Rüşvet suçu; "Bir kamu görevlisinin görevinin ifası ile ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir kişiye menfaat sağlaması ile oluşur. Bu suçun işlenmesinin kabul edilebilmesi için, rüşvet alan ile rüşvet verenin serbest iradeleri ile rüşvet alma ve rüşvet verme konusunda anlaşmalar gerekir. Bu anlaşma gerçekleştiği taktirde, Kamu görevlisine menfaat sağlanmasa dahi suç oluşur. Rüşvet Alma ve verme suçu, Türk ceza kanunun 252. maddesinde düzenlenmiştir. Rüşvet almanın cezası 4 yıldan 12 yıla kadar hapistir. Rüşvet veren de aynı cezayı alır. Milletin parasını çarçur eden, eşine dostuna peşkeş çeken, yandaşlarını belediyelere ve kamu kuruluşlarına yerleştiren, imar düzenlemelerin de rüşvet karşılığında haksız İmar planları yapmak suretiyle kimi vatandaşların zarara uğramasına sebebiyet veren, rüşvet karşılığında ihaleler veren, kim olursa olsun hesabını vermelidir. Milletin verdiği vergiler milletin refahı için harcanmalıdır. İslam dini de rüşvet vermeyi ve almayı yasaklamıştır. Bakara Suresi'nin 188. ayetinde Cenab-ı Hak; "Birbirinizin malını haksız yollarla yemeyin. Başkalarına ait bazı malları, günah olduğunu bile bile haksız yolla yemek için mevki ve makam sahiplerine rüşvet vermeyin." buyurmuştur. Peygamberimiz ise; "rüşvet alanda verende melundur." buyurmuştur.
Siyasetin, finansmanının (parasının) sağlanması kirli ilişkileri beraberinde getirmektedir. Birçok siyasinin adı; rüşvet, irtikap, nitelikli dolandırıcılık, naylon fatura düzenleme, kara para aklama, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma gibi suçlarla anılmaktadır. Tüyü bitmemiş yetimin parası, yerel siyasetin finansmanında kullanılıyor, yolsuzluk ayyuka çıkıyor. Türkiye'de bir türlü temiz siyaset yapılamıyor. Dışardan Avrupa birliği, gümrük birliği nedeniyle Türkiye'yi sömürüyor, içerden siyasiler yolsuzluk yaparak sömürüyor. Türkiye Cumhuriyeti ne zengin bir devletmiş ki; gelen çalıyor, giden çalıyor ama onun varlığını bir türlü bitiremiyorlar. Emekliler, işçiler açız diye feryat ediyorlar. Çalınan paralar onlara verilseydi, onların yoksulluktan çöken omuzları dimdik olurdu. İstanbul Belediyesi'nin, Ankara Belediyesi'nin sadece müzisyenlere ve medyaya verdikleri paralar milyarları bulmaktadır. Her iki belediye kente bakmıyor, yollar delik deşik, trafik fecaat... Bu belediyelerin başkanları, sazlar eşliğinde harmandalı oynuyorlar. Devletin kamu görevlilerine tahsis ettiği araçlara harcanan paralarla kaç fabrika yapılır düşündünüz mü? "Devletin malı deniz yemeyen do..." "Bal tutan el, parmağını yalar." Ata sözleri hangi millette revaçtadır? Bildiniz mi?