Türk siyasetinde yaşanmış nice ibretlik olaylar!..



“Politika, siyaset, kavga dövüş, sayıp sövme mesleği değildir” derler. Politikacı şaka yapar, espri yapar, karşısındakine takılır, alay eder, ama küfür etmez. Öyle bir laf eder ki küfürden beter.
Bunun örneklerini araştıranlar siyasi tarihimizde bulabilirler, örneğin Kırşehirli hemşehrimiz Osman Bölükbaşı’nın meydanlarda ve mecliste yaptığı nice konuşmalarında bulmak mümkün.
Bölükbaşı bir gün mecliste konuşurken laf atıyor birisi, “Erkek misin?” diyor. Bölükbaşı cevap veriyor, “Erkekliğimi ihaleye çıkarsalar üstünde kalır” diyor.
Yine biri laf atıyor, diyor ki: “Bölükbaşı sen erkeksen ben de koçum” diyor.
Yiğidim, aslanım Bölükbaşı’nın cevabı hazır:
“Belli belli boynuzlarından belli!”
Daha nice esprili adam gibi cevaplar veriyor Bölükbaşı.
Günümüz siyasetçilerine gelelim…
Bal akıyor ağızlarından bal mübareklerin…
İktidarıyla muhalefetiyle aynı yolun yolcuları.
Maşallah, karşılıklı hakaretler, davalar birbirini kovalıyor.
CHP’li eski Milletvekili Kamer Genç öldü ya, o günlerde televizyonlarda onunla ilgili siyasi çıkışlarına, hareketlerine, siyasi mücadelelerinden, renkli kişiliğinden kesitler gösteriyordu.
Meclis’te yaptığı her konuşmasını üstüne alan, lüzumlu lüzumsuz zaman zaman birkaç zerzevat dava açmışlar. Mazisi lekeli olanlar her lafı üstüne alırlarmış zaten!
Şimdi yine görüyoruz ki Kamer Genç yok, ama CHP’liler de MHP’liler de AKP’liler de HDP’liler de birbirlerine olmadık hakaretler ediyor. Bunun adına da siyaset diyorlar ne acı ki.
Bakın yine aklıma geldi, yıllar önce Kırşehirli hemşehrimiz Osman Bölükbaşı’nın demokrat Partililere karşı verdiği siyasi mücadelede kimi zaman yargıya taşınmıştı. Bilenler bilir, bilmeyenler araştırsınlar. Bölükbaşı çok dürüst demokrasi mücadelesi vermiş örnek bir siyasetçiydi.
Ama o aslan yürekli, dürüst, namuslu, şerefli “Vatan, Bayrak, Hürriyet” diyen adam gibi adam canım hemşehrim Bölükbaşı hep haklı çıkmıştı. Çünkü siyasetten nemalanmıyordu. Nemalanların da hep karşısındaydı.
Kırşehirli hemşehrimiz Osman Bölükbaşı, kendisi gibi dürüst olmayan siyasetçileri yerden yere vururdu. Bu nedenle hakkında haksızca davalar açılıyor ve bu davalar yıllarca sürüp giriyordu.
O yıllarda bazı zavallı kişiliksizler de “Bana hakaret etti” diyerek, yargının yolunu tutardı. Ama hep kaybederlerdi.
Hatta birisi kendisine hakaret ettiği “İddiasıyla”, “bahanesiyle”… o da yargının yolunu tutmuş, dava açmış. Bölükbaşı’nın cevabı hazır:
“Otur Dağıstan Bey otur. Arkadaşlar, Dağıstan Bey Ankara’nın Bala’dan. Oturduğu yer bayırla sırt, yediği yoğurtla süt, konuştuğu da vırtla zırt! Buyurun Dağıstan Bey…”
Bu sözleri duyan Dağıstan Bey Meclisi çoktan terk etmişti.
Hepsi kabul de…
Ama ne demiş? Hakaret sayılan laf neymiş ya da “bahane edilen laf” neymiş o yok.
Fıkra anlatmayı pek beceremem. Ama bir deneyim.
Uzun yıllar önce yaşanmış bir olay.
Hani adama benzemeyen efemine yürüyüşlü, efemine konuşan birisine “Pezevenk” demişler. O da dava açmış.
Sözde hakaret eden, mahkemede bin bir dereden su getirerek “Pezevenk” kelimesinin hakaret olmadığını, bilakis saygın bir meslek olduğunu, geçimini bu yolla sağladığını kazancını bu yolla elde ettiğini anlatmış.
Hâkim sonunda dayanamayıp sormuş şikâyetçiye.
“Ne diyorsun?”
“Ne diyeyim hâkim bey”
“Pezevenk öyle güzel savunma yaptı ki takdir sizin. Zaten benim gibi pezevenkler olmasalar bunlar böyle kime laf söyleyecekler?” demiş.
Hâkim şöyle bir dosyanın altına üstüne bakmış ne desin, “Haklısınız, sizin gibiler yüzünden her gün böyle işlerle uğraşıyoruz. Çıkın dışarı pezevenkler” demiş.
Kırşehir Eski Belediye Başkanı, dürüstlük abidesi rahmetli Hakkı Göçen ağabeyimizin dediği gibi.
Hâkim ne desin böyle arsız ve yüzsüzlere…
Fıkra böyle miydi, yoksa kuşa mı çevirdim bilmiyorum.
Ama okuyup biz de öğrenelim ve Türk milleti adına, bari vicdanen karar verelim.
Doğruları söyleyelim, doğruları konuşalım.
Çünkü Allah bize şah damarımız kadar yakındır.
Ne demiş büyük insan İsmet İnönü:
“Namuslular da namussuzlar kadar cesur olmalıdır.”