Neşet Usta “Bizim oralarda seni seviyorum denmez, KURBAN olurum sana denir” demişti.
Tabi bu sözü insanlar için söyledi. Yoksa birkaç gün sonra kesilecek hayvanların insanları sevdiği için kurban olmaları mümkün değil. Koyunlar, sığırlar kendilerini kesen insanı neden sevsin ki? Öyle bir sevgi kimi insanlara özgü. Celladına aşık olan bazıları, kendisine zulmeden, aç bırakan, özgürlüğünü elinden alan, kendisini insan yerine koymayan insanları taparcasına severler ya. Öyle bir durum KURBAN bayramında söz konusu değil.
Küçük çaplı bir araştırma yaptım. Bayramda Türkiye’de yaklaşık 3.5 milyon hayvan kesilecek. (Geçtiğimiz yılların ortalaması böyle) Bunların yaklaşık yüzde 80’i küçükbaş, yüzde 20’si büyükbaş. Yani yaklaşık 90 milyon kilo et elde edilecek. Adaletli dağıtılsa kişi başı 1’er kilo düşer.
İslam ülkelerinin toplamına da bir baktım. O da yaklaşık 120 milyon. Bu rakamın büyük çoğunluğu tahminlerin aksine Arap ülkelerinde değil, Endonezya, Pakistan, Hindistan, Bangladeş ve Nijerya’da kesiliyor. Bu 120 milyonun yüzde 80/20 büyük ve küçükbaş olduğu düşünülürse 3 milyar kilo et eder. Dünyadaki toplam Müslüman sayısı 1 milyar 900 milyon olduğuna göre Müslüman başına 1.5 kilodan fazla et düşer ama bu hesaplar ancak bu sayfalarda kalır. Kimi 4-5 günde 5 kilo yer, kimi kavurur çömleklere doldurur kışlık saklar filan yılda evine 1 kilo et girmeyen fukaralar yine Mahsuni’nin “KURBAN gelir payın yoktur, haftan yoktur ayın yoktur, Ankara’da dayın yoktur, Mamudo KURBAN niye doğdun” dediği gibi hesaplardaki paydan uzak kalır.
Biz, ulus olarak diğer Müslüman ülkelerden daha bir başka severiz “KURBAN” kelimesini… Hele türkülerimizde bir başka anlam ifade eder “KURBAN” sözcüğü…
“Ela gözlerine KURBAN olduğum”, “Gitme uzak yollarına KURBAN olurum”, “Yurduna, eline KURBAN olayım”, “KURBAN olam kalem tutan ellere”, “Yaradana KURBAN, yaradana”, “KURBAN olam, KURBAN olam, beşikten yatan kuzuya”, “Bayram olsun, bayram olsun, canım sana KURBAN olsun”…
Bu bayramda olmasına kesin gözüyle bakılan iki olay var. Her yıl olduğu gibi bu yıl da 10 bin civarında vatandaşımız ya kazayla elini keser ya da boğaların tekmeleriyle yaralanır. Bir diğer olay da benim tahminime göre kesilme aşamasında 5 bin civarında hayvan kaçar. Kaçan küçükbaş hayvanların nerdeyse tamamı kaçarken önünü kesen vatandaşlarca veya sıkıştıkları bir çıkmaz sokakta yakalanır. Fakat kaçan büyükbaşların nerdeyse 3’te biri yakalanamıyor her yıl. O kaçanlar da inşallah ihtiyacı olan birilerinin eline geçiyordur da bir ziyafete vesile oluyordur.
Bu arada, elindeki boğayı kaçırıp, epeyce kovaladıktan sonra yakalayamayacağını anlayıp, tabancayla, tüfekle ateş edip boğayı öldürenlerin durumu da biraz karışık. Her ne kadar “dur ihtarına uymadı” diye kendilerini savunsalar da, ateş edenin resmi bir sıfatı yoksa bu savunmanın pek geçerliliği yok. Zaten “Önce o ateş etti, ben de nefsi müdafaa yaptım” deseler kimse inanmaz. Dolayısıyla 6136 sayılı ateşli silahlar kanununa muhalefetin yanı sıra, taamüden hayvan öldürmek gibi bir suçla karşı karşıyalar… Tabi, boğaya ödenen paraların, hafifletici bir neden olması ve boğanın kaçmasının, bir taciz olarak kabul edilmesi nedeniyle, verilecek ceza alt sınırda olabilir ama, yine de bu gibi durumlarda arkadan ateş etmek yerine, boğanın karşısına geçip mertçe alnından vurmak, en azından insanlığın gereğidir.
KURBAN kesme konusunda bu kadar endişe sana mı düştü diyenler olabilir. Veya bu pahalılıkta, emeklinin aldığı 4 bin lira bayram ikramiyesiyle kurbanlıklara uzaktan bile bakamayan bizlerin KURBAN sorununu sen mi çözeceksin de akıl veriyorsun diyenler de olabilir.
Haklısınız valla. Benimki “kuru kuru KURBAN oluyum, yaş yaş gadanı alıyım” misali işte. Kusuruma kalmayın “gözünüze KURBAN oluyum”… Emekliye, emekçiye bayram yapacak maaşı, ikramiyeyi çok görenler, size KURBAN olsunlar.
Bayramınızı en içten dileklerimle kutlar, tüm yaşamınızın bayram sevinci içinde geçmesini dilerim.