TURİZM PENCERESİNDE YUNUS EMRE

Kırşehir, Anadolu’da tasavvufi düşüncenin önemli merkezlerinden biri olarak ön plana çıkmaktadır. Ahiliğin topraklarında doğmasının yanında tasavvufa hayatını adamış mutasavvıflara topraklarında filizlenme fırsatı vermiştir. Yunus Emre’nin tasavvuf dünyasına doğuşu da Kırşehir topraklarında başlamıştır Kırşehir, Anadolu’da tasavvufi düşüncenin önemli merkezlerinden biri olarak ön plana çıkmaktadır. Ahiliğin topraklarında doğmasının yanında tasavvufa hayatını adamış mutasavvıflara topraklarında filizlenme fırsatı vermiştir. Yunus Emre’nin tasavvuf dünyasına doğuşu da Kırşehir topraklarında başlamıştır. Yunus olarak başladığı yaşam yolculuğunu 'Emre' (ilahi aşkla yanan bir aşık) olmayı başardığı o kutlu dönüşümün merkezi olmuştur.

Anadolu’da büyük bir kıtlığın hüküm sürdüğü bir dönemde, yoksul bir köylü olan Yunus, yardım istemek amacıyla dağdan topladığı bir sepet yabani alıcı yanına alarak Kırşehir yakınlarındaki Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergahına varır. Yunus’un bu samimi hediyesinden etkilenen Hacı Bektaş, ona getirdiği her bir alıç tanesi karşılığında maddi bir karşılık olan "buğday" mı yoksa manevi bir lütuf olan "nefes" mi istediğini sordurur; ancak ailesi aç olan Yunus, o anki ihtiyacının etkisiyle buğdayı tercih ederek yola koyulur. Yolda giderken buğdayın tükeneceğini ama "nefesin" kalıcı bir hazine olduğunu fark edip büyük bir pişmanlıkla geri dönse de Hacı Bektaş ona nasibinin anahtarının artık Tapduk Emre’de olduğunu söyler; böylece Yunus için buğday peşinde başlayan yolculuk, ömür boyu sürecek bir tasavvuf ve gönül arayışına dönüşür. Yunus, bu ağır pişmanlıkla Tapduk Emre’nin kapısına vardığında, artık karnını doyuracak buğdayın değil, ruhunu besleyecek o kutlu "nefesin" peşindedir. Kapıdan içeri adımını attığında, kendisine verilen ilk görev olan odun taşıma işine tam kırk yıl boyunca sadakatle sarılır ve dergâha tek bir eğri odun bile sokmayarak, "Bu kapıdan eğrilik geçmez," diyerek içsel dürüstlüğün zirvesini temsil eder. Zamanla o sade köylü Yunus, sabır ve aşkla pişe pişe dilsizlerin dili, gönüllerin tercümanı olan büyük bir ozana dönüşür. Sonunda dervişlik makamına erdiğinde, bir zamanlar elinde tuttuğu o bir sepet alıç, artık milyonlarca insanın gönlünde çiçek açan, yüzyıllar boyu solmayacak bir sevgi ve hoşgörü mirasına evrilir.

Yunus Emre’nin mezar yeri konusunda kesin bir görüş birliği yoktur. Anadolu'nun pek çok yerinde olduğu gibi ona ait olduğu söylenen birden fazla türbe bulunmaktadır. Bu yüzden Kırşehir’deki türbe de ona atfedilen yerlerden biridir. Ancak Kırşehir halkı, Yunus Emre’yi kendi evladı olarak görür. Türbe yolu Kırşehir’den geçer, Kırşehir valiliği orada her yıl resmi anma törenleri düzenler ve Kırşehir kültüründe "Yunus Emre bizimdir" anlayışı çok güçlüdür. Yunus Emre’yi tanımak Kırşehir’in sahip olduğu somut olmayan kültürel mirası için önemlidir. Kırşehir’in bozkırında sessizce yükselen bu tepe, sadece bir mezar değil; bir köylünün dervişe, bir sesin nefese dönüştüğü, yani Yunus Emre hikayesinin ilk cümlesinin yazıldığı yerdir.