TÜRK MİLLİYETÇİLERİNE GÜVENMEK (3)

Türk Ocakları Genel Merkezi yayın organı olan Türk Yurdu dergisi Kasım ayı sayısında öğretim üyesi Semih Yapıcı’nın “Türk Milliyetçilerine Güvenmek” makalesine geçen haftadan kaldığımız yerden devam ediyorum. Büyük özenle kaleme alınan bu makalenin ilginizi çekeceğine eminim.

Bugün fikir dağınıklığı gibi görünen birçok tartışmanın altında, aslında bu güven eksikliği yatıyor. Farklı düşünceler, farklı öncelikler, farklı üsluplar elbette olacaktır. Bu çeşitlilik, fikrin dinamizmini gösterir. Ne var ki o çeşitlilik bir inanç ortaklığına dönüşmediğinde, zenginlik değil zafiyet doğuruyor. Türk milliyetçileri birbirine inanmadıkça, birbirini koruyup kollamadıkça, aynı gövdenin dalları olmaktan çıkıp birbirini gölgeleyen fidanlara dönüşür.

Türk milliyetçileri arasındaki güven kör bir sadakat yerine ortak emekle, şeffaf ve adil olmakla, konuştuğunu anlamakla, yaptığının hesabını verebilmekle inşa edildiğinde sağlam bir temel üzerinde yükselir. Çünkü güvenmek samimiyet beyanıyla değil, dayanışmanın sürekliliği ile ölçülür. Bir Türk milliyetçisinin diğerine güvenmesi için “Aynı duyguyu paylaşıyoruz” cümlesini kurabilmesi yetmez; “Aynı yükü taşıyoruz, aynı sorumluluğu üstleniyoruz.” diyebilmesi de gerekir. Bu bağlamda bahsettiğim güven, kişisel bağlılıktan daha fazla bir şeydir. Ortak bir çabanın, ortak bir vicdanın, ortak bir hedefin sürekliliğine inanmak demektir.

Güven inşa etmek, hiç hata yapmamak değil; hatayı kabullenip telafi edebilme erdemine sahip olmaktır. Bu çağda Türk milliyetçilerinin birbirine güvenmesi, yapılan hataları örtbas etmek ya da bir saldırı aracına dönüştürmek yerine, birlikte nasıl telafi edileceğine bakabilmekle mümkündür. Çünkü gerçek güven, üretme, paylaşma, denetleme ve sorgulama sorumluluğunu birlikte taşıyabilmektir. Kendisiyle aynı yola inananların başarıya ulaşmasını kendi varlığına tehdit olarak görenlerden oluşan bir hareket, milletine bir umut olamaz.

Bugün Türk milliyetçiliği, ağır bir sorumluluk taşımaktadır. Bu sorumluluk Türk milliyetçiliğin öncüleri ve Türkiye Cumhuriyeti kurucularından kalan mirasa layık olmak ve yarınki çocuklarımıza layık olmak için çalışmalarına değecek bir miras bırakmaktır. O yüzden Türk milliyetçisi üreten, paylaşan, denetleyen, sorgulayan bir insan olmalıdır.

Yakın geçmişte yaşadığımız tecrübeler, bu güven meselesinin ne kadar hayati olduğunu açıkça gösterdi. Türk milliyetçileri birbirine şüphe ile bakarken Türk düşmanları kol kola girdi. Bugün yürütülen süreçler de işte bu kol kola girmiş düşmanlardan doğdu.

Türk Milleti’nin evlatlarının katillerine özgürlük vadedilirken Türk milliyetçileri, birbirinin niyetini sorgulamayı bırakıp birbirlerinin emeğini görmeyi öğrenmek zorundadır. Aksi takdirde büyük kitleler kendini milliyetçi olarak tanımlarken o milliyetçiliğin siyasette karşılık bulamadığı uzun yıllar yaşamaya devam ederiz.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı, Türk milliyetçiliğinin yeniden doğuş yüzyılı olmalıdır. Bu doğuşun başlangıç noktası, birbirine güvenen milliyetçilerin omuz omuza durduğu yer olacaktır.