Otomotiv ile geçen 81 yıllık bir ömür... MUZAFFER MERMER EFSANESİ (1)

Otomotiv ile geçen 81 yıllık bir ömür...  

MUZAFFER MERMER EFSANESİ (1)

İNÖNÜ İLKOKULU'NDAN BAŞLAYAN TİCARET
Baştan aşağıya kırlarla kaplı İç Anadolu’nun tam ortasında uzanan ve 1924 yılında il olan Kırşehir ile birlikte dünyaya gelmiş Muzaffer Mermer… Medrese Mahallesi, Tabaklar Sokak’ta başladığı ve büyük atılımlar ile geçireceği ömrünün ilk adımlarını attığı bu müşfik Anadolu kenti sadece coğrafî olarak değil, ticarî anlamda da komşu illeriyle dirsek temasını sürekli korumasını bilmiş ve kendisini ayakta tutmayı başarmıştır. Ticaret ve esnaflık kazanının sadece kazanç için değil, aynı zamanda rızık dağıtmak için de kaynaması gerektiğini söyleyen Ahilik kültürünün beşiği bu şehir yeni kurulan bir Cumhuriyet’in çiçeği burnundaki diğer illeri kadar yoksul, yorgun, fakat bir o kadar da umutludur. 
Halkın ekmek yerine evine un götürdüğü bir dönemde yaşar çocukluğunu… Babası Yusuf Ziya Efendi ailesinin geçimini dericilik ve dokumacılık ile sağlamakta ve o zamanın üç büyük kenti İstanbul, Ankara ve Kayseri ile ticaret yapmaktadır. Türkiye’nin içinde bulunduğu zor ekonomik şartlar Yusuf Ziya Efendi’yi ticarette mesafeler katetmeye zorlarken Muzaffer Mermer de eğitim hayatından küçük tâvizler vermek durumunda kalır. Devam ettiği İnönü İlkokulu’na aile ekonomisine yardımcı olabilmek için Pazartesi günleri gitmemeye karar verir ve kendini dokuma ve deri işlerinin içerisinde bulur. Böylece halihazırda çok iyi bir hâfızaya ve matematik zekâsına sahip olan Muzaffer Mermer okulda öğrendiği çarpma-bölme işlemlerini sadece kara tahtada değil, tartılarda ve o dönemin alışveriş merkezleri sayılan pazar yerlerinde pratiğe dökme fırsatını yakalar. Ticaretle ve ev ödevleri ile ilkokulu başarıyla bitiren Muzaffer Mermer ortaokula Kale ilçesinde devam eder. Fakat ticaretin tozunu bir kere kapmıştır. Orta birinci sınıfta okulu bırakır ve coğrafya kitaplarında gösterilen fizikî şartları kendi gözleri ile görmeye karar vererek yollara düşer. 
ANKARA'DA İLK DENEYİM ve KIRŞEHİR...
Şehir dışındaki ilk tecrübesini babası ile birlikte Ankara’ya gittiğinde yaşar ve memleketten aldıkları bakliyat ürünlerinin satılmasında yardımcı olur. Mesafelerin ve yolların birer engel değil, ardında fırsatlar ve yenilikler barındıran birer mefhum olduğunu artık iyice anlamıştır. Bir arkadaşıyla birlikte Zonguldak’a gitmeye heves ederler. Çalışarak biriktirdiği üç-beş lirayı cebine koyarak Celâl ismindeki arkadaşıyla yollara düşer. Bir liman kenti olması ve yeraltı madenlerinin merkezi olması sebebiyle geldikleri Zonguldak o döneme ait siyah-beyaz fotoğraflar kadar sessiz ve suskundur. Oradaki ilk günlerini iş arayarak geçiren iki arkadaş umutlarla geldikleri bu güzel kentte deniz manzarasından başkaca bir şey bulamazlar. Nihayetinde Celâl ona evini buraya taşıma kararıyla Kırşehir’e döner. Fakat gidiş o gidiştir. Muzaffer Mermer ise arayışlarını sürdürür. Zonguldak’ta memuriyeti nedeniyle Kırşehir’den tanıdıkları eski bir komşularına bir süreliğine misafir olur. Derken günün birinde hiç tanımadığı teyzesinin oğlu onu Zonguldak’ta bulur ve İş Bankası’nın işlettiği yeraltı madenlerinde bir iş bulmasına yardımcı olur. Böylece yerin 300 metre altında tam ikibuçuk ay boyunca çalıştıktan sonra yapmak istediği şeyin bu olmadığına karar vererek Kırşehir’e döner. Yaşı onyedidir. 
Oğlunun dönüşünü dört gözle bekleyen annesi Zemzem Hanım çok özlediği oğlunun bir daha uzaklara gitmemesi için babası Yusuf Ziya Efendi ile konuşur. Ona en uygun kısmet olarak bölgenin vergi memuru olan Şükrü Bey’in tek kızı Fatma Hanım ile evlenmesini uygun görürler. Görücü usulü evlenen çift eskilerde de Anadolu’da âdet olduğu üzere Mermer ailesinin yanında tam sekiz sene yaşar. Bu durumdan çokça hoşnut kalmayan Muzaffer Mermer yıllar içerisinde biriktirdiği para ile kendisine bir ev alır ve eşi Fatma Hanım’ı da yanına alarak baba ocağından taşınır. Ailesi önceleri buna kızsalar da kararına saygı duyarlar; hayat acımasızdır ve genç Muzaffer Mermer yeterince zor olan ülke şartlarında hiç kimseye, hattâ kendi ebeveynlerine bile yük olma niyetinde değildir.
OTOMOTİV DÜNYASIYLA TANIŞMA
Küçük yaşlarından itibaren hayatı yollarda geçmiş olan Muzaffer Bey bir şeyin çok iyi farkına varmıştır; fırsatlara ulaşmak için mesafeler kat edilmelidir. Kırşehir küçük ve mütevazı bir ildir, fakat mevcut üretim gücünü ve potansiyelinin komşu diyarlar ile birleştirilmesi konusunda kabuğunun kırılması gerektiğini fark eder. Yıl artık 1950’dir. İller arasındaki ulaşımın üst tarafında yolcu, altında ise yük taşıyabilen kamyonlar ile sağlanabildiği bir dönemdir 1950’ler... Kırşehir’ deki taşımacılık faaliyetleri Kayserili yatırımcıların kurduğu acenteler tarafından yürütülmektedir. Bu küçük şehir o dönemde henüz gelişmemiş olan ulaşımın acısını çekmektedir; zira tren hattının uzağında kalan Kırşehir’e ulaşabilmek için Yozgat’a bağlı Yerköy’deki istasyonda inmek ve Yerköy-Kırşehir arasında çalışan kamyonlardan birine binmek gerekmektedir. Kırşehir’deki taşımacılık faaliyetlerine el atmaya karar verir. Aynı yıl içerisinde Ankara’ya giderek sekiz kişilik yepyeni bir minibüs satın alır. Araçla Kırşehir’e dönmek ve taşımacılık işlerini bir an önce başlatmak niyetinde olan Muzaffer Bey aynı hafta içerisinde niyeti ciddî olan bir alıcı ile karşılaşır. Memlekete götürülmek üzere bir depoda bekletilmekte olan aracı gören bu kişi minibüsün kendisinden ziyade lâstiklerine talip olur ve aracın üzerinde bulunan beş lâstiğe normal fiyatının iki katının da üzerinde bir teklif eder. Muzaffer bey şaşkındır; piyasada küçük lâstiğin bulunamadığı bir dönemdir. Millî Koruma Kanunu doğrultusunda usulsüz bir işleme karışmak istemediğinden At Pazarı’nda dükkânı olan Kayserili bir ahbabına durumu danışır ve ister istemez ortak olurlar. 
Gerçek kazancın ancak daha iyi bir yatırım ile değerlendirilebileceğini artık iyice kavramıştır Muzaffer Bey. İlk işi araca büyük lâstikler takmak ve onu Bursa’ya götürmek olur. Sanayide uygulanan çalışmalarla araç diferansiyeli, motoru ve şasisi değiştirilerek 22 kişilik otobüse dönüştürülür ve otobüse “Yüksel” adı konulur. Böylece otomotiv piyasasında ilk hamlesini gerçekleştiren Muzaffer Mermer Kırşehir’e döndüğünde Yerköy ve Ankara’ya taşımacılık işlerini başlatır. Yolcular önce 50 veya 75 kuruştan taşınmaktadırlar. Taşımacılık sektörüne yeni girmiş olan Muzaffer Mermer hemen bir sonraki yılda Kırşehir-Ankara arasında işletilecek posta taşıması için ihaleye girmeye karar verir. Teminatını tamamlayıp başvurusunu yapar, ancak taşımayı ilk yılında ücretsiz olarak gerçekleştireceğini taahhüt etse de bu işte tecrübeli olan eski rakîplerinden işi koparmayı o yıl içerisinde başaramaz. Kısmeti bir sonraki seneyedir; Muzaffer Bey böylece Ankara’ya hem yolcu, hem de günlük posta taşımasını sağlayarak Kırşehir’in en önemli nakliye firmalarından birisi olmak yolunda emin adımlarla ilerlemeye başlar. 
(Yazının hazırlanmasında Dünya Kırşehirliler Derneği'nin web sitesinden yararlanılmıştır.)

KIRŞEHİR-KAYSERİ DOSTLUĞU - İstanbul'da büyük iş adamı olmak, hele Sakıp Sabancı gibi devleşmiş iş adamlarıyla dost olmak kolay değildi. Muzaffer Mermer Kırşehir'in yetiştirdiği başarılı bir iş adamı olarak Kayserili Sakıp Sabancı'yla da fırsat buldukça bir araya gelir, fikir alışverişinde bulunurdu. Orta Anadolu'nun iki ünlü iş adamı Mermer ile Sabancı'nın yakın arkadaşlığını yansıtan bu resim bir törende çekilmişti. Sakıp Sabancı Muzaffer Mermer'in hayata veda etmesinden bir yıl önce 2004 yılında aramızdan ayrıldı.
 

YORUM EKLE