Siyasi küfür edebiyatı

Yıl: 1985 veya 86. Yer: Ortaköy. 
Hayvan Pazar yerinde bir cinayet işlenmiş ve yerde bir ceset yatıyor. Henüz emniyetten kimse yok. Yaşlı elinde baston sırtında kürkle bir adam yaklaştı, (Şimdi o kürklerden giyen yok koyun postunda yapılırdı ve dikimi de kolay herkes tarafından dikilebilir, kürk soğuk havalarda gayet mükemmel bir koruyucu ve sadece kuru havalarda giyilen bir esvaptı. Genellikle çobanlar giyer, fakat daha dikkatli dikimli olanlarda halk arasında giyilirdi. Birazda zenginlik ağa sembolü de sayılırdı) nedir diye yerde yatan adama yaklaştı, etraftakilerinden birinin “ana avrat küfretmiş öbürü de vurdu” deyince “haaaa!” diyerek dönüp giderken sanki vurulanın suçlu olduğunu ve ana avrada küfür edenin suçlu olduğunu onaylar gibi tavırları vardı. 
Şimdiki ortama ve siyasilerin ağızlarında çıkan küfürler ana avrattan daha öte boyutlarda ve ağır hakaretlerde bulunan siyasileri örnek alan toplum, her kızgınlığında hemen ya beline ya da uçkuruna el atıyor ve ondan sonrada seyreyle kavgayı!
Kırşehir’de çarşı pazarda dolaşırken, gözümüze öyle tartışmalar, öyle küfürler var ki bunların haddi hesabı yok. Küfür insanların adeta alıştığı basit bir sözcük haline gelmiş! Her şeye küfür eden, hatta benim ömrüm boyunca hiç işitmediğim bu küfürleri duyunca bu insanları görünce inanın ağzım açık kalıyor!
Kırşehir’de yaşamış ve adeta küfürle özdeşleşmiş insanların olduğu da bilinen bir gerçek. Birçoğu bugün aramızda olmasa da arkasında öyle küfürler eden yeni nesiller geliyor ki sormayın gitsin. 
Geçtiğimiz günlerde Cacabey Meydanı’nda gidiyorum. Üç tane lise kız öğrencinin birbiriyle konuşurken birdenbire birinin parlayıp, diğer kız arkadaşına benim gibi bir erkeğin ağzın almayacağı bir küfrü duymaz mıyım?
İnanın ben utandım, yerin dibine girdim. O kızcağız mı? Sanki onun için sıradan bir küfürmüş gibi bana baktı, ben de ona şöyle baktım, geçip gittim!
İşte böyle günden günü artan küfürler gırla gidiyor!
İşçi patrona, esnaf müşteriye, komşu komşuya, hoca cemaate, cemaat önüne gelene, öğretmen talebeye, yani her canı sıkılan birilerine küfür ederek adeta deşarj olur hale geldi toplum. Cani sıkılan küfür edecek hedefi her zaman bir hedef buluyor!
Türkiye’nin içinde bulunduğu ortamın küfür ve kavgayla bertaraf edilemeyeceğini siyasilerin lütfen anlaması gerek, hiç bir siyasinin vatan sevgisi tartışılamaz, yanlışlarda tasvip edilemez. 
Halk kavga ve gürültü istemiyor. Şunu da iyi bilmeleri kendi menfaatlerine, kavga eden partiler oy kaybediyor. 
Eskide küçükler kavga ederken büyükler aracı olurdu. Şimdi büyükler kavga ediyor, küçükler aracılık yapmaya çalışıyor fakat pekte başarılı oldukları söylenemez. 
Memlekette Atatürk gibi bir dehaya ve bütün dünyada dost ve düşmanın saygıyla andığı kimseye, galiz küfür ve hakaretler edilirken sesi çıkmayan sözüm ona görevliler, aslı astarı olmayan hiç te hakaret içermeyen en ufak laflarla, haklarında davalar açılıyor ve mahkûm ediliyor. Alenen devleti soyan ve hazineyi boşaltanlara, değil soruşturma açmayı adeta destekler mahiyette tavırlar takınılıyor. 
Bu gibi davranışlarda “rahatsız olmuyorum!” diyen var mı? 
Yok. 
Çünkü neden yok toplum korkutulmuş ve adaletin varlığından ümidi kesmiş. Haber alma özgürlüğü değişik uygulamalarla, aba altında sopa göstererek istenilmeyen haber ve olayların yayınlanmaması için adeta gizli bir baskı uygulanıyor. 
Soygunun ve vurgunun gizliliğini kanunlarla yasalaştırmak, yasa veya ihale sözleşmelerin halka kapalı olması, nasıl bir şeffaflık ve demokrasidir. Devletin bizzat üstlenmesi ve yapması gereken hizmetler vardır. Bunların en önemlisi, eğitim, sağlık, ulaşım, emniyet, askeri ihtiyaçlar ve bunun gibi bazı görevleri başkasına ihale edilemez ve etmemeli. Halktan topladığı paraları, halkın ihtiyacına harcadığının şeffaflığını topluma göstermesi gerekir.
 

YORUM EKLE