ÖNCE SÖZ VARDI

Sözler ve sözcükler hakikattir. Bir güçleri vardır. Kendilerini aşan, sonraki nesillere sarkan ve sürekli çoğalışlarıyla… Aksi durumda dünya öksüz ve yetim kalırdı. Sözlerin akmadığı, buluşmadığı bir insanlığın yaşamını tasavvur edemiyorum. Belki çok klişe olacak, ölü… Canlı ölü… Nefesi olan ölüler… Nefese anlam katan, nefesi büyüleyen sözler ve sözcüklerdir. Soylarını sürdürmek, yaşamak isterler. Her dokunuş, her sesleniş sözün gücünü arttırır. Kalıcı olmasını ve insan soyunun ayrıcalığını yansıtır. Diğer bütün canlı varlıklardan ayıran, değer katan söz ve sözcükler kelama dönüştükçe huzura erer. Aksi durumda kendi içine kapanır, sönükleşirken ölümünü bekleyen bir çaresiz olur.

Kimliklerimizden önce söz vardı. Kimlikleri farklılaştıran sözdür. Araya derin çukurlar, yüksek barikatlar çeken de sözün şekli, yöntemi ve dilidir. Kendi kimliğimizle baş başa kalmak veya terk etmek istediğimizde ilk karşımıza çıkan sözün gücüdür. Bizi ya özgür bırakır ya da esaretine alarak ömrümüzün geri kalanını cehenneme çevirir. Sözün sihri diyebilirim.

Ben, her durumda üzerime yapıştırılan ve ayrılmazıma dönüştürülen kimliğimin beni gerçekten objektif yansıtmadığına inanırım. Üstelik çok yönlü, çok katmanlı olan kimliğimin bir yönünün öne çıkarılıp önüme çıkarılmasını da ahlaki ve vicdani bulmuyorum. Kimlik benim özelliğim, beni yansıtıyor, doğru. Ancak, ben değilim.

Dünyaya yayılan söz yazıyla birlikte kitaplara toplanıp; aydınlatmak, iyileştirmek için ruh eczanelerine ulaştı. Evlerin raflarına dizildi, bakalım, ruhumuzun derinliklerindeki ışıltıları görelim diye…Ve soyunu sürdürme, etkide bulunmak için zincirleri parçaladı. En gelişmiş, en saf, en sakin halinin özgür bırakıldığı anlar olduğunun bilinciyle tutsaklığa karşı bayrak açtı. Sözün gücünün kılıçtan üstünlüğünü her fırsatta haykırdı. Esarete en çok sözler, sözcükler isyan etti, tepki gösterdi. Hayatlarını sürdürmek için amansız bir mücadele ve direniş gösterdi.

Sözcükler keskin bir kılıç gibidir. Kınında bekleyen kılıcın uysallığı, dimağda bekleyen sözcüğün uysallığına benzer. Yürekten fırlayıp, dudaktan dökülen her sözcüğün izleyeceği rota, etkileyeceği alan, yaralayacağı ruh başka başkadır. Bundandır kelamı söze dökmeden önce ince eleyip, sık dokumanın gerekliliği… Yaralar, zehirler, sakat bırakır, hayata küstürür, sevinci coşkuyu öldürür, öfkeyi nefreti körükler.

Söz çok basit, sözcük sıradan, akar yatağında bulur, yolunu…

Nesneler sözcüklerle anlamlaşır. Her dilin sözcüklerinin; sevimli oluşu, çekici oluşu, ruhlarda bıraktığı etkiler, duygusal farklı oluşu birazda gücüne bağlıdır. Sözcükler çoğaldıkça nesneler çoğalır. Sözcükler güçlendikçe nesneler güçlenir. Zaman çoğalan sözcüklerin farklı coğrafyaları, farklı soyları etkisi altına alarak güçlendiğini ve ömrünün uzadığına tanıklık eder. Sönükleşen sözcükler; etkisizleşir, daralır, kimsesizleşir ve sönükleşerek kaybolur mensubu olduğu varlıklarla birlikte.

Her şey zamandır. Var oluşumuz, yok oluşumuz, söz, sözcükler ve diğer her şey. Zamana yenilir her şey. Zamanın önüne katıp; eskitmediği, tüketmediği, yok etmediği hiçbir şey yok.Zaman her şeyin galibi ve sahibi. Geçen zamanın ardından her bakışımızda kendi geçmişimizi görme, yüzleşme, hesaplaşma becerisi ve cesaretini gösterebilsek gelecek yolculuğumuz daha anlaşılır, katlanılır, yaşanılır olur. O zaman yolculuğunda sözcükleri koruma ve emanet bırakmak zamanın gücünü kırmak olacaktır. Ancak şu yalın gerçeği asla unutmayalım ki; hiçbir şey zamanın gücünden kaçınamaz. Sözcükler de yerini yenilerine bırakmak zorunda kalırlar.

İnsanın yolculuğu hem kendisine, hem de zamana yapılır. Kendimizi her yenilediğimizde sınırlı olan sözcüklerimizin ölümünü geciktirme dışında da aslında bir şey yapmış olmuyoruz. Varlığımızla yok olduğumuzda ise sözcüklerin varlığının ve gücünün anlamsızlığı ortaya serilir. İnsan yaşlılığında gençliğinin anılarını ısıtıp ısıtıp ortaya atıverir. Gençliğin o; kinayeli, cilveli, şehvetli sözcüklerinin yerini de ağırbaşlıları alır. Hayatın değişmez kuralı sözcüklere de sirayet eder, ele geçirir. Zaman her şeyin sahici sahibidir. Sözcüklerin de… Zamanın sürekli değişkenliğine odaklanan bizler büyük bir yanılsama içerisinde olduğumuzu fark etmeyiz. Aslında her şey değişirken, değişmeyen tek şeyin asırlardır zaman olduğu gerçeğidir.