Ortadoğu'daki kantarın topuna basan Rus ağırlığı

KIRŞEHİR’de okullar açıldı, sorunlar dağ gibi karşımızda duruyor. Veliler, öğretmenler, öğrenciler isyanda.



Bu ili yönetenler bu olumsuzlukları seyretmekle yetiniyor. Çünkü tıpkı ülkemizi yönetenlerin ülkemizde ve komşularımızda olup bitenleri seyrettiği gibi…
Ülkemizin doğu ve güneydoğunda olup bitenler, hükümetin uyguladığı siyasi ve ekonomik politikalar, yaptığı yanlışlıklar hep bizlere kesiliyor ne yazık ki…
Kırşehir’deki yaşanan sorunları zaten gazetemiz “Kırşehir Çiğdem” ve burada yazı yazan arkadaşlarımız dile getiriliyor. Ben bu konulara girmeyeceğim. Bu nende şu ülkemizi yakından etkileyen Ortadoğu’ya bir göz atacağım.
Ortadoğu’da İvan’ın sahaya inmesiyle oyunun kuralları ve dengeler değişmeye başladı. Yarattığı İşid canavarını, kontrolünden kaçırınca Mehmetçiğe imha ettirme planı suya düşmüşe benzerken, Suudi’nin ve İsrail’in hamililiğini fazla yürütemeyeceğini geçte olsa anlayarak İran mollasının sakalının gölgesine sığınması, Coni’nin Ortadoğu coğrafyasında tutunacağının garantisi olmayacağının işareti idi. Zaten amacının ne olduğu belli olan ve ekonomisi ile yaşamını insan öldürme üzerine kuran Coni’nin sona yaklaştığının işareti midir geri adım atması, ne dersiniz.
Suriye’yi kurşun yağmuruna tutmaya hazırlanan Coni ve arkadaşlarının planı, Putin’in Esad’a MİG şemsiyesi germesiyle, oyunun bozulmasına vesile olmuşa benziyor. İvan’ın şefinin Mehmetçiğin başkanının kulağına, “Arkadaş bak biz komşuyuz bu coğrafyada beraber yaşayacağız Coni yarın sıvışır toz olur gider biz yine baş başa kalırız. Sende elin dinine imanına karışma bak ben karışıyor muyum, senin domatesi, biberi ben alıyorum, onlarda her seferinde senin ihraç mallarına kota uyguluyorlar sen yine NATO üyesiyiz falan diye oyalan fakat onların arkasına da fazla takılma. Büyük bir ihtimalle gaz ve enerji yatırımlarına da yardımı esirgemeyiz” dediğini tahmin ediyoruz.
Putin’le Erdoğan’ın buluşmasından sonra Türkiye Politikasının değiştiğini ve U dönüşünün sinyallerini görüyoruz. Dış politikada çuvalladığını bir türlü kabullenmeyen hükümet, yeni oluşmaya başlayan konjektörün neresinde olacak ve nasıl bir görev alacak (Tabi bu saatten sonra bizi takan olursa).Fakat bu ittifakın neye yarayıp yaramadığını ve eş başkanlığının hala devam ediyor mu yoksa yeni bir eş başkan mı bulundu, bekleyip göreceğiz. Çünkü eş başkanlık artık suya düşmüşe benziyor. Zaten şimdiye kadarda bir fonksiyonu olmadı.
Çin’in yükselişi ve Rusya’nın Suriye olayına aktif olarak direk müdahil olması ve bazı hedefleri bombalaması Coni’yi panikletti. Önce düşman ilan ettiği İran’ı yanına çekmeye çalıştı, bir nebze başarır gibi olsa da, Acem komşumuzun acemice davranacağına pek ihtimal veremiyoruz. Molla hocam işini bilir. Fırsatları tarihi tecrübeleriyle çok iyi değerlendirmesini bilen Şii gardaş menfaatinin olmadığı yere dönüp işemez bile.
Coni’nin büyük şeytan olarak ilan ettiği eski düşman, yeni dost İran’ın Rusya ile olan ilişkisi ve tarihi dostluğu ne kadar ekarte edilebilir, biraz zor.
Yıllardır Çin’in yükselişini önlemeye çalışması başarısız olsa da, kazandığı zamanı kar hanesine yazmasını başarı hanesine ekliyor kurnaz Coni. Yıllardır PKK örgütünün arkasında bir numaralı destekçisi olarak duran Coni, silahlandırdığı ve mühimmatla desteklediği örgütü, Türkiye’nin bu işi bitirmeye niyetli olması azim ve kararlılıkla operasyonlarına devam etmesi, Coni’yi yine telaşlandırdı.
Aynı senaryoyla tekrar çekiç güç Diyarbakır’a yerleşmeye başladı, haydi hayırlısı. Tavşana kaç, tazıya tut diyen Coni, tavşanın yorulduğunu anlayınca, tazıya daha fazla tut diyerek edinilen başarıya ortak olma huyu, dünyanın değişik yerlerinde uyguladığı icraatlar ile sabittir. Tazı olarak gördüğü müttefikinin pekte tazıya benzemediğini ve sabrı tükenmiş bir aslan görünce artık çizdiği senaryoların işe yaramayacağını anlamış olmalı.
Peki, Türkiye’nin bu saatten sonra ne yapması gerekiyor? Milyonlarca insanın yerinden yurdundan edilmesi ve sayısı belli olmayan Müslümanların öldürülmesi neyin amacıydı. Binlerce yıl bir arada yaşayan bölge halkları neden birden bire çatışmaya girdiler ve birbirini boğazlamaya başladı. Bu kargaşada kimlerin çıkarı vardı. Amacın İsrail’in güvenliği ve Suudi’nin yaşam garantisi ise, neden Şii yayılmacılığının bir numaralı savunuculuğunu yapan İran’la Coni’nin anlaşması neyin nesi. Bu saatten sonra Türkiye’nin tutumu ne olmalı? Geç olmakla beraber hiç vakit geçirmeden Türkiye’nin Suriye başkanıyla diyaloğa geçmesi ve özür dilemesi gerekiyorsa dilenmeli, özür dilemekte bir erdemliliktir ve bu kaosun en kısa zamanda sona erdirilmesi için ne yapılması gerekiyorsa yapılmalı, çünkü bu bölgenin insanları bizim ebedi komşumuz ve beraber yaşamaya mecbur olduğumuz insanlardır. Artık anlaşılması gerekir, bu işin Esad’sız çözülemeyeceği hala anlamamak milli çıkarların daha fazla zedelenmesi demektir. Emperyalist gurupların, kendinden olmayanları hayal kırıklığına uğratması ilk yapılan oyun değildir.
Kendi emelleri uğruna, iradesi zayıf idareleri her zaman arayacak ve nitekim bulacaktır da ve Ortadoğu’da her zaman bulmuştur da. Türkiye’nin eş başkanlığı artık suya düşmüş ve bir kaç gün içerisinde Esad kaçacak propagandaları işe yaramadığı gibi, savaşta kaçarak Türkiye’ye sığınan insanların asayişi ve huzuru bozarak Avrupa sınırlarına dayanması, bu bölgeyi karıştıran Avrupa ülkelerini panikletmekle beraber gelişmelere ne kadar duyarsız kaldığı ve insani değerlere ne kadar ilgi gösterdiği sınır kapılarına postu atan Suriyeli sığınmacılara, insanlık dışı davranış ve icraatlarıyla ispatlamıştır.
Memleketini terk eden insanların hemen geri dönmesi düşünülemez, çünkü ne tür acılarla yurtlarını terk eden insanların aynı yere hemen geri dönmesini düşünmek hayalcilik olur. Aynı yaşamı tekrar kurmak ve bir arada kalmak uzun bir terapi devresi gerektirir. Barıştırıcı ve uzlaştırıcı rolünü en iyi yapacak tek garantör ülke Türkiye’dir, halkıyla, ekonomisiyle ve aynı kültürü aynı inancı ve geçmiş tarihlerde beraber yaşayarak oluşturduğu kültürüyle. Türkiye’nin buna hazır olduğuna ve başaracağına inanıyorum ve doğacak bütün zorlukları karşılamak zorunda olduğuna topluca inanmak gerekir diyorum. Belki bir hazırlık kentleri kurulabilir ve yeni yerleşim yerleri inşa edilebilir ve böyle olması gerekir. Çünkü geçmişte doğan düşmanlıklar ancak gerçek dostların iyi niyet aracılığı ile giderilir.
Bu aracılığı ancak Türkiye yapar, diğer ülkelerin maddi olarak yardıma katkıda bulunması bu süreci daha hızlı işletebilir fakat böyle bir yardım beklemek biraz saflık olur. Cebinde akrep besleyen Avrupa ülkelerinin cebi, ellerinin yetemeyeceği kadar uzaklıktadır. Avrupa’ya fazlada güvenmemeli. Bu saatten sonra bütün görüşmelerde ve gelişmelerde Rusya’nın müdahil olması gerekecek. Rusya’nın kabullenmemesi ve efelenmek Türkiye’nin çıkarlarını terse itmek demektir.