadı. Milletvekili sayısını sadece iki tane arttırabildi Kılıçdaroğlu’nun CHP’si… Ama seçimin ardından koç gibi çıkıp başarısız olduklarını kabul etti.
Şimdi CHP’de Ocak ayında bir olağan kurultay var. Bunun hazırlıkları başladı. Kırşehir Merkez İlçe kongresi ile birlikte önümüzdeki ay tüm ilçe ve il kongreleri yapılacak.
CHP’de genel başkan değişir mi bilinmez ama parti üst düzey yöneticilerinde epey bir değişliğin olacağı ortada.
Peki Kırşehir’de bir değişiklik, bir yenilik olacak mı sorusuna gelince onu da kongrelerin yapılmasını bekleyip göreceğiz.
***
Milletvekilimiz Salih Çetinkaya’ya açık mektup…
Milletvekilimiz Salih Çetinkaya’yı avukatlığından, il başkanlığından bu yana tanır, sever ve sayarım.
Kendisiyle ne kişisel, ne gazete olarak bir sıkıntımız yaşanmadı.
Siyasete atıldığı günden bu yana hep iyi, saygılı ve hoşgörülü bir ilişkimiz oldu.
AK Parti İl Başkanı iken düzenlediği her basın toplantısında bulunduk, her açıklamasına gazetemizde yer verdik.
7 Haziran seçimlerinde milletvekili aday adaylığından, adaylığına ve milletvekili seçilene kadar yine her türlü açıklamasına, çalışmasına, girişimlerine gazetemizde sayfa sayfa yer verdik. Boy boy fotoğraflarını yayınladık.
1 Kasım seçimlerinde de aynı şekilde destek verdik, ikinci kez milletvekili seçilmesine karınca kararınca katkı sunduk.
Ama anlayamadığım Milletvekilimiz Sayın Salih Çetinkaya ile sanki bir gönül kırgınlığımız var gibi algılamaya başladık.
Bu kırgınlığın nerden ve nasıl geldiğini bir türlü çözemedik, anlayamadık.
Dedim ya bizim kendisiyle en ufak bir tartışmamız, kırgınlığımız ve küslüğümüz olmadı.
Ama gerek 7 Haziran seçimleri sonrasında, gerekse 1 Kasım seçimleri sonrasında gazetemize gelmedi, uğramadı.
Oysa ben kendisini her iki seçimde de arayıp, kutlamış ve başarılar dilemiştim.
Evet sayın Milletvekilimiz Salih Çetinkaya soruyorum: “Sayın vekilim ne oluyor? Ne yapıyorsunuz? Bir küskünlüğünüz, bir kırgınlığınız mı var bize ve gazetemize karşı?”
Varsa bir yanlışımız, kusurumuz bizlere iletirseniz memnun oluruz.
Yoksa çevrenizi kuşatan menfaatçilerinin yalan, dolan sözlerine itibar edip, onların sözleriyle hareket ediyorsanız buna üzüleceğimizi de belirtmekte yarar görüyorum.
Zaten Kırşehir ne kaybettiyse bu dedikodularla kaybetti.
Ama en büyük üzüntüm de milletvekili mertebesine ulaşmış Salih Çetinkaya gibi dürüst, efendi, saygın bir kişinin böyle bir davranış içine girmesidir.
Evet Sayın Milletvekilimiz Salih Çetinkaya…
1 Kasım seçimlerinin ardından ne kadar umutlu olduğumuzu geçen yazımda belirtmiş ve Kırşehir yeni dönemde çok önemli hizmetler alacağını söylemiştim.
Çünkü projeci bir milletvekilimiz Mikâil Arslan ve Belediye Başkanımız Yaşar Bahçeci, sizin gibi Kırşehir’i seven, çalışkan ve dürüst bir milletvekili, yine aynı şekilde başarılı bir il başkanı ile el ele vereceğinize yürekten inanmış ve bu konuda gerek şahsım, gerekse gazetemiz “Kırşehir Çiğdem” olarak her konuda tam destek vereceğimizi deklare etmiştim. Çünkü sizlerin yapacağı, getireceği her hizmet Kırşehir’e ve bizlere olduğu inancındaydım.
Ama sayın milletvekilimiz Salih Çetinkaya’yı başka yerleri gezerken, ziyaret ederken görünce üzüntü duyuyoruz. Öyle ki Kırşehir adına kılını bile kıpırdatmayan, gazetecilikle ilgisi, alakası olmayan, doğru dürüst gazetesi bile olmayan, tehdit ve şantajlarla köşe dönen ihaleci ve rantçılarla Milletvekilimiz Salih Çetinkaya’yı görmek şahsen benim gibi bütün Kırşehirlilerin de onuruna dokunuyor.
Ne diyeyim sayın vekilim büyük saz ve söz ustamız Neşet Ertaş’ın dediği gibi biz sana küsmedik sayın vekilim, sadece kahrettik…
Yolun ve bahtın açık olsun…
***
Gülelim-Düşünelim!
Köylünün fırıncıya verdiği ders!
Köylünün biri, ineklerinin sütünden tereyağı yapardı. Her gün tereyağının bir kilosunu kasabadaki fırıncıya satardı. Aldığı paranın bir kısmıyla fırıncıdan bir ekmek alır, köyüne dönerdi.
Bir gün fırıncı köylüye çıkışmaya başladı:
— Ben, sana güvenerek getirdiğin yağları hiç tartmadan aldım. Müşterilerime sattım. Oysaki sen yağları eksik tartıyormuşsun. Seni şikayet edeceğim.
Köylü, yağları kendisinin tarttığını, hepsinin de bir kilo olduğunu söyledi.
Fırıncı, köylünün o gün getirdiği yağı tarttı, Yağ bir kilodan azdı.
Fırıncı, köylüyü mahkemeye verdi. Fırıncıyı dinleyen yargıç köylüye dönerek:
— Sen bu adamı aldatıyormuşsun. Tartıda haksızlık yapıyormuşsun, doğru mu? dedi.
Köylü:
— Sayın yargıç! Ben fırıncıya her gün bir kilo yağ veririm, Alacağım paranın bir kısmıyla kendisinden bir ekmek alırım, Köydeki terazimin gramları çoktandır kayıp. Ben, gram olarak fırıncının bir kilo diye verdiği ekmeği kullanırım. Eğer fırıncının ekmeği bir kilodan azsa benim yağım da az olur.
Fırıncı birden telaşlandı. Davasından vazgeçmek istedi. Yargıç, kabul etmedi. Fırına adam gönderdi. Birkaç ekmek getirtip tarttı. Ekmeklerin hepsi bir kilodan azdı.
Köylü davayı kazanmış, fırıncının hilesi ortaya çıkmıştı.
Kırşehir’de böyle davalar açılıyor mu bilmiyoruz, ama yağı eksik tartanın çok olduğu gibi ekmeği eksik gramajlı üreten fırın sayısının da hiç te azımsanmayacak kadar çok olduğu bilinen bir gerçek…
***
Sevdiğim bir söz
“İyi insanlarla arkadaş olunuz. Kötü kimseyle arkadaşlık etmektense, yalnız olmak evladır.” George Washington