Roman Denemesi 1

Bir roman çalışmasına odaklanmaya çalışıyorum. Kolay olmadığını bilmemle birlikte; düşüncelerim, birikimlerim beni zorunlu kılıyor. Aslında zorunluluktan çok, bir vicdani sorumluluk, bir ahlaki yükümlülük ve bir iç boşalması da olabilir. Olaya nasıl baktığınıza, algıladığınıza bağlı… Asırlardır yazılıyor. Yazılacak bir şey kaldı mı veya var mı diyecekleriniz de olacaktır. İnsan var oldukça, söz tükenmedikçe yazılacak, yazılması gerektiğine de inanıyorum. Sözün en güçlü silahlardan daha etkileyici ve dönüştürücü güç olduğuna olan inancım hep sürecek. Bu benim yazıya ve söze olan bağlılığımın sarsılmaz ilkesidir.

Asırlardır yazılıyor. İyi ki yazılıyor. Yazının; o muhteşem ve büyüleyici buluşun, kültürel ve zihinsel değişime ve dönüşüme olan katkısının, bize miras bıraktıklarının, sonraki nesillere bırakacağı emanetle yolculukta yol almanın, katkıda bulunmasının hazzını yaşamak umutlu olmamı sağlıyor.

Her dönemin kendine özgü sorunları, bunalımları, kötülükleri, iyilikleri olmuştur. İnsanın olduğu, insanın olacağı her yer zamanı değişse de benzerlikler gösterir, gösterecektir. İyi ve kötü… Zıtlıklar arasında sürekli bir arayış ve çatışma olacaktır. Belki de zıtların varlığı, aralarındaki mücadele bize yeni hayatların kapılarını aralamanın anahtarıdır. İnsanlığın bu yolculuğunda iyiliğin galip geleceği günlerde benim ütopyam… Bu ütopyayı görme, yaşama şansımın olmadığını, ömrümün buna yetmeyeceğini de biliyorum. Ancak gönül köprüsünün, sevginin insanlığı bir gün ele geçireceğine de inanıyorum. Asırlardır buna ulaşılmamış, bundan sonra da ulaşılmayacağına inanan kötümserlere inat ben iyimserim. Tanrı’nın karşısında da iyiler ve kötüler var iken buna inanmamızı bekleme diyen karamsarlara; doğarken eşit olan, ölürken eşit olan insanın bir gün yaşarken de eşitleneceğine inancım son nefesimde de benimle olacak, biliyorum.

Roman çalışmasından uzaklaştığımı, farklı mecralara yöneldiğimi düşünebilirsiniz. Değil. Konunun merkezinde, odağındayız. Ancak bazı ön açıklamalar gerekiyor. Yazma serüvenindeki bakışımı, üslubumu sözcüklerle olan iletişimimi aktarmalıyım ki, meramımı anlatmam kolaylaşsın.

Roman yazmak; sözcüklerin peş peşe sıralanması, duygusuz, kuru bilgiler yığıntısı olmaktan çok empatiyle yaklaşıp, hümanist bir düşünceyi içinde barındırırsa anlamlı olur. Aksi durum yavan, sığ, sıkıcı bir metnin ortaya çıkması demektir. Kahraman veya kahramanlarla bütünleşmeyi bünyesinde barındırmalı. Kurgusal bir roman da olsa ---bu romanın doğasından kaynaklı--- hissederseniz, ruhunuzu katarsanız okuyucuya da sirayet edeceğine inanıyorum.

Her hangi bir estetik kaygı taşımayan, nitelikli okurla bağ kurmayı amaçlamayan ve ona yönelmeyen “masalcı” romancılara avamın yalnızca parası lazımdır. Ticari amaçlarla yazılan her roman edebiyatın çöplüğünde yazıcılarının ölümünü beklemeden yer alacaktır. Çağımızın en büyük ve tehlikeli hastalığı sosyal medya fonem enliği ile edebiyatın niteliğini ayaklara düşüren, popüler metinlerin kıskacı altındaki kaliteli edebiyatta onları çöplüklerine sabırla bekliyor.

2

Her insanın yaşamı hikâyedir veya hikâyelerden oluşur. Hepimizin görünür olduğu kadar görünmez, sırlarla yüklü hikâyeleri var. Bunların birçoğu ölümle yok olur, son nefesimizle toprağa, bilinmezliklere karışır. Asırlar sonra bir başka bedende yeniden ortaya çıkar mı veya inancımız gereği sorgu, hesap günü size döner mi o da bilinmez. Belki de insanlığın geçireceği değişim ve dönüşümler sonrası inançsal tapınmaların gereksizliği ile farklı bir mecraya yönelecektir. Roman bu sırların iç dökümü olarak yazarı tarafından sonrakilere bırakılır.

Romanda; mekân, zaman, kahramanlar ve betimlemeleriyle hikâyenin sahiciliği konusunda bize ipuçları verir. Nereye sürükleneceğimiz ve nelerle karşılaşacağımız konusunda ise hikâyesiyle ışık tutar. Sağlam bir kurgu ile bütünsellik sağlandığında okuyucunun hazzına bırakılır.

Yazarken sözcüklerin büyüsüne kapılırım. Her bir sözcüğün yerinde kullanımına önem veririm. Sözcüklerin yeni olması veya eskiden kullanılmış olması ile ilgilenmem. Önemli olan sözcüğün verdiği tat, sunduğu haz, kattığı anlamdır. Hikâyenin kesintiye uğramadan akışıyla ilgilenirim. Hikâyeyi gel gittiler arasında kurgularken düşünsel, inançsal, felsefi bakışlarımı, dokunuşlarımı metinle bütünleştirmek, dönemin; kültürel, sosyal, ekonomik, politik atmosferinin yansıtılmasının önemini vurgulamadan geçemeyeceğim. Her hikâyenin tarihsel bir arka boyutunun olduğu gerçeğinden uzaklaşmadan yolculuğumuzu sürdürürsek daha az sorunla karşılaşırız.

Her hikâyenin bizi cezbetmesi düşünülemez. İlgimiz, algımız, düşünsel ve inançsal birikimimiz ve tercihlerimiz hazzımıza yön verip belirler. Bazen hikâyenin içinde kendimizi bulurken, bazen de çok uzaklarda kalırız. Bunu da doğal karşılamamız gerekir.

Başkalarının hikâyelerini yazarken, aslında farkında olmadan kendi hikâyemizi de yazarız. Bundan -----daha önceleri bir yerlerde yazmış olmalıyım---- sonsuz mutluluk duyuyorum. Mutlu olma hissi sizi ele geçirmişse yaptığınız şeyin, yazdıklarınızın anlamına ulaşıyorsunuz. Bu içinizde sevgi tomurcuklarının filizlenip meyve vermesine vesile oluyor. Aksi durum ağır bir yüke dönüşür ki, yaratıcılığın ve üretkenliğin sonudur. Böyle bir ruh halindeyseniz uzak durun hikâyelerin yazımından, bulaşmayın o yoğun düşünsel meşakkate, katlanma gücünüz olmayacaktır.

Her hikâyenin özgünlüğü olmakla birlikte, birçok hikâye ile içincedir. Yargılarda bulunup, ön yargılarla yaklaşırsak hikâyeyi anlama, kavrama, değerlendirme şansımız asla olmayacaktır. Belki de insanlığın asırlardır süregiden yaşamında en büyük sorunu önyargılarıdır. Önyargılardan uzak her anlatım iyiliğin kapılarını aralayacaktır.

Hayata bakışımı; anlama ve anlaşılma üzerine oluşturmaya çalıştığım gibi yazma serüvenimi de bu minvalde kurgulamaya çalışıyorum. Kendimi tanıdıkça; başka hayatları, başka hikâyeleri daha kolay anlamaya başladığımı da itiraf etmeliyim. Bu bakışımı hikâyelerimde etkili kıldıkça güvenim ve iyimserliğim artıyor. Geçmişi ararken, yazarken geleceğe tutunmaya çalışıyorum. Gelecek ne kadar belirsiz de olsa mavi gökyüzünün aydınlığına ulaşmak için bugünü umutla sürdürmeliyiz. Başka hayatımız ve hayatlarımız olmayacağına göre sonraki yazarlara hikâyemizi en yalın, en anlaşılır, en yaşanılır anılarla bırakmalıyız.

Yazma isteği ve arzusu biraz da geleceğe kalmak içindir.