SABRET

Hayat, herkese aynı yerden bakmaz. Kimi zaman en temiz yürekler en ağır imtihanlardan geçer.

İyilik yapan incinir, güvenen aldatılır, emek veren karşılığını göremez.

Bazen de en çok uçması gerekenlerin kanatları kırılır.

İnsanı en çok yaralayan, yaşadığı acıdan çok o acının haksızlıkla gelmiş olmasıdır. Çünkü haksızlık, sadece bedeni değil; kalbi, umudu ve güveni de yaralar. İşte tam da böyle zamanlarda insanın içinde iki ses konuşur:

Biri öfkeye çağırır, diğeri sabra...

Sabır, sessizce boyun eğmek değildir. Sabır; hakkından vazgeçmeden, kinin esiri olmadan yürüyebilmektir.

Çünkü öfke, çoğu zaman önce sahibini tüketir. Sabır ise insanı olgunlaştırır, güçlendirir ve ayakta tutar.

Unutmamak gerekir ki bu dünyada hiçbir güç sonsuz değildir. Bugün başkasının kanadını kıran, yarın kendi uçamadığı günle yüzleşebilir.

Hayat, bazen insanın yaptığını yine kendisine gösteren en büyük aynadır.

İlahi adalet ise acele etmez; ama asla şaşmaz.

Bu yüzden, seni incitenler için kin biriktirmek yerine, kendini yeniden ayağa kaldırmaya çalış.

Çünkü kırılan kanatlar bazen daha güçlü çıkar.

Acılar, insanı ya yıkar ya da inşa eder. Tercih, çoğu zaman insanın yüreğindedir.

Sabret...

Çünkü sabır, beklemek değil; umudu kaybetmeden yürümektir.

Gün gelir, haksızlık eden yaptığının ağırlığını hisseder.

Gün gelir, gözyaşı döktüren kendi vicdanıyla baş başa kalır.

Gün gelir, kırılan kalpler yeniden yeşerirken, kıranlar yaptıklarının sessizliğiyle yüzleşir.

Öyleyse intikamı zamana değil, adalete bırak. Çünkü gerçek zafer, seni incitenlere benzemeden yoluna devam edebilmektir.

Ve unutma:

Senin kanadını kıranların da kırılacağı bir gün var. Ama sen, o gün geldiğinde bile merhametini ve insanlığını kaybetmeyecek kadar güçlü ol.

İşte gerçek zafer budur...